Yazı Hakkında

Başlık:Konuşmanın Tarifesi…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:02 Nisan 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Konuşmanın Tarifesi…

1848’lerin Fransası’nda Lamennais şöyle haykırıyordu;

– Konuşabilmek hakkını kullanabilmek için altın gerekiyor, hem de çok altın. Biz ise yeterince varlıklı değiliz, Yoksullara susmak düşüyor!

1995’ler Türkiyesi’nde başkentin belediye başkanı haykırıyor:

– Siz ücretle çalışıyorsunuz, paranız kadar konuşursunuz. Bana 400 bin kişi oy verdi!

Devir değişti,

1848’lerde TV yoktu; o sözleri sadece bir avuç insan duymuştu. Şimdi milyonlarca kişi anında duyuyor ve de görüyor.

1848’lerde altın değerliydi: şimdilerde ise dolar değerli. Lamennais, düşüncesini açıklarken altını ölçü olarak koymuştu. Başkentin “pek sevimli” belediye başkanı ise, nezaketinden dolayı, “Ancak doların kadar konuşursun!” demedi.

1848 lerde demokrasi bu kadar gelişmemişti. Daha gariban Fransız işçisi yeni yeni oy hakkını elde ediyordu. Bu nedenle de Fransız düşünürün aklına “Altını bırak, oya bak! Ve de oyun kadar konuş!” demek gelmemişti.

Bizde demokrasi “çooook ” gelişti.

★★★

Kanal 6’daki “canlı yayın “ın çok canlı ve aydınlatıcı olduğuna kuşku yok.

“Adil düzen”in Erbakan Hoca sonrası “başbakan adaylarını pek yakından tanımak olanağı doğdu. “Adil düzen “de paranın ve oyun ne kadar değerli olacağı anlaşıldı.

“Adil düzen “cilerin, “Parası olmayan tatil yapmasın!, Parası olmayan Bilkent’e gitmesin!, parası olmayan…” tekerlemesinin mucibi rahmetli bir cumhurbaşkanının gizli müridleri olduğu ortaya çıktı.

Ama her şey “aççık seççik” hale gelirken, benim kafam biraz karıştı.

Hepsi iyi güzel de, “para” ile “oy” arasındaki bağlantı biraz bulanık.

Şimdi paramıza göre mi konuşacağız, yoksa oyumuza göre mi? İkisi de önemli ise, hangisinin önceliği olacak?

İki kişi tartışırken sorunu çözmek kolaylaşıyor.

Kafanız kızınca, “Senin aylığın ne ki ne konuşuyorsun?” dersiniz, olur biter. İki taraf da çıkarırlar “maaş” bordroları’nı ya da “gelir vergisi bildirimleri… Tokuştururlar.

Ne kavgaya gerek kalır, ne de polise, mahkemeye.

Üstelik, ağız dalaşlarında ağır basmak isteyenler,
gelirlerini düşük göstermekten kaçınmak zorunda kalırlar. Böylece vergi kaçakçılığı da önlenmiş olur. (Alın size “Adil düzen “in bir yararı daha!)

Güzel, hem de çok güzel… Ama “para babası” ile
“belediye babası” (pardon “oy babası” demek istemiştim!) tokuşunca ne olacak?

★★★

İşte asıl sorun burada.

“Adil düzen” acaba “para” ile “oy” bağlantısını nasıl kuruyor: Sayın Mercümek aracılığı ile mi? Yoksa daha kesin ve kolay anlaşılır bir “tarife”leri var mı?

Çemişkezek belediye başkanı ile Ankara belediye başkanı tokuştuklarında, Çemişkezeklinin susması gerektiğini anladık. 2-3 milyoncuk oy ile iktidara gelebilen Belçika, Hollanda, Danimarka falan gibi ülkelerin başbakanları da elbette ki etekli başbakanımız karşısında sus pus olacaklar.

Birleşmiş Milletler’de de elbette ki en fazla Çin Cumhurbaşkanı konuşacak.

Buraya kadar her şey çok açık!

Ama Erbakan Hoca ile  Vehbi Koç karşı karşıya geldiğinde ne olacak? Kaç para kaç oy edecek? Her oyun karşılığı dolarla mı hesaplanacak yoksa Suudi Riyali ile mi? (Her oy “adil düzen”e acaba kaça patlıyor?)

Hoca’nın “konuşma hakkı “ölçülürken, oylarının üzerine bankalardaki ve Mercümek’teki paralar da eklenecek mi? Koç’un fabrikalarında çalışan işçilerin oyları da hesaba katılacak mı?

Örneğin etekli başbakan Meclis kürsüsüne çıktığında, sadece oyları kadar mı konuşacak? Yoksa Amerika’daki villaları kadar mı?

★★★

Günlerdir uykularım kaçtı… İşin içinden bir türlü çıkamıyorum.

Ve de Adil Düzen’in “konuşma tarifesi”ni sabırsızlıkla bekliyorum!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: