Yazı Hakkında

Başlık:Kıbrıs Olayı’nın Anlam ve Önemi!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:14 Temmuz 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kıbrıs Olayı’nın Anlam Ve Önemi!

Türkiye 25 yıl önce ne yaptı?

“Kıbrıs Türkleri’ni soykırımdan kurlardı. “

Neye dayanarak yaptı?

‘Uluslararası anlaşmalardan doğan ‘garantörlük hakkına’ dayanarak yaptı. NATO eğer Kosova’da haklı ise, Türkiye 1974 müdahalesinde NATO’dan çok daha haklıydı.”

Türkiye şimdi Batı’nın -hemen her türlü- baskıyla desteklediği önerilerini kabul ederse ne olur?

“Federasyon kuruldu diyelim. Ada 24 saatte AB ‘ye alınır. Ada’daki Türkler -aynen Batı Trakya ‘daki gibi- azınlık konumuna düşerler. Türkiye Ada’dan tamamen soyutlanmış olur Ada. AB kanalı ile Yunanistan ’ın bir parçası olur ve Türkiye için Girit ya da Midilli’den farkı kalmaz.”

Sorular bendendi.. Yanıtlar da Sayın Erol Manisalı’nın Cumhuriyetteki köşe yazısından.

“Hayır, bu yanıtlar doğru değil” diyebilecek ve buna inandırıcı gerekçeler gösterebilecek bir tek babayiğit var mı?!

★★★

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın üzerinden 25 yıl geçti.

Bu 25 yıl bize neler gösterdi, neler öğretti?

Bir… Daha önceki dönemin tersine. 25 yıldır Kıbrıs’ın güneyinde de kuzeyinde de kan dökülmediğini. Kıbrıs’ı Türk’ün de Rum’un da, 25 yıldır demokratik bir ortamda yaşadığını.

İki… Makarios’tan Klerides’e, Yunan cuntasından bugün Yunan hükümetine, Kıbnslı Rumların da, Yunanlılarında. Kıbrıs’ın tümüne sahip olma düşünden vazgeçmediklerini.

Üç… Yunan ve Rum tarafının, Kıbrıs’ta “kalıcı” bir barıştan yana olmadıklarını.. Çünkü barışın Türkiye’yi ve Türk tarafını uluslararası düzeyde rahatlatacağına. kendilerinin zaten iyi olan durumlarına ise ciddi bir katkı yapmayacağına inandıklarını.. Ancak Ada’nın tümüne yeniden egemen olmalarına kapı
açacak bir “barışı” (!) kabul edebileceklerini.

Dört… İster -ABD’deki gibi- Rum seçmenlerin etkisiyle. ister-Avrupa’daki gibi- kültürel yakınlık nedeniyle olsun; Batı’nın Yunan yanlısı bir tutum içinde olduğunu.. AB’ye Türkiye’yi kabule zaten niyeti olmayan Batı’nın Kıbrıs’ı bir “bahane” olarak kullandığını ve Kıbrıs’ta istenilen ödünler verilse bile, kesinkes yeni bahaneler yaratacağını.

Beş… Ve Kıbrıs’ta Türk ve Rum’un iç içe ve barış içinde yaşamasına artık olanak kalmadığını…

Bu saptamaları beş yıl önceki bir yazımda yapmıştım. Geçerliliklerini korumadıklarını -inandırıcı bir biçimde- savunacak tek bir babayiğit var mı?!

★★★

Her şey öylesine açık ve yalın ki!

KKTC tek başına varlığını sürdürebilir mi?

Hayır!. Batı buna izin vermiyor ve vermeyecek.

Türkiye -Batı’ya güvenerek- Rumların istediği ödünleri verebilir mi?

Hayır!.. Bunu kabul etmek, Ada’nın giderek Bosna’laşmasını, Kosova’laşmasını kabul etmek olur.

Türkiye, 1974‘ten bu yana katlandığı özverileri bir kalemde silip, Ada’can vazgeçebilir mi?

Hayır!.. Ne oradaki 150 bini aşkın soydaşına karşı olan insancıl sorumluluğu, ne de kendi güvenliği ve stratejik çıkartan açısından buna olanak var.

Geriye tek bir seçenek kalıyor: Ya iki tarafın siyasal eşitliğine dayalı bir konfederasyon; ya da dışişleri ve dış güvenliğinde Türkiye’ye bağlı, içişlerinde
tamamen özerk bir KKTC!.

Bu saptamayı da beş yıl önce yapmıştım.

Özde değişen bir şey var mı?!

Üstümüzdeki haksız baskıların arttığı bugünlerde… Batı’nın Kıbrıs Rumlarını AB’ye kabul ettiği gün, Türk tarafının da bu formülü yaşama geçireceği bir kez daha vurgulanmalıdır.

Bu durumda Batı’da gürültü kopmaz mı?

Elbette kopar.. Ve elbette giderek de söner.

Çünkü Batı, Türkiye’yi içinde istemiyor, ama dışında da istemiyor. (İnanmayanlar, pazartesinin Cumhuriyetinin 9. sayfasını açıp okusunlar. Eski AB Dış
ilişkiler Komisyonu BaşkanıTom Spencer’in, 30 yıldır Türkiye’nin nasıl ve niçin oyalandığı itiraflarının altını çizsinler.)

Batı içinde istemiyor, ama birçok temel çıkarları açısından Türkiye’ye muhtaç!

12 Eylül döneminde bile, olumsuz tutumlarının gidebileceği noktayı, bir av köpeği duyarlılığıyla belirlemişlerdi. Şimdi mi belirlemeyecekler?!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: