Yazı Hakkında

Başlık:Kırıntılar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih: 13 Temmuz 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kırıntılar…

İsa gökten yere inmiş.

Kudüs’e gitmiş… Dolaşmış… Kederlermiş.

Çünkü iyi diye yaptığı her şeyin tersine döndüğünü görmüş… Gözünü açtığı körler, şimdi güzel kadınların peşinde. İyileştirdiği felçliler hırsızlık yapıyor. Şifa verdiği çaresiz hastalar şimdi zilzurna sarhoş.

Üzüntülü, umutsuz kenti terk ederken; bir de bakmış ki, gencin birisi bir taşın üstüne oturmuş ağlıyor… Sormuş:

– Niçin ağlıyorsun?

– Ben ağlamayayım da kim ağlasın!.. Ben de mucizeler yaptım. Körleri görür kıldım, felçlileri ayağa kaldırdım, çaresizlere deva oldum… Ama kimse beni çarmıha germedi!..

★★★

İslam ilahiyatçısı, Vaşington’daki Institute for lnternational Studies Üyesi Dr. Khalid Duran şöyle diyor:

“Kuran temelde bir ahlaki öğretidir, bir vaazdır. İslam devleti olamaz, olursa saçmalıklar olur. Örneğin Pakistan’da bir yasa çıkarttılar: Hıristiyanlar bir Müslüman aday için oy kullanamıyor. Şu anda Pakistan’da öylesine bir din istismarı var ki Kemalist bir uygulamaya fena halde ihtiyaçları olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’deki reformların, tarihi belgelerin başka dillere çevrilmesi gerekiyor. ”

Paris Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Nora Şeni, “Laik Türk Aydınlarının Sorumluluğu” başlıklı yazısında, Türkiye’de laikliğin tepeden inmediğini savunuyor.

“İlginçtir. Türkiye’deki İslamcı hareketin niteliği ile ilgili tartışmalara hiçbir zaman tarih davet edilmez. Bu eksiklik kişileri bilmemezliğe götürmüştür. 19. yüzyılda Osmanlı idari kuramlarının evrimine bakın. Bu kurumsal değişiklikler, ‘Cumhuriyet’in kuruluşunda, aceleyle yapay olarak benimsenmiş laiklik’ varsayımlarını yalanlar. Her ne kadar bu yol ancak 1923’te laik bir yönetime ulaşacaksa da, laik bir geleneğin eksikliğinden söz etme olanağı yoktur.”

Ve ünlü Suriyeli filozof Sadık Celal El Azm. altını çiziyor:

“Süveyş Kanalı’nın 1956’da millileştirilmesinden hemen sonra, Mısır Başkanı Cemal Nasır,
Kemalist modelde bir laiktik reformu yapabilirdi. Ama yapmadı. Mısır bunun sonuçlanın bugün İslam köktenciliği ve şiddet uygulayan İslam biçiminde yaşıyor…”

★★★

Gazetelerde vardı. Sayın Demirel, bir üzüntüsünü geçenlerde açığa vurmuş.

Bazı imam okullarını gezerken. RP tişörtü giymiş “öğrenciler” karşılamışlar kendisini.

Olacak iş mi!

Sen yıllar yılı başbakanlığında durmadan imam okulu aç. Onları savun. Göğsünü siper et… Ve şimdi, senin ektiğin tohumların meyvelerini başkaları dersin!

Üstelik de… Daha Çankaya’ya çıkmadan kısa bir süre önceydi. Sağ kolu niteliğindeki bir devlet bakanı TV’de ne buyurmuştu:

– Biz siyasetin emrinde din değil, dinin emrinde siyaset istiyoruz!

Ve asker kökenli cumhurbaşkanlarımızdan Cevdet Sunay, 30 yıl kadar önce şu düşüncedeydi:

– Laik okullar solcu yetiştiriyor. Devleti gelecekte emanet edeceğimiz gençleri biz imam okullarında eğiteceğiz!

★★★

Sunay da Genelkurmay Başkanlığı yapmıştı. Şimdi o görevde Sayın Karadayı var. İkisinin bakış açıları arasında da “dehşet” bir fark var.

Tıpkı eski ve yeni Demirel’in bakış açıları arasındaki “dehşet” fark gibi.

Çok doğal!

Koşullar değişince düşünceler de değişir. Zaman yanlışı ortaya çıkardığı halde o yanlışta direnmek “kişilik gücü”nü göstermez… Kendine güvensizliği ya da aptallığı gösterir.

Hz. İsa’dan Demirel’e.. Nereden nereye!

Kimisi yaptıklarının sonucuna üzülür. Kimisi de o yaptıklarının karşılığını görmediğine ağlar… Ama sıradan insanları en çok kahreden nedir biliyor musunuz?

Yapılan yanlışlıkların bedelini ödeyenin hep başkaları olması!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: