Yazı Hakkında

Başlık:Kim Haklı?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:02 Nisan 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kim Haklı?

Flash TV’deki “Ankara Kulisi”nde Sayın Mesut Yılmaz’la bir konuda tam ters şeyleri savunduk.

İkimiz de Refah’ın laikliği ve demokrasiyi yıkmaya yönelik bir parti olduğu görüşünde birleştik. Hatta RP’ye karşı savcılann yıllardır görevlerini yapmamış oldukları noktasında da…

Ama çıkış noktasında ayrıldık.

O, bugüne gelinmesinin bir numaralı sorumlusu olarak Refah’ı gösteriyordu. Ve 12 Mart yönetiminin. Erbakan‘ı nasıl İsviçre’den getirtip parti kurdurduğunu da anımsatmadan geçemiyordu.

Ben ise, yanlış tanının (teşhis) yanlış tedaviye neden olacağına inananlardanım. Ve de, Refah’ı iktidara götüren yola yeşil halıları, “orta sağ” iktidarların döşediğine inananlardan…

★★★

Kim haklı?

“Manzara-ı umumiye” ortada…

Bugün yaklaşık yarım milyon çocuk ve genç, din adamı olmak üzere eğitim görüyor. Ama yüzde doksanı, dinle ilgili değil, devletle ilgili işlerde
görevlendiriliyor… İmam okulları, genel liselerin rakibi haline gelmiş.

Oysa “öğretimin birliği” yasası bugün de yürürlükte.

Laik devleti yıkma yeminlerinin edildiği Kuran kurslannda çocuk beyinleri yıkanıyor. Şu anda bu kurslarda “eğitim” görenlerin sayısı bir buçuk milyonun üstünde.

Oysa anayasada devletin “laik” olduğu yazılı.

Devletin dar gelirli aileçocuklanna “parasız yatılı’ desteği öldürülmüş. Meydan şeriatçı vakıf ve derneklerin yurtlarına bırakılmış.

Oysa anayasada devletin “sosyal” olduğu yazılı.

Kurban derilerinin şeriatçı kuruluşlara ve onların desteğindeki Refah’a kaynak olarak kullanılması yolu ardına kadar açılmış.

Oysa bu hakkı Türk Hava Kurumu’na bırakan yasa değişmiş değil…

Evet, genel görünüm ortada… Ve bu genel görünümün anayasa ve yasalara ne ölçüde aykırı olduğu da!

★★★

ANAP’ın sayın genel başkanının bu genel görünümün yanlışlığına itirazı yok. Ama suçlu olarak, Menderes‘ten Özal’a, oradan da Çiller’e uzanan “orta sağ” iktidarların gösterilmesine itirazı var.

Ona göre, tek parti döneminde “halka rağmen laiklik” geçerliydi. Yasaklar, dayatmalar, baskılar söz konusuydu. Çok partili dönemle birlikte; bütün hükümetler toplumu laiklikle barıştırmaya çalıştılar CHP hükümetleri bile, imam okulu açtılar.

Yılmaz bir ara şöyle dedi:

“- 163’ü kaldırdık; ama kimse -bugünkü gibi laiklik elden gidiyor korkusuna kapılmadı… Laik devleti aşındırmayı düşünmedik…”

Sonuç: Tek suçlu RP ve yasaları uygulamayan savcı ve yargıçlar!

Peki “Refah demek Kuran nizamını hâkim kılmak demektir” diyen Erbakan’a karşı, harekete geçmeyen savcılar arasında, imam-hatipli oranı acaba nedir?

İzinsiz, yasadışı Kuran kurslarına karşı görevini yapmaktan açıktan kaçınan savcıların, imam-hatipli oluşları bir rastlantı mıdır? Ya da kadın eli
sıkmayan çok sayıdaki kaymakamın imam-hatip kökenli oluşu…

Onlar o görevlere hangi hükümetler zamanında getirilmişlerdir?

★ ★ ★

Mızrak çuvala sığmıyor.

Bugüne gelinmesinin sorumlusu ne Erbakan ve arkadaşlardır, ne de Kemaiistlerdir. Çünkü son yanm yüzyılda Türkiye’nin kaderine onlar hükmetmediler.                      Osmanlı döneminde 5 bin olan cami sayısı, dört katına çıkarken, iktidarda olan Atatürk‘ün  “tek parti “si değil miydi? “Evinde Kuran bulundurmak bile yasaktı” yalanlanını edenler: Atatürk’ün Selanik’teki evinin hemen her odasında bir Kuran bulunduğunu acaba gördüler mi? İsmet İnönü‘nün evinde Kuran okunduğunu bilirler mi?

Tek parti dönemi “dinin yasaklandığı” bir dönem değildi… Dinin çıkarcıların, siyaset tüccarlarının elinde oyuncak olmasının yasaklandığı bir dönemdi!

Cumhuriyet tarihinde tek bir Refahlı milli eğitim bakanı oldu mu? Öyleyse “milli” eğitimimizi “dini” eğitim haline getirmenin sorumluluğu kime ait? Eğitim bakanlığından başlayarak, içişlerini, adaleti, Refah kafasına adım adım teslim eden hükümetlerin başında kimler vardı?

İmam okulu mezunlarına kaymakamlık, valilik, savcılık, yargıçlık yolunu kim açtı?

En kötü şeylerin bile bir olumlu yanı bulunur.

İyi ki Refah iktidara geldi de, devletin ne durumda olduğuna insanların dikkatleri çekildi…
“Biz 163’û kaldırdık, ama kimse endişeye kapılmadı” sözü doğru. Çünkü ANAP ve benzerleri, gerçeklerin önünde bir “kalkan”dılar, perdeydiler. Perde kalktı, durumun dehşeti ortaya çıktı.

Yoksa bir gün iş işten geçmiş olacaktı

Ülkeyi yönetenlerin Atatürk’e saygılı görünmesi ve laiklik lafları etmesi herkesi uyutuyordu!

★ ★★

Mesut Yılmaz bugün de yanlışlığı, imam okullarının genelleşmesinden çok; Erbakan’ın “Onlar bizim arka bahçemizdir” demesinde arıyor.
Oysa Refah’ın genel başkanına hiç değilse bu konuda doğruyu söylediği için teşekkür etmeliyiz.

Sağlık Bakanı Aktuna, imam okulu öğrencilerinin, kendisini nasıl elleriyle RP işareti yaparak karşıladıklarını anlatıyor… “Seyyar” Atatürk büstü kullanan ve denetim bitince dolaba kilitleyen okulları ise bilmeyen yok.

Sayın Yılmaz, ciddi, dürüst, devlet sorumluluğu duygusu taşıyan bir siyaset adamı… Çiller ve benzerleriyle kıyaslanması bile olanaksız.

Ama ANAP’lı bazı içişleri bakanlarının, bazı kültür bakanlarının, bazı eğitim bakanlarının neler yaptıklarını henüz unutmadık. Anayasadaki laiklik ilkesi konusunda ve yerel yönetimlerde, ANAP’ın nasıl Refah’a destek verdiğini de…

İnandıncı olmanın ilk adımı, geçmiş yanlışların
açık yüreklilikle kabul edilmesinden geçer… Sonra da, o söylenenlerin gereğinin yerine getirilmesinden!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: