Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Kötü Siyasetçi İyisini Piyasadan Kovar mı?!

Yazı Hakkında

Başlık:Kötü Siyasetçi İyisini Piyasadan Kovar mı?!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:29 Ocak 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kötü Siyasetçi İyisini Piyasadan Kovar mı?!

Üniversite sıralarında öğrendiğimiz bir iktisat
kuralı vardır “Kötü para, iyi parayı piyasadan kovar. ”

Siyasetteki yozlaşmanın tırmanması, bu kuralı
siyasal yaşamda da geçerli kılmıştı. Kötü siyasetçinin iyi siyasetçiyi piyasadan kovduğunu, neredeyse sokaktaki adam bile görür olmuştu.

Ya nitelikli insanlar siyasete girmekten kaçınıyorlardı.. Ya da girenler, oyunun kurallarını (!) içlerine sindiremeyence, devre dışı kalıyorlardı.

★ ★★

Son günlerde ilginç, alışılmamış bir şey oldu.

Daha seçimlere üç ay varken, birçok köşe yazarı, siyasal tercihini okurlarıyla paylaşmaya başladı, önce Metin Toker, boşa gitmemesi için, oyunu bu seçimlerde CHP’ye vermeyeceğini yazdı. Arkasından da, 18 yıllık eski bir Cumhuriyet yazarı, Milliyet’teki sayfasının manşetini bu konuya ayırdı:

“Bu seçimlerde oyumu DSP’ye vereceğim. Üstelik de kötülerin en iyisi olarak zoraki değil, gönülden seçilmesini arzu ederek.”

Kendi anlatımına göre; Meral Tamer, şimdiye
kadar, hep kötülerin en iyisine “kerhen ” oy vermiş.
DSP’ye ise hiç vermemiş…

Peki bu kez niçin DSP?

“Milletvekili ve bakanlarının kalitelerini kendime en yakın bulduğum için, dürüstlüklerine inandığım için ve en önemlisi bu seçimlerde de adayların parti mafyasının onayıyla değil de, o herkesin eleştirdiği Rahşan Hanım tarafından belirleneceği konusunda kuşku duymadığım için.. Zaten kime rastlasam, bu seçimlerde oylarını Ecevit’e vereceklerini söylüyorlar.”

***

Derken kervana, Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök
ile Prof. Salih Neftçi de katıldı.

Sayın Neftçi, DSP’nin önemli bir fırsat yakaladığı kanısındaydı. Önceki hükümet zamanında, Ecevit ve DSP’li bakanlar, siyasetin olumsuz alışkanlıklarının hep dışında kalmışlardı. Şimdi bu
özellik vurgulanmayı sürdürürse, parti, oylarını yüzde 3-4 arasında arttırabilirdi.

Prof. Neftçi, iki noktanın seçmen açısından çok
önem kazandığını düşünüyordu.

Bir, kadrolar… İki, ilkeli davranışlar..

DSP’nin başarısı, bu ikisini birleştirmesinde yatmaktaydı.

Ertuğrul Özkök, DSP’nin farkını araştırırken, bir
noktaya dikkatleri çekti: Hemen bütün partilerde
“tek seçicilik” egemendi. Sonuç olarak da, genel
başkana “körü körüne bağlı” seçkin orduları oluşmuştu. Ama bunun “tek istisnası” DSP’ydi.

Nasıl ve niçin?

Sorunun yanıtını Özkök şöyle veriyordu?

“Çoğu kamuoyunun yakından tanımadığı isimllerden oluşan bu kadro, ANAYOL hükümeti sırasında parlak bir sınav verdi.. Liderinin aşırı titizliği ve siyasi düzgünlüğü sayesinde bu sonuç ortaya çıktı. Yeniden yapılanma, liderin tarif ve kişiliğinin iyi belirlenmesinden başlamalıdır.”

***

Gözlemler doğru, ama çıkarılan sonuçlar genellikle yanlış!

Ve de tehlikeli!

Saygın, nazik, özel yaşamıyla da örnek bir önder.. İşini bilen, bildiğini dürüstlükle uygulayan, yıpranmamış kadrolar., ilkeleri ve somut çözümleri olan bir doğrultu.,

Bunlar güzeli.. Ve bunların seçmen tercihlerinde öne çıkması da güzel!

Ama her şeyi “liderin niteliklerine ” bağlamak, ne
ölçüde bir güvence oluşturur? “İyi bir tek seçici “ye
güvenmek, iyi bir diktatörü demokrasiye tercih etmekten farklı mıdır?

DSP’nin çarklarında harcanan sayısız değerli ismi unutabilir miyiz?

DSP’nin “özenle”! seçip de Meclis’e soktuğu
kişilerin bazıları, acaba şimdi niçin sağcı partilerdeler? Bazıları niçin şimdi CHP’de? Mümtaz Soysal gibiler, acaba niçin DSP’de barınamadılar?

Bütün partilerin yapısı yanlış.. DSP’nin en düzgün öndere sahip olması, yapısının doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilemez!

Nasıl düzeltilebileceğinin yanıtını ise, gelecek
yazıya bırakıyorum.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: