Yazı Hakkında

Başlık:Körlük mü, Bencillik mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih: 28 Şubat 1999, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Körlük mü, Bencillik mi?

İstanbul’un yıllık bütçesi, tam tamına 1 katrilyon 320
trilyon lira.

Yani Milli Savunma, Milli Eğitim ve Maliye Bakanlığı bütçelerinden sonra en büyük bütçe!

İstanbul’un Arap isimli, mahkûm eski belediye başkanı, tam 60 bin öğrenciye burs veriyordu.. Acaba niçin?

İstanbulluların ödedikleri vergilerle, Cumhuriyetin
temel değerlerine saygılı bir gençlik yetiştirmeye katkıda bulunmak için mi?

İstanbul… Ankara… İzmir…

Türkiye nüfusunun neredeyse üçte bin,Türkiye ekonomisinin en azından yarısı.

Ve bu gücü, Cumhuriyetin temel değerlerine inanmayanların bir beş yıl daha kullanmalar, için, siyasal partilerimiz elbirliği içindeler.

DSP’si ile, ANAP’ı ile, CHP’si ile..

İnanılmaz, ama gerçek!

Atatürk ün başkentine dinci simgeyi -yasaları çiğneyerek- kazıyan fanatik belediye başkanı geçen seçimleri nasıl kazanmıştı?

Yüzde 20 dolayında bir oyla.. Ve de bin altı yüz kadar bir oy farkıyla.

Eğer Sayın Baykal, kazanamayacağını bile bile Ali Dinçer’ı yarışmaya zorlamasaydı, bugün Korel Göymen gibi pırıl pırıl bir Cumhuriyet çocuğu Ankara’yı yönetiyor olacaktı.. Hem de yaklaşık 50 bin oy farkıyla!

Eğer Sayın Yılmaz, kazanamayacağını bile bile rahmetli Rüştü Yücr’yi aday göstermeseydi, I. Melih Gökçek, başkenti yönetmeyi düşünde bile göremeyecekti.

Yüce “sosyal demokrat” oylara ortak oldu.. O’nun
ilerici kişiliği nedeniyle “ülkücü” oylar Gökçek’e kaydı.. Ve bilinen sonuç doğdu.

İki genel başkanın birkaç oyluk hesaplan uğruna…
Üstelik de genel oy oranlarını etkilemeyecek olan bir
seçim nedeniyle!

Arap isimli başkan İstanbul’un başına benzer biçimde oturdu. DYP etiketli Fazilet kafası, İzmir’de seçimi benzer biçimde kazandı…

***

Tıpkı şairin dediği gibi…

Eğer ders alınsaydı tarih yinelenebilir miydi?

Beş yıl önce bilinmiyordu, ama artık biliniyor; hangi
aymazlıkların ne sonuç doğuracağını yaşayarak gördük. Ama aynı filmi bir beş yıl daha yaşamak için elimizden geleni yine de yapıyoruz.

Çocuk bile, elini bir kez yakan sobaya bir daha dokunmaz.

Ama saygıdeğer “önder”lerimiz, ellerini yakan sobayı bu kez kucaklamaya razılar, Acaba niçin?

Körlükten mi? Yoksa onanmaz bir bencillikten mi?

Sayın Yılmaz, Ankara’da bu kez de Vahit Erdem’i sürüyor ortaya. Ama DSP ile CHP anlaşacak olsalardı, Karayalçın ya da Taşdelen’in seçilmesini hiçbir
güç önleyemezdi.

Sayın Yılmaz, beş yıl önce başkentte yaptığını bu kez asıl İzmir’de yapıyor. Fazilet kafasının bir kez daha kazanması için, ilerici oylarrı bölebilecek en iyi adayı buldu çıkardı. Sayın ve sevgili Kullu Aktaş’ı zorla devreye soktu.

Eğer nitelikli insanlara çok meraklı idiyse, acaba niçin Aktaş’ı da, Denizkurdu’nu da milletvekili yapmayı düşünmedi? Niçin İlhan Kesici’yi bir çırpıda harcadı? Kendisine rakip yaratmamak için mi?

Sen İzmir’de böyle mi yaparsın, al sana İstanbul’da
Zekeriya Temizel!

Başarılı bir maliye bakanından, oylan bölecek ve büyük olasılıkla kazanamayacak bir belediye başkan adayı yaratmak az marifet değil(!). Oysa İstanbul’un Fazilet kafasından kurtulması için tek şans. ANAP ile DSP’nin güçlü bir adayda birleşmesiydi.

Tıpkı birkaç yıl önce, Fatih’i “şeriatçı” egemenliğinden kurtardıklarında yaptıkları gibi!

***

Ecevit ve Yılmaz, seçim sonrası için istikrarlı bir hükümet ortaklığı vaat ediyorlar. Ama üç büyük kentin yönetimini, kendi elleriyle karşıtlarına sunuyorlar.

Eğer Baykal ileds anlaşsalardı..

İstanbul’da ANAP’lı, İzmir’de DSP ‘li ve Ankara’da da
CHP’li bir belediye başkanının olması işten bile değildi.

Üç büyük kentimizde -büyük olasılıkla- sadece onlar yitirmiş olmayacak. Aynı zamanda, ezici bir çoğunluğa sahip bulunan laik Cumhuriyet yanlıları da yitirmiş olacaklar.

Ve de… Bu büyük güç, Cumhuriyeti sevmeyen bir
azınlığı güçlendirmek için, bir beş yıl daha kullanılacak!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: