Yazı Hakkında

Başlık:Kimin Özgürlüğü?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.13)
Tarih:24 Ekim 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kimin Özgürlüğü?

CHP rahat ve net, ANAP sıkıntıda, DSP ortalarda…

Konu bir kez daha “türban”.

Yasal çerçeve ve yüksek yargı organlarının getirdiği yorum çek açık. Eğitim kurumlarında öğrencilerin ve öğreticilerin derslere başörtüsü ile girmeleri yasak. Ama ülke
genelinde ve özellikle de yükseköğretim kuramlarında, yasağı uygulayanlar azınlıktalar.

Başbakan dahil. ANAP yönetiminin yasağın kalkmasından yana olduğu anlaşılıyor.

– Önemli olan insanın kafasının içidir, dış görünümü değil!

Söyledikleri doğruda., o doğruyu bir ikiyüzlülüğü gizlemek için kullanmaları yanlış!

Yanıtlanması gereken tek bir soru var: Bu konu bir “bireysel özgürlük” sorunu mudur?

Sorunun yanıtı ise, başka iki sorunun yanıtına bağlı.

Birincisi… Başlarını örterek derse girmekte direnenler, bunu gerçekten de inançtan gereği mi yapıyorlar? İkincisi…
Bazılarının başlarını örterek derse girmesi, acaba başkalarının özgürlüklerine bir “tehdit” oluşturuyor mu?

Birincisi açık… Bazıları başlarını inançları gereği örtüyor;
bazıları ise maddi çıkar karşılığında ya da baskı nedeniyle.

İkincisi de duruma bağlı… Olay eğer bir kişisel inancın
yerine getirilmesiyle sınırlı ise sorun yok. Ama toplumsal
bir baskı aracı olarak kullanılıyorsa; özellikle de dine dayalı bir düzen kurmak için, siyasal amaçla yapılıyorsa; yani Örgütlü bir çabanın ürünü ise.. sorun çok!

Çoğunluğu başörtülü öğrencilerden oluşan bir sınıfta,
laikliği özgürce tartışabilir misiniz? Derse başörtüsü ile giren bir öğretmenin sınıfında, parmağınızı kaldırıp da laikliği savunma cesaretini gösterebilir misiniz?

Bu ülkede oruç tutma özgürlüğü var.

Acaba Anadolu’nun genelinde, bir “oruç tutmama özgürlüğü “nün bulunduğunu da söyleyebilir misiniz?

Oruç tutmama özgürlüğü 90 yıl önce vardı, şimdi ise
“çok yerde” yok.

Bugün derslere kız öğrencilerin başı açık girme özgürlüğü var.. Acaba 20 yıl sonra da ‘‘her yerde” olacak mı?

★★★

Konu sadece Müslümanların büyük çoğunlukta olduğu
Türkiye’de tartışılmıyor. Müslüman bir azınlığın yaşadığı Batı Avrupa ülkelerinde de tartışılıyor.

Şu sözler. Fransız yazar Elisabeth Badinter’e ait:

“Cuhuriyet okuluna girerken, insanlar farklılıklarından
arınmalılar. Bunun sonu yok. Bugün türbana evet derseniz,
yarın, Taleban’ın tepeden tırnağa kapalı, gözlen bile görünmeyen kızlarına nasıl hayır diyeceksiniz? Unutmayın ki, bazı ülkelerde, kadınlar başlarını kapatmadıktan için öldürülüyorlar. ”

Evet, soru açık uçlu.

Sınırı nasıl çizeceksiniz?

Hangi somut ölçüte dayanarak çizeceksiniz?

Yarın sakallı, sarıklı, cüppeli öğrenciler kapınıza dayandığında, neye dayanarak “hayır” diyeceksiniz? Başlarında kalpak, kollarında üç hilalli bantlarla derse girmek isteyen gruplara, hangi “haklı gerekçe” ile karşı çıkacaksınız?

Sarıklı, peçeli öğretmenler, kamu görevlileri.. Sarıklı, peçeli, fesli milletvekilleri… Bakanlar…

Aradaki fark, başörtülü öğrencilere alışmış, ama ötekilerine -henüz- alışmamış oluşumuz mudur?

Küçük bir olaya uyguladığınız bir mantığı sonuna kadar
götürün. Özelden yola çıkıp genele yayın.

Eğer sonuçta kabul edemeyeceğiniz bir durumla karşılaşıyorsanız: mantığınızın kabul edilemez olduğu ortaya çıkar.

“Türban olayı” sadece bir simgedir.

Ortada bir özgürlük sorunu var olmasına var da, acaba
söz konusu kimin özgürlüğü?

Yasaları uygulayan İstanbul Üniversitesi Rektörü’nü tehdit eden “türbanlı”Öğrencinin mi? Yoksa Anadolu’daki öğretim kurumlarında giderek pısmak zorunda kalan “türbansa” öğrenci ve öğretmenlerin mi?

Ve sonunda tüm bir toplumun mu?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: