Yazı Hakkında

Başlık:Kendini Mayın Sananlar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:21 Kasım 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kendini Mayın Sananlar…

İki hafta önceki yazım şu satırlarla noktalanmıştı:
“Aydın olmanın sorumluluğu vardır. Ve o sorumluluk, insanın her şeyden önce kendi kendisini sorgulamasından geçer… Mayına basma tehlikesini bile bile, doğru olduğuna inandığı yolda yürüyebilmesinden geçer.”

Askerin Güneydoğu’daki yürekliliğini, aydının da
göstermesi gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım.

Ne Yaşar Kemal tabu olmalıydı ne Yağmurdereli ne de bir başkası…

Örneğin Yaşar Kemal’in doğrularını alkışlayan kişi, yanlışlarını da vurgulamaktan çekinmemeliydi.

O düşünceleri paylaştıklarını bana ileten Cumhuriyet okuru sayısı pek fazlaydı. Ama yolun mayınlı olduğunu da biliyordum.

Saldırı Radikal 2’den geldi.

Meğer ben neler yapıyormuşum da haberim yokmuş.

Bütün dünyayı “Nutuk “la açıklamaya çalışıyormuşum… Kullandığım dil, resmi ideolojinin klişeleri ile dolu bir dilmiş; “devlet dili”ymiş.. “Halk dalkavukluğu” aydının görevi değilmiş…

Yazıdan anlaşıldığına göre, ben aydın falan değildim. Ne olduğum ise sonunda açıklanıyordu:

“Yaşar Kemal evrensel bir şahsiyettir. Düşüncelerini dile getirmek için ne devletinden ne de onun memuru Kışlalı ‘dan izin alması gerekmez. ”

Bir nokta kapalı kalmıştı.

Acaba ben üniversitede ders verdiğim için mi
“memur” sayılıyordum; yoksa “resmi ideoloji”yi savunmak görevini üstlendiğim için mi?

Radikal’in “mebzul miktar”daki numaracı cumhuriyetçilerinin ortak bir özelliği var.

Cumhuriyetin temelindeki bazı değerleri savunan
kendi gazetelerinin köşe yazarlarına karşı bile saldırganlar. Radikal 2’de bir tarihte Mümtaz Soysal
kapak olmuş, hakkında da iğrenç bir kusma yazısı
yayımlanmıştı.

Çünkü Soysal, “ulusal sol”un önde gelen bir ismiydi,

Ve kafalarındaki “İkinci cumhuriyetin ne menem
bir şey olduğu da böylece ortaya çıkıyordu.

Atatürk’e, cumhuriyete sövmek ve bunu özellikle dış dünya önünde yapmak serbest!.. Hatta alkışlanacak bir hareket,.. Ama o davranışlardaki yanlışları, yalanları sergilemek yasak!.. Toplumunuza yapılan haksız saldırılara karşı çıkmak ayıp!

Kemalizm “resmi ideoloji” olmaktan çıkalı yarım
yüzyıl oldu, 12 Eylül ile birlikte de o yeri “Türk-lslam
sentezi” doldurdu… Bu köşe resmi ideolojinin sözcülüğünü yapmıyor. Ama saldıranlar “resmi ideoloji“nin sözcülüğünü yapıyorlar.

Dünyadaki “resmi ideoloji”nin!.

“Yeni dünya düzeni”nin. Yani yeni emperyalizmin…

Arada bir göz atın “o cephe”nin sütunlarına. Vahşi kapitalizmin, yeni dünya düzeninin, basındaki tekelleşmenin karşısında tek satıra rastlayabilir misiniz?

Onların görevlen “ulusal devlere saldırmak. Çünkü yeni dünya düzeninin önündeki tek engel o…
Atatürk’e ortam uygun olduğunda cepheden, olmadığında kalleşçe, kaypakça saldırmalarının nedeni
de aynı…

Ulusal devlet anlayışına, Atatürk’e, bu topraklar
üzerinde yaşayan insanların ortak çıkarlarına sahip
çıkanlar “halkın dalkavuğu”..

Güzel!

Peki “özelleştirme” adı altında, bu toplumun 70
yıllık birikiminin peşkeş çekilmesi karşısında susanlar… Demokrasi için en büyük tehlikelerden birisi
olan, basındaki tekelleşmeyi görmezden gelenler..
Büyük devletlerin çıkarlarına uygun bir düzeni “küreselleşme” adı altında dayatmaya kakanlar…

Acaba onlar kimlerin dalkavuğu?

Atatürk’ü eleştirirseniz “aydı “sınız… Alkışlanırsınız, sırtınız sıvazlanır…

Ama Yaşar Kemal’deki ya da Yağmurdereli’deki
doğrularla yanlışları birbirinden ayırmaya kalkarsanız… Kendilerini “mayın” sanan birileri ya patlarlar
ya çatlarlar.

Onlar aydın, biz memur…

Yeni mandacılığın adı ne zamandan beri “aydın olmak” oldu?!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: