Yazı Hakkında

Başlık:Kıbrıs Manzaraları…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:05 Mayıs 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TAN EK KIŞLALI

Kıbrıs Manzaraları….

İçeri girince şaşırmıştım.

Ufacık bir odada, karşılıklı iki masa vardı. Sağ taraftaki masada, başı örtülü, nur yüzlü iki genç kız çalışıyordu.

Karşıdaki masa ve arkasındaki duvar ise Atatürk’ün resimleri ve sözleri ile doldurulmuştu.

Gazi Magosa’daki Doğu Akdeniz Üniversitesi’ndeydik. İçinde olduğumuz bina, öğrenci kulüplerine ayrılmıştı. Kulüp sayısı çok olduğu için de her odaya iki kulüp düşüyordu. Girdiğim odadaki kulüpler ise “Atatürkçü Düşünce Kulübü” ile “Edebiyat Kulübü” idi.

Trabzonlu olduklarını öğrendiğim başörtülü iki kız öğrenci, öğleden sonraki toplantıya da geldiler. “Kemalizm, laiklik ve demokrasi” konusunu irdeleyen
uzun konuşmamı, sonuna kadar dinlediler.

★★★

Kıbrıs’a ilk gidişim, “Barış Harekâtı”ndan yedi ay kadar önceye raslamıştı.

Türkler üçüncü sınıf insan konumundaydılar. Yoksuldular. Magosa’dakiler eski kalenin içine sıkışıp kalmışlardı.

Yıllar sonra Girne’yi gördüğümde gururlandım.

Ama bu kez Doğu Akdeniz Üniversitesi’ni gezince, bir başka umutlandığımı hissettim… Dört fakülte, iki yüksekokul, altı bini aşkın öğrenci. Geniş bir alana yayılmış, nefis bir “kampus”.

Öğrencilerin yaklaşık yüzde 20’si. Pakistan’dan Nijerya’ya kadar yabancı gençler. Bir o kadar da Kıbrıslı Türk. Geri kalanlar ise Türkiye’den.

Hızla gelişen üniversiteyi gezerken pırıl pırıl gençlerle konuşurken gelişmiş bir ülkedeymişsiniz gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.

Diğerleri küçük ama, KKTC’de bugün hızla büyüyen tam beş üniversite var. KKTC ekonomisi ambargo altında; kendisi ise uluslararası bir üniversite ülkesi olma yolunda.

Son Ecevit hükümetinin bir üyesi iken Kuzey Kıbrıs’a bir konservatuvar kurma isteğindeydim. Bunu gerçekleştirme olanağını bulamamış olmaktan dolayı, bir kez daha üzüntü duydum.

★★★

Bu kez, ikinci bir üzüntüm daha oldu Kıbrıs’ta.

Aslında üzülmekten çok, acımaktı bu… Eski dostum, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Cem Çakmak‘la ve Rektör Yardımcısı Prof. Haluk Tosun’la uzun uzun konuştum. Artık siyaseti bırakıp kendini araştırmacılığa veren, başarılı romancılığını sürdüren, sınıf arkadaşım İsmail Bozkurt‘u dinledim.

KKTC de solun niçin gerilediğini daha iyi anladım.
Ve kendine “sol” diyen bir kesime, bir kez daha acıdım.

Eski komünistler, şimdilerde Batı uyduluğu peşindeler. Rum hayranı olmuşlar. Solun geleneksel ne kadar “değer “i varsa, hepsini yadsıyarak sol olunabileceğini sanıyorlar.

Eskiden yönler Moskova’ya çevriliydi. Şimdi ise Londra’ya.

Değişen ne var?

“Bağımsızlığı” savunmak, onlar için “faşist” likle eşdeğer… Emeğin önceliğini, toplumsal adaleti falan zaten unutmuşlar Neredeyse lafını bile etmiyorlar..

Özker Özgür ve CTP’sinin son seçimlerdeki hali neyi gösteriyor?

“Ulusal” olmayı beceremeyen, “yükselen değerler”e, yeni dünya düzenine, “küreselleşme” ideolojisine teslim olanların “kaçınılmaz” sonunu!..

“Yeni sağ”ı beğenenler, onu niçin “eski sol”da arasınlar ki!?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: