Yazı Hakkında

Başlık:Koyunlar ve Kurtlar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Ağustos 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Koyunlar ve Kurtlar…

Korkut Özelin ANAP’tan istifası olumlu mu,
yoksa olumsuz mu?

ANAP ve demokrasi açısından bakarsanız,
olumlu!

Turgut Özal ANAP’ı kurarken, “dört eğilimi birleştirme” savındaydı… Dincisi de, ırkçısı da, liberali de, sosyal demokratı da kol kola olacaktı.. Oh
ne ala!

Barış içinde… Kardeş kardeş..

Acaba böyle bir cinliği, niçin dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir önder akıl edememişti dersiniz?

Özal ANAP’ın da oylar dört eğilimdendi, ama örgüt -büyük ölçüde- şeriatçılarla ırkçılara teslim edilmişti.

Ünlü 163. maddeyi kaldın o, şeriat propagandası yapmayı ANAP serbest bıraktı. İmam okullarını ve mezunlarını ANAP kotladı. Şeriatçı BBP’yı
ANAP Meclis’e soktu

Ders kitaplarından Darvrin’in evrim kuramını ‘‘dine aykın” diye çıkaran Milli Eğitim Bakanı ANAP’lıydı. İçişleri Bakanlığı’nı kadın eli sıkmayan
kaymakamlara teslim eden bakan ANAP’lıydı.

Belediye meclislerinde RP’nin kuyruğu gibi oy kullananlar ANAP’ın temsilcisiydiler…

Sonuç?

Yalancının mumu yatsıya kadar su ildi. Oylar
yüzde 40’lardan, ine ine yüzde onlara… indi…

RP’nin güçlendiğini gören dinciler “asıl partileri”ne gitmeye başladılar. Irkçılar da-umutları arttıkça- kendi partilerine yöneldiler.

Salak yerine konulduklarını, kendi oylarıyla şeriatçıların beslendiğini anlayan liberal ve sosyal demokratlar ise şaşkın ve kızgındılar. Kimisi Çillerin “RP’yi ancak ben durdururum” yalanlarına kandı kimisi sandık başına gitmedi.

Sanırım Mesut Yılmaz sonunda bu çıkmazı gördü.

Hem parti eriyordu, hem de rejim kendi kendini yok etmeye doğru gidiyordu. Partisi ile rejimin sağlığa kavuşmasının aynı karalrı tutumu takınmaktan geçtiği sonucuna vardı.

Rejim, kendisini yıkmak isteyenleri kendi eliyle yetiştiriyordu.

Ve ANAP ile DYP, kendi tabanlarını tüketen, RP’ye sürekli taban kazandıran bu gidişi kendi elleriyle besliyordu.

Yılmaz’ın sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim konusundaki kararlı tutumu, bir büyük aymazlıktan uyanış anlamı taşıyor.

Sekiz yıl için “grup kararı” alınması da doğru.
“Beğenmeyen gider” tavrı da!

Çünkü bir siyasal partinin başarısı, her şeyden
önce tutarlılığına bağlıdır. Tutarlılık ise netlik, açıklık, kararlılık ister.

Bugün sağda boşluk ne şeriatçılıktadır, ne de ırkçı milliyetçiliktedir. Boşluk laik-demokrat çizgidedir… ANAP o boşluğu doldurabildiği ölçüde buyur.
“Ne şiş yansın ne kebap” çizgisini sürdürdüğü ölçüde, sağı RP’ye teslim eder.

Korkut Özal partisinden istifa ederken gerekçesini tek tümceye sığdırmış:

– Ben koyun değilim!

Çünkü -partisinin bağlayıcı grup kararına uyup imam okullarının orta kısımlarının kapatılmasına ve Kuran kurslarının denetim altına alınmasına “evet” diyemezmiş.

Güzel!

Öyleyse yeri ANAP değil, RP’dir. Ama RP’ye de
gidemiyor, çünkü oraya damgasını vuranlar Şevki Yılmazlar, Hasan Hüseyin Ceylanlar, Iran kılıklı ve kafalılar…

ANAP çizgisini netleştirerek partileşiyor. Böylece de hem kendisine, hem de demokrasiye hizmet etmiş oluyor.

DYP her geçen gün biraz daha parti olmaktan
uzaklaşıyor. Çıkar, beklenti ve korkunun bir arada
tuttuğu Çiller kulübüne dönüşüyor. . Çillerle birlikte eriyor.

RP ise şaşkın! Bir yanda “din devleti”ni neye mal
olursa olsun gerçekleştirmek isteyenler var. Dini siyasal çıkar aracı yapanlar var… Öte yanda da, “Müslüman demokratlığa” inananlar.

Birincilerden kurtulmadan, RP’nin partileşmesi
olanaksız!

★★★

Elbette ki, demokrasilerde milletvekilleri koyun
değildir. Ama seçmenler de koyun hiç değildir!

Parti bir siyasal çizgiyi temsil eder. Seçmen o
çizgiyi benimsediği için oy verir. Milletvekili de, o
çizginin Meclis’teki sözcüsü olur.

Demokrasinin “koyun”larla yürüyemeyeceği ne kadar doğru ise., koyun postuna bürünmüş “kurt”larla yürüyemeyeceği de -en azından- o kadar doğrudur.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: