Yazı Hakkında

Başlık:Kum Saati…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:08 Şubat 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kum Saati…

“Kum Saati”, Ali Ulvi’nin arkasından Musa Kars’ın çizdiği karikatürün başlığıydı.. Hem karikatür çok anlamlıydı, hem de başlığı.

Birden saati tersine çevirdim kafamda, ve yıllar öncesine aittim.

Paris’teki öğrencilik dönemimizdi. Türk karikatürcülerinin bir sergisi Fransa’nın başkentine gelmişti. Serginin ilk durağı Güzel sanatlar Okulu’ydu. Ama biz, Türk Öğrenci Derneği olarak, sergiyi, çeşitli ülkelerden on binlerce öğrencinin bulunduğu Üniversite Sitesi’ne de taşıdık.

İzlenimlerin yazılabilmesi için de bir defter açtık.

Ali Ulvi, Turhan, Nehar Tüblek, Bedri, Semih Balcıoğlu… Karikatürümüzün tüm ustalarının imzaları oradaydı. Büyük beğeni topladı. Ama benim belleğimden hiç silinmeyen tek bir karikatür vardı. Ali Ulvi’nin “Altın Palmiye” ödülü alan bir karikatürü.

Bir asker heykeli.. Önünde ellerini karnının altında kavuşturmuş, gebe bir genç kadın. Ve anıtın üzerinde iki sözcük: “Meçhul asker”.

Orhan Veli- “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz olduğunu” demiş. Anlatımda belki müziğin şiirden daha güçlü olduğu örnekler vardır. Ama zaman zaman duyumsadığım bir gerçek daha var.

Bazen bir karikatür, sayfalarla anlatamadığınız bir “mesaj”!. bir çırpıda, çok daha güçlü olarak veriyor. Ve belleklerde çok daha fazla iz bırakıyor..

**

Muammer Aksoy un “devrim şehitleri” arasına katılışının üzerinden yedi koca yıl geçmiş.

Önce SBF’de hocamdı. Sonra meslektaşım oldu. Giderek, Atatürk’ün partisinin saflarında, TBMM çatısı altında savaşım arkadaşım…

Hocamken, hayrandım.

“Kamu Hürriyetleri” dersi, hepimiz için, sabırsızlıkla beklenen bir ışık kaynağı olmuştu. Önemli konulanrı sınıfta özgürce tartışırdık. Hocamız bizimle, kendine eşitmişiz gibi tartışırdı.

Sözlü sınavlarda hemen hemen kimseyi sınıfta bırakmazdı. Ama sorduğu soruların yanıtını öğretmeden de kimseyi sınav odasından dışarıya çıkarmazdı. Gerektiğinde bağıra çağıra, hatta kavga ederek öğretirdi.

27 Mayıs’a giden günlerde, bir grup gençle birlikte gözaltına alınmıştı. Gözaltı koşullarında bile bir sandalye bulmuş, çantasını açmış ve durmaksızın çalışmıştı .. Toplantılarda da, bir yandan konuşmaları dinler, gerektiğinde söz alırdı; öte yandan da dosyalarını açar, çalışmasını sürdürürdü.

Herkesin iyi niyetli olduğuna olan inancını Meclis çatısı altında da sürdürdü. “Doğruları iyi anlatırsan herkes anlayabilir”düşüncesindeydi.. Kürsüden iner konuşması sırasında laf atan sivrilerin yanlarına giderdi. İnandıklarını bıkıp usanmadan yeniden anlatmaya çalışırdı.

Sınıftaki Aksoy.. Mülkiye Fakülte Kurulu’ndaki Aksoy.. TBMM’deki Aksoy..

Hiç değişmedi!.. Hiç eğilip bükülmedi!.. Tehditlerden hiç yılmadı!..

Meclis bahçesinde yürürken bir gün bana şöyle demişti:

– Babam 57  yaşında öldü. Ben o yaşı geçtim, fazladan yaşıyorum.. Ne kadar daha yaşasam ve yaşadığım süreyi ne kadar değerlendirsem kârdır.

O kârlı gitti. Geride dopdolu, pırıl pırıl, örnek bir ömür bıraktı.. Âma bizler, geride kalanlar O’nunla birlikte bir şeyler yitirdik.. Ve demokrasi, en büyük savaşçılarından birisini yitirdi.

Aksoy bana geçen yıl yitirdiğimiz Bahri Savcı hocayı çağrıştırdı.

Bir güzel insan da O’ydu.. Pırıl pırıl, sürekti kendini yenilemeye çalışan, gençlere her zaman arkadaş gibi davranan ve destekleyen, yaşamı filozofça algılayan, doğrultusunu hiç yitirmemiş.. Bir güzel insan… Bir güzel örnek daha.

Öğrenciliğimiz sırasında ders notları yabancı sözcük doluydu Asistan olduğumuzda ise, artık karşımızda başka bir Bahri Savcı vardı. Yazdıklarında tek yabancı sözcük bile bulamayacağımız bir Bahri Savcı.

SBF’de oda sıkıntısı çekilirken, odasını asistanlarla paylaşmaya açan İlk hocaydı.. Bir anlamda devrimciliği yaşamına geçirmişti.

★★★

Ali Ulvi- Muammer Aksoy.. Bahri Savcı..

Abdi İpekçi.. Uğur Mumcu- Ve daha niceleri.

Geçen günlerde kafamda hep bir “kum saati” vardı.. Sürekli akan, sürekli olarak tersyüz olup yeniden yeniden, yeniden başlayan..

Zaman durmaksızın akıyor. Ve bazıları sanki hep oracıkta kalacakmış gibi geliyor bana.. Kendi güçlerinden mi yoksa yeni zamanların onları hep anımsatmasından mı? Yoksa her ikisi de mi?

Kimbilir!

Nedeni ne olursa olsun.. Onlar unutulmamalı ki, güzellikler de hep yaşayabilsin!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın