Yazı Hakkında

Başlık:Kültür Bakanı ve Danışmanı
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:24 Ocak 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kültür Bakanı ve Danışmanı

Kültür Bakanı Baş Danışmanı Sayın Mehmet Altan, kendisiyle ilgili “somut” bir gerçeğin altını çizmiş olmamdan dolayı çok rahatsız olmuş anlaşılan.

Söylemediğim, hatta düşünmediğim şeyleri bana mal edip yanıtlamaya kalkmış. Ve bu arada, asıl bana ait olan düşünceyi ise yanıtsız bırakmış.

Bakın ne diyor:

“Geçenlerde, 1979 Ecevit hükümetinin Kültür Bakanı, beni ‘resmi görüş’ yanlısı olmadığım için eleştiriyor ve ‘devlete’ ihbar ediyordu. O eski bakana göre herkes ‘Kemalist’ olmalıydı. Baktım, Türk toplumunda ‘birbirine karşı’ gibi gösterilen iki ayrı görüş, Kemalizm ve şeriat aynı noktada buluşuyor. İkisi de ‘demokrat’ sevmiyor.
İkisi de ‘demokrasiden’ hoşlanmıyor.”

Düzeltmeye bu kadar yanlışın hangisinden başlamalı, bilemiyorum…

Bir kere, ne Kemalizmin “resmi görüş” olduğuna inanıyorum ne de herkesin Kemalist olması gerektiğine.

Atatürk’ün “miras” hakkına bile saygı göstermeyen 12 Eylül yönetimi mi Kemalist idi? Geçmişte her türlü özerk kurumu yıkmak için savaşım vermiş; şimdi ise üniversiteleri, TRT’yi, Türk Dil ve Tarih kurumlarını, yüksek yargı organlarını yeniden ve gerçekten özerk ve bağımsız kılmak için hatta laikliği korumak için parmağını bile kıpırdatmayan Demirel mi Kemalist?

Yoksa Sayın Altan’ın kendisine duyduğu büyük hayranlıkla onurlandığı, Osmanlı hayranı Özal mı Kemalizmi “resmi görüş” yaptı?

Çiziktirdikleri ilkel resimleri sanat esen sanarak kendilerini “ressam” sayanların acıklı halı gibi 12 Eylül döneminde Atatürk’e ihanet ederken, kendilerini Atatürkçü sanan bazı zavallılar vardı. Ama daha sonra iktidara gelenlerin hiçbirisi bu ölçüde bilinçsiz olmadığı için “Kemalistiz” demeyi hiçbir zaman akıllarından bile geçirmediler.

Kemalizm ne zamandan beri 70 yıl öncesinin bekçiliği ya da IMF ve Amerikan reçetelerinin uygulayıcılığı oldu?

Gelelim şu “devlete ihbar etme” konusuna..

Bakın ben Sayın Altan’ın o çok alındığı yazımda ne demişim:

“Cumhuriyeti ırkçı temele göre bölmek ya da köktendinci ilkelerle yıkmak isteyenlerin Atatürk’e saldırmaları çok tutarlı.. Ama bu toplumu çağa taşımak savından yola çıkanların, işe Kemalizmi yıpratmaya çalışmakla başlamaları çok aptalca..

“Tıpkı cephe hükümetleri” döneminde Kültür Bakanlığı’na Atatürk düşmanlarının sığınmasının tutarlı olmasına karşılık.. basında sosyal demokrat bir bakanın bulunduğu Kültür Bakanlığı’nın “baş danışmanı”nın bir Özalcı ve ‘ikinci cumhuriyetçi’ olmasındaki çarpıklık gibi!..”

Burada yanlış olan nedir?

Sayın Altan’ın “Özalcı” olduğu mu, yoksa “ikinci cumhuriyetçi” olduğu mu?

Acaba geçmiş yazılarında SHP ile, SHP’nin genel başkanı ile, hatta genel olarak sosyal demokratlar ile alay eden kendisi değil miydi?

Sayın Altan, ne Kemalist olmak zorundadır ne de -Kemalizmin doğal uzantısı olan- sosyal demokrat ya da demokratik solcu!

Ama bayrağına altı oku koymuş, kendisini çağdaş Kemalizmin ve sosyal demokrasinin temsilcisi ilan etmiş bir partinin bakanının da Sayın Altan’ı “baş danışman” yapma zorunluğu yoktur!

Sayın Mehmet Altan, Özal’a, Demirel’e, Mesut Yılmaz’a, Tansu Çiller’e ya da Koksal Toptan’a “baş danışman” olsaydı, bunu çok doğal sayardım. Ama şimdiki konumunu “doğal” sayamıyorsam, bu çarpıklığın benim mantığımdan değil, bu konumu öneren ve kabul
edenlerden kaynaklandığını sanıyorum.

Tıpkı, aynı sayın bakanın, katılamadığı bir açık oturuma kendisini temsilen yolladığı bir başka sayın danışmanının, Atatürk’ü neredeyse “faşist” olarak suçlamasını doğal sayamamamın da benim mantığımdaki çarpıklıktan kaynaklanmaması gibi!..

Kültür Bakanlığı sorumluluğu üstlendiğim dönemde, bakanlığın eski yayınlarından ikisini satıştan çekmiştim. Çünkü Atatürk’e, devrimine ve cumhuriyetin temel ilkelerine saldırılarla doluydu.

Basın toplantısında bir gazeteci sordu:

– Siz bu düşüncelerin söylenmemesini mi istiyorsunuz? Düşünce özgürlüğüne mı karşısınız?

Yanıtım çok kısa idi:

– Hayır! Bu iki kitap özel bir yayınevi tarafından basılsaydı, hiçbir itirazım olmazdı. Bu düşüncelerin söylenmesine değil, bunun devletin olanakları kullanılarak yapılmasına karşıyım!.

O gün beni “demokrat olmamakla” suçlayan bu sağcı gazetecinin mantığı ile bugün bana aynı suçlamayı yönelten Sayın Altan’ın mantığı arasında bir ayrım yok.

Düşüncelerinin bir bölümünü paylaşmamakla birlikte “ciddi ve düzeyli” bir aydın olduğunu düşündüğüm Mehmet Altan’ın, bir “suçluluk duygusu” içinde kendini savunma gereği duymasına ve bu çaba içinde gerçekleri çarpıtmasına ise hiç gerek yok!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: