Yazı Hakkında

Başlık:Kral Artık Çıplak!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:03 Şubat 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kral Artık Çıplak!

Öyküyü herkes bilir.

Bir kurnaz terzi bir kralı aldatır. Ona diktiği “olağanüstü” elbiseyi, ancak aptalların göremeyeceğini söyler. Oysa ortada ne öyle tılsımlı bir kumaş ne
de gizemli bir giysi vardır.

Kral dahil, herkes susar.. “Aptal” görünmemek için!

Kral sokaklarda çıplak dolaşırken herkes coşkuyla alkışlar. Bağrışmalar duyulur, “Kralımız ne kadar da şık” diye..

Ve birden ortaya bir çocuk çıkar. Şaşkınlıkla elini
uzatır.

– Aaaa!.. Kral sokağa çıplak çıkmış!

Oyun biter. Herkes rahatlar, insanlar, kendilerinin
aptal olmadıklarını, ama birilerinin kendilerini aptal
yerine koyduğunu anlarlar.

★★★

O.Pamuk’la ilgili “Balo Maskesiz Olsun!” yazısı,
o öyküdeki çocuğun işlevini gördü galiba..

Telefonlar susmadı.. “Mesaj”ların ardı arkası kesilmedi..

Bilim adamları.. Yazın adamları.. Sanatçılar.. Köşe yazarları. Sade okurlar..

Kendilerini aldatılmış hissedenler.

En ilginç telefon da, AÜ Tıp Fakültesinden bir sayın bayan profesöre aitti:

– O. Pamuk’un sinsice Atatürk karşıtlığı yaptığını bilmiyordum. Ama ben de reklamların etkisiyle aldığım romanını bitirememiştim.. yazınızı başka
profesör arkadaşlarla tartıştık. Onlar da aynı durumdalar.. Eğer bunca şişirilen bir romanı biz de anlayamıyorsak, herhalde eksiklik ya da yanlışlık bizde değil, başkalarında olmalı!

İzmir’den bir genç bayan “Kara Kitap “ı yanda kocasına devretmiş, okuyup da kendisine de anlatsın diye.. Ama o da bitirememiş kitabı: üstelik o da hiçbir şey anlamamış.

Telefondakilerin kimisi ünlü, kimisi ünsüz..

Ünlüler, düşündüklerini birilerinin yüksek sesle söylemesinden mutlu.. Ünsüzler, anlayamayanın, “malum ” yazarı sonuna kadar okumaya tahammül
edemeyenin, sadece kendileri olmadığını bilmekten huzurlu…

Ortak yanları aynı.. Rahatlamışlar!

Kralın çıplak olduğunu, kendilerinin ise aptal olmadığını “artık” biliyorlar.

★★★

Kralın çıplak olduğu “teşhir” edilince, birileri nasırlarına basılmış gibi oldular. Özellikle de O. Pamuk’la “aynı kabileye mensup” olanlar.

Bilgi Üniversitesi’nin yöneticilerinden Murat Belge, sinirden zangır zangır titreyen bir yazı yazdı. O kesimin belki de en saygın ismine hiç yakışmayan,
düzeyi çok aşağılarda bir yazıydı bu.

Olayı ilk kez sergileyen Emin Çölaşan’a hakaretler yağdıran.. beni de ayraç içinde çorbaya dahil fiden bir yazı..

Balonun “maskesiz” olmasını savunduğum yazıda üç somut öğe vardı:

Bir.. O. Pamuk’un iki kitabını aldım, ikisini de -tüm çabama karşın- bitiremedim.

İki… Emin Çölaşan, bu yazarın son kitabı hakkında rakamların yalan olduğunu, aşırı abartıldığını söylüyor.

Üç.. Bu adam kitaplarında, çok sinsice bir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı karşıtlığı yapıyor. Prof. Fahir İz’in de bu konuda bir incelemesi bulunuyor.

Bunların içinde benim vurgulamaya özen gösterdiğim asıl öğe, üçüncüsüydü

Bir yazarı beğenip beğenmemek, sonunda herkesin kendi sorunudur. Bir kitabın kaç basıp kaç sattığı da, aslında işin özüyle ilgili değildir. (İyi bir reklam, kötü bir kitabı da çok sattırabilir.) Ama yazarın
gerçek yüzünün okurlardan saklanması ahlaksızlıktır!..

Tıpkı seçmenden oy isteyen bir siyasetçinin, gerçek kimliğinin bilinmesindeki zorunluk gibi.. Maskeler inmeli ki, ne seçmen aldatılsın ne de okur!

Erbakan’ın Sivas’ın bir köyünde söylediklerim
okurlarıma niçin duyurduysam O. Pamuk’un Atatürk’ü aşağılama çabalarını da aynı nedenle köşeme aldım.

Sayın Belge, “Bunlar yalan! Uydurma!” diyebiliyor mu? Hayır!

Sadece Çölaşan’ın yalanladığı satış rakamlarının
doğru olduğunu söylüyor.. Ama bunu söylerken de
sinirden zangır zangır titriyor.

★★★

Daha önce de yazmıştım.

Çok uzun yıllar önce izlediğim bir oyun, bir efendi ile uşağının ilginç söyleşilerinden oluşmuştu. Birden efendinin sinirlendiği görülüyordu. Ve uşak, şaşkın, soruyordu:

– Hayrola efendim!. Sinirlendiniz.. Acaba doğru
bir şey mi söyledim?!..

Sayın Doğan Hızlan, NTV’de O. Pamuk’la söyleşi yaparken, övücü soruların yanına bir küçük soru daha eklemeliydi:

– Sayın Pamuk, acaba niçin kitaplarınızın orasına burasına, Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşı’nı aşağılayan tümceler sıkıştırmak gereğini duyuyorsunuz?
Prof. Fahir İz, bu tümcelerin romanlarınıza bir şey
katmadığını, ama sizin bazı “ruhsal gereksinmelerinizi karşıladığını” öne sürüyor; ne dersiniz?..

Böyle bir soru mutlaka sorulmalıydı.. Tabii, eğer “basın etiği” diye bir şey varsa?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: