Yazı Hakkında

Başlık:Kazananlar ve Kaybedenler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Şubat 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kazananlar ve Kaybedenler…

Her olumsuz şeyin mutlaka olumlu bir yanı vardır.

Ecevit dışı soldaki “birleşme” sürecinde yaşanan olum-
suzluklar ortada. Ama o olumsuzlukların bu ölçüde açığa
çıkması olumludur. Böylece, nelerin değişmesinin artık
kaçınılmaz olduğu -tartışılmaz bir biçimde- anlaşılmıştır.

Kaybedenler değişmelidir!

* * *

Kimlerdir kaybedenler?

CHP ve SHP örgütleri… Genel başkanları.. ve genel
başkanların “çanak tutucuları”…

Bu iki partinin tabanının eğilimlerini yansıtan kamuoyu
yoklamaları yapıldı. Mümtaz Soysal’ı seçenlerin oranı,
Baykal ve Karayalçın’ı seçenlerin tam iki buçuk katı.

Ama “delege”ler arasında yapılan araştırmanın
sonuçları, bunun tam tersi; Baykal yüzde 48, Soysal yüzde
37.

Demek ki bu iki parti ve özellikle de CHP “demokratik” bir
yapıya sahip değil!

Bu partilerin tükenmelerinin ya da tıkanmalannın
anlaşılmayacak bir yanı olabilir mi? Seçmenin -yani ta-
banın- eğilimlerini yansıtmayan bir parti yapısının “sağlıklı”
olduğu söylenebilir mi?

SHP örgütünde, zaman zaman “çıkar ilişkileri”nin öne
çıkmasına karşılık, “anarşik” bir yapı var. İdeolojisindeki
karmaşa ile yapısındaki karmaşa atbaşı gidiyor. Denetlen-
mesi daha zor. Bu nedenle de, Sayın Soysal’a en çok
destek oradan gelebiliyor.

Ama CHP örgütü Sayın Baykal’a göre kurulmuş. Ta-
banda çok sağlıklı, “eski” CHP’nin gelenek ve çizgisini
sürdüren bir kesime karşın, “delege” düzeyinde “çatlak”
sese yer yok!

Kaybedenlerin başında bu iki örgüt “modeli” var.

* * *

İki genel başkan… kendi siyasal geleceklerine “solun
geleceğinden” daha çok önem verdiklerini, “fazla” ayan-
beyan ortaya koydukları için kaybettiler.

Sayın Baykal, CHP delegelerini “bindirilmiş kıta”
gördüğünü fazla belli etti.

Sayın Karayalçın, kendi şansının olmadığını
anlayıncaya kadar fazla direndi. Mümtaz Soysal’ın “ulusal
solcu’luğu ile Saddam arasında -“Diyarbakır”da- ilişki
kurarken fazla “çirkin”leşti.

Baykal ve Karayalçın, tüm stratejilerini “Soysal’ın önünü
kesmek” üzerine oturturlarken, fazla “politikacı” oldular.

Oysa solun gereksinmesi artık politikacıya değil “devlet
adamı”naydı. Siyasetin geleceğini kendi kişiliklerinde değil,
kendi kişiliklerini devletin geleceğinde arayabilenlerdeydi.

Sadece Sayın Karayalçın ve Sayın Baykal kaybetmedi;
belirli bir siyaset adamı “modeli” kaybetti!

* * *

Kimler kazandı?

Siyaseti bir 100 metre yarışı gibi değil de “maraton”
olarak görenler kazandı… Ecevit, Soysal, Çetin ve Güneş
gibiler kazandı.

Sayın Ecevit, tutarlılığını koruduğu için, söyledikleri Son
olaylarla “bir kez daha” doğrulandığı için kazandı,
inandırıcılığı daha da arttı.

Sayın Soysal, doğrulan en açık bir biçimde sergilediği,
küçük delege pazarlıklarına girmediği, siyaseti kendisi için
değil inançları için yaptığı izlenimini verdiğinden kazandı.

Sayın Hikmet Çetin, kimseyle kavgalı olmadığı için,
siyaseti hiçbir zaman çirkinleştirmediği için, kısır
çekişmelerin dışında kalabildiği için kazandı.

Sayın Hasan Fehmi Güneş, Atatürk’ün CHP’sinin
çizgisinden ödün vermediği için, Baykal’a göre oluşturul-
duğu izlenimi yer yer ağır basan bir örgüt içinde bile
kişiliğini koruyabildiği için kazandı. Siyaset adamı değil
“devlet adamı” kimliği hep önde kalabildiği için kazandı.

Onlar ve benzerleriyle birlikte, belli bir siyaset adamı
“modeli” kazandı!

Dürüst, tutarlı, kişiliklerini inançlarının gerisinde tutabilen,
tutkularını “sağduyu” çizgisinin gerisine çekebilen bir
siyaset adamı modeli…

* * *

Ne yapmalı?

Kaybedenler gitmeli, kazananlara destek olunmalı!

Örgüt “demokratik” bir yapıda yeniden kurulmalı… Ta-
banı yansıtacak biçimde ve sıfırdan başlayarak…

Sayın Baykal, önderlik tutkusunu rafa kaldırmanın,
sadece parti için değil kendisi için de çok hayırlı olacağını
kabul etmeli… Ama parti de ondan “bakan” olarak ve
“konuşmacı”olarak yararlanmalı…

Sayın Karayalçın, niteliklerinin siyasal önderlikten çok “iş
bitiriciliğe” uygun düştüğünü görmeli… Ama belediye
başkanı olarak sağladığı başarıyı “bakan” olarak sürdüre-
bilme olanağı ona da verilmeli…

İkisi d, parti yönetiminden “tamamen” uzaklaştırılmalı,
ama parti “vitrin”inde kalmalı!

Ve unutmamalılar ki siyasette herkese yer vardır… Ama
“hak ettiği ile yetinmek” koşuluyla!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: