Yazı Hakkında

Başlık:Kazan Hemen Patlamaz!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:22 Ocak 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kazan Hemen Patlamaz!

Devletin üst düzeylerindeki bir dostum anlattığında yadırgamıştm.. “Acaba abartma payı mı var” diye düşünmüştüm.

Üst düzey bir komutanın sözleriydi bana aktardığı… Birkaç kişi önünde, yumuşatılmaya çalışılmadan söylenmiş sözlerdi. DYP Genel Başkanı ile -yarı Başbakan Yardımcısı ile- ilgiliydi ve yenir yutulur cinsten değildi.

Ve Emin Çölaşan, köşesinde yeni bir olayı anlattı:

Üç “üst düzey asker”, birkaç gazeteci ile baş başa bir yemek yiyorlar. Askerler, Refaha ve hükümete ateş püskürüyor. “Şaibe Hanım” için söyledikleri ise yazılamıyacak kadar ağır.

Ekliyorlar:

“Bunları aynen yazabilirsiniz… En küçüğümüzden en büyüğümüze kadar, bu kadın hakkında düşüncemiz budur..”

★★★

Önce Doğan Akın, üzerinde koskoca bir kitap yazdı..
Dedikoduya değil, somut bilgi ve belgelere dayalı bir kitap.

Ve şimdi Çölaşan, hemen her Allah’ın günü köşesinde somut sorular sorup duruyor.. Çiller’le, kocasıyla, malvarlıklarıyla, ediniliş biçimleriyle ilgili sayısız ve de yanıtsız sorular.

Çillerler’in sadece Amerika’daki malvarlıkları 6 milyon doları buluyor. Nereden buldular bu parayı?.. O malların sadece 1994’teki getiri, bugünkü kurdan 55 milyar liraya ulaşıyor. Ne yaptılar o yıllık geliri? Vergisini ödediler mı? Türkiye’ye getirdiler mi?

Mızrağın çuvala sığması olanaksız!

RR Çiller’i yolsuzlukla suçlayan önergelerini birer birer yalayıp yutuyor. Ne uğruna?.. Devleti içten ele geçirme uğruna.. Mercümek dosyalarının hasılatı edilmesi uğruna…

Yani köprüden geçme uğruna “ayıya dayı” demeyi içine sindiriyor, RP’lilerin, ahlaksızlıklara, yolsuzluklara, uğursuzluklara -belki de içleri sızlaya sızlaya sünger çekerken- kendilerine göre “meşru”bir nedenleri var Makyavelci bir yaklaşımla, “meşru amaç” uğruna “gayri meşru” bir aracı kullanıyorlar.

Ya DYP’liler?

Ne amaçları meşru, ne de araçları “Kişisel çıkar” dışında, Çiller’e verdikleri desteği haklı gösterebilecek hiçbir gerekçeleri yok!

Kadınları kızları baştan çıkarmayı iyi bilen bir “tarikat şeyhi”.. Tanıdığı kanıtlanan, üç büyük kentimizin belediye başkanları.. Ve de birçok RP büyüğü..

Ne rastlantı!

Ankara’nın amblemine -yasalara karşın- camiyi yerleştiren fanatik belediye başkanını ekranda izledim.. . Sorulardan başka her konuyu anlatıyor: Ekonominin nasıl düzeldiğini, ordunun nasıl kendilerine karşı olmadığını, ülkenin nasıl nurlu ufuklara yöneldiğini.

Bir arkadaşına başsağlığına gitmiş… Şeyh efendi de meğer o evde imiş…

Ne kadar inandırıcı!

Üç saat kadar konuşmuşlar.. Hatta kendisine dua bite etmiş.. Ama gazeteciter sorduğunda anımsayamamış..
Bugün bile görse tanımazmış..

Ne unutkanlık!

★★★

Aslında unutkanlık bizde toplumsal bir hastalık.

Şu sözlerin daha iki ay önce edildiğin nasıl unuttuk:

Bu tarihi unutmayın… 3 Mart 1924’te (halifeliğin kaldırılması) sen de yıkıldın, ben de yıkıldım, din de yıkıldı, kitap da yıkıldı.. Ey intikam sahibi olan Rabbim, beni intikamıma memur eyle!.. Sız Müsümanlar işinizdeki hırsı, kini, nefreti asla eksik etmeyin. Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola harman ola…”

Bu sözlerin, RP’nin Kayseri Belediye Başkanı’na ait olduğunu ve de o adam hakkında, DYP’li İçişleri Bakanı’nın göstermelik bir soruşturma açtırdığını, nasıl unuttuk!

★★★

TBMM’de parmaklar kalktı, vicdanlar karardı… Çiller ve DYP aklandı mı?

Parmaklar kalktı, vicdanlar karardı… Mercümek ve RP aklandı m?

Şeriatçı kafa, devleti içten içe kemiriyor; DYP’lilerin yarın torunlarının yüzüne bakacak suratları yok.. Rejim sorunu çözüldü mü?

Bir DYP “önde geleni” şöyle diyor:

– Tabanda bir bölünme var… Refah süratle kadrolaşıyor…
DYP, Anadolu’da kan kaybediyor… Arkadaşlar bir araya gelince hep bunları konuşuyoruz; ama partiye zarar verme kaygısı açıklama yapmamıza engel oluyor..

Ülke ve rejim zaten önemli değil: önemli alan “parti”(!).. Öyleyse söylesinler: Konuşmak mi böyle bir durumda “parti “ye zarar veriyor, yoksa susmak mı?

Hükümetin içinde ve başında, kamu vicdanında mahkûm olmuş suçlular… TBMM’de bir suçları aklama ortaklığı.. Kendisini yıkmak isteyenlerce içten içe “fethedilen” bir devlet… Yöneticilere saygısını ve inancım yitirmiş bir halk..

Ve hükümetin başındakilere öfkesini, gazeteciler önünde bile, “en ağır biçimde” dile getirmekten çekinmeyen bir asker…

Durum vahim!.. Bazıları ise bunu göremeyecek kadar cahil, gafil ya da hain!.

Çıkış yolu kalmayan buhar kazanı hemen patlamaz. En tehlikeli an, “Bu kazan her basınca dayanır” diye düşünmeye başladığınız andır.

Ders alınsaydı eğer, tarih “tekerrür” mü ederdi?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: