Yazı Hakkında

Başlık:Kızanlar ve Alkışlayanlar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4,17)
Tarih:25 Temmuz 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kızanlar ve Alkışlayanlar…

Sivas olayları üzerine yazdığım “Bakan’ın ve Aydın’ın Sorumluluğu” başlıklı yazım, giderek okurlarım arasındaki bir tür kapalı “açıkoturum”a dönüştü.

Önce telefonla kutlayanlar hatta “yürekliliğini” övenler oldu.

Düşüncelerimi paylaşanlar arasında “sol”da yer alan bazı demokratik kitle örgütlerinin -eski ve yeni- yöneticileri de vardı.

Memnun olmakla birlikte, doğrusu yazımı niçin “yürekli” bulduklarını anlayamamıştım… Önce bir dosttan gelen yumuşak bir eleştiri, ardından üç “sert” okur mektubu beni “uyandırdı.”

Bir okurum, “Sizin söz ettiğiniz bence aydın sorumluluğu değil ‘entel ikiyüzlülüğü’dür” diyordu. Birbaşkası, mantığımın “düşünce özgürlüğüyle çeliştiğini” öne sürüyordu.

Üçüncü mektup ise doğrudan bana değil, gazetenin genel yayın yönetmenine yollanmıştı. Beni medeni cesareti olmamakla suçluyor ve ekliyordu: “Makalelerinden tanıdığımı zannedip saygı duyduğum Kışlalı gitmiş, yerine aynı isimde Cumhuriyet Gazetesi’nin ağırlığını
kaldıramayıp kirleten biri gelmiş.”

Yazımın son bölümünde bir “tabu”ya dokunduğum anlaşılıyordu.

Belki de ilk kez bazı okurlarımdan eleştiri geldiği için konuya -ilk fırsatta- yeniden dönmeye karar vermiştim ki.. İki yeni mektup daha geldi. Doğrusu gene “kızgınlardandır” diye ürkerek açtım.

Birincisi Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği’ndendi. “Objektif, demokrat, yurtsever” tavrından ve “kaleminden çıkan doğrular’dan dolayı teşekkür ediliyordu!..

★★★

Bugün Türkiye’de laiklik “çok ciddi” bir “tehdit” altındadır. Dolayısıyla “özgür-demokratik yaşam” tehlikededir.

Devleti yönetenler, ya fildişi kulelerinde bu tehlikeyi görememekte ya da “kısa vadeli siyasal çıkarları” nedeni ile görmezden gelmeyi seçmektedirler.

Görevlerini yapmamaktadırlar. “Laik, demokratik devleti” korumak için gereken adımları atma yürekliliğini gösterememektedirler.

Türkiye’ye “çağdışı” bir yaşam biçimini getirmek ve özgürlüğümüzü yok etmek için saldırıya geçenler ise propagandalarını iki temele oturtmuşlardır:

– İslam laiklik ile bağdaşmaz!

-Laiklik dinsizliktir!..

Birçok kişi gibi ben de yıllardır bu savların yanlışlığını savunuyorum. Çünkü yanlış olduklarına inanıyorum.

Çünkü bu konuda inandırıcı olabildiğimiz ölçüde, toplumlumuzda “laik yaşam biçimi” ve “demokrasi”nin güçleneceğine inanıyorum.

Ama -bu arada- “sol”dan bazı kişiler de Türkiye’ye din devleti getirmek isteyenlerin değirmenlerine su taşıyorlar.

Kimileri “doğru, İslam ve laiklik bağdaşmaz” diyorlar, kimileri de “laiklik iyidir.. Ben de zaten dinsizim” diyorlar…

“Laik ve demokrasi”yi savunmak için gittikleri bazı Anadolu kentlerinde nasıl bir avuç Atatürkçüyü zor duruma soktuklarını, toplantıyı “sabote” etmek için gelen “dinci”leri ise sevindirdiklerini ben biliyorum.. (Hemen söyleyeyim, bu son olayda Sayın Azız Nesin yoktu!..)

Bu mudur “aydın sorumluluğu?”

Amaç, “oh, ben düşündüğümü apaçık söyleyip rahatladım. . Ne kadar da yürekliyim” demek midir?

★★★

Azız Nesin’e “büyük” saygım var.

Üstelik -bazı özel nedenlerle- “büyük” sevgim var.

Bu toplumda yetişmiş “en değerli” kişilerden birisi olduğundan kuşku yok. Uluslararası düzeyde onur duymamızı gerektiren niteliklere sahip.

Ama bir insan ne kadar yücelirse sorumluluğu da o ölçüde artar.

Toplumuna karşı sorumluluk, özgürlüklerini kısıtlar.

“Teşbihte hata olmaz derler.. Bir sarhoş gece yarısı sokakta nara atarsa bir şey olmaz. Ama aynı işi cumhurbaşkanı yaparsa çok şey olur.. Toplum çok şey yitirir..

Tıpkı mahalle kahvesinde tavla oynarken “yirmi kişiyi sallandır sen, bu ülke kurtulur ” demekle… Aynı şeyi
(Devamı 17. Sayfada)

( Baştarafı 4. Sayfada)

Çankaya’da otururken söylemek arasındaki fark gibi..

“Kişisel doğrular” ile “toplumsal doğrular” her zaman çakışmaz.

Yüce bir kişinin “kişisel doğru”su, büyük bir “toplumsal yanlış” olabilir!

Bakın, o sözünü ettiğim “son” iki mektubun ikincisinde ne deniyor: “Sayın Kışlalı, halkımız sanırım ilerici dediğimiz sol aydınlarımızı anlamıyor. Yobaza karşı çıkalım derken halkımızı yobaza teslim etmenin en kolay seçenek olduğunu kabullenip kaçmak, sonra da halkımız bizi anlamıyor demek işimize geliyor olmalı!..”

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın