Yazı Hakkında

Başlık:“Kürdü Kürde Kırdırmak”
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.14)
Tarih:15 Mart 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“Kürdü Kürde Kırdırmak”

Bir kere sorunun adını cesurca koyalım. Kürtçeden başka dil bilmeyen yüz binlerce insanımız olabilir.. Anadili Kürtçe olan birkaç bin kişi silaha sarılabilir. Hatta on binlerce kişi başka bir bayrakla karşınıza çıkabilir…

Ama bütün bunlar, karşınızda bir etnik sorun olduğunu göstermez!

Sanayinin bulunmadığı, ticaretin durduğu, hayvancılığın yok olduğu, toprak dağılımında korkunç bir adaletsizliğin hüküm sürdüğü, hemen bütün gençlerin işsiz dolaştığı bir bölge düşünün…

İnsanların suya, yola, doktora, okula hasret oldukları bir bölge… Ve o insanları, tam 14 yıldır askeri ya da sivil bir sıkıyönetim altında yaşatın.. Eline silah alabilecek çağa gelmiş olan bir genç, “olağan” yönetimin ne olduğunu bilemesin… Kendisinin doğal haklarına saygı duyulan bir ortamda, bir gün bile yaşamamış olsun…

O bölgede, o koşullarda yaşayan Laz olsa ne değişir, Çerkes olsa, Arap olsa, Türk olsa ne değişir?

Niçin Ankara’daki, İzmir’deki, İstanbul’daki -bölgesindekinden daha kalabalık olan- Kürt kökenli yurttaş isyan etmiyor da, Şırnak’taki ediyor?

Olaya bir “Kürt sorunu” olarak bakmak, ilericilik değil, ırkçılıktır, gericiliktir…
Çünkü olay, bir geri kalmışlık ve insan hakları sorunudur…

★★★

Kürt kökenli aydınların, hem kendi yörelerinde hem de tüm Türk halkına karşı sorumlulukları büyük.

Koruculuk olayını, “Kürdü Kürde kırdırmak” sloganı ile değerlendirmek Atatürk’e saldırmak, ya da Ecevit’i bile “faşist”likle suçlamak gibi duygusal ve kolaycı tepkilerden vazgeçmeliler.

İç Anadolu’da köylere saldıran eşkıyalar türese, “Türkü Türke kırdırmamak için”, o köylere Güneydoğu’dan mı korucu getirmek
gerekecek’. Apo adamlarını köylere saldırtınca “Kürdü Kürde
kırdırmak” olmayacak da, o köyleri korusun diye insanlara ücret verilince mi “Kürdü Kürde kırdırmak” olacak?

Bask bölgesinde görev yapan güvenlik güçlerinin içindeki Basklı oranını büyük ölçüde arttırarak olayların azalmasını sağlayan, İspanyol sosyalistlerinin yaptığı “ilericilik” sayılacak, ama içerideki
benzer bir uygulama -PKK böyle diyor diye- “Kürdü Kürde kırdırmak stratejisi” diye nıtelendirilecek…

Kürt kökenli aydınlar, “farklı” olduklarını vurgulamak için aşırı bir çaba göstermenin ve “Kürt milliyetçisi” olmakla övünmenin ötesi sonuçlarını da iyi hesap etmeliler.

Kürt kökenli bir yurttaşın bakan olmasını, başbakan olmasını, senato başkanı olmasını, rektör olmasını, genelkurmay başkanı olmasını, hatta cumhurbaşkanı olmasını destekleyenler; o kişiyi “kendilerinden farklı” saymadıkları için, “Kürt kökenli” olduğunu bile bile destekliyorlar.

Doktoru, bakkalı, berberi, manavı, avukatı Kürt kökenli olanlar, onları bu toplumun herhangi bir bireyinden ayırt etmedikleri için, bir başkasına gitmek gereğini duymuyorlar…

Ama siz çıkıp da, her fırsatta “Ben sizden değilim” derseniz; yarın insanlar da tercihlerini, “kendilerinden olana-olmayana” göre yapmaya başlarlar…

Bu da çağdaşlıktan uzaklaşmak anlamına gelir ki; bundan kazançlı çıkacak hiçbir toplum kesimi yoktur…

Kurtuluş Savaşı’nda yanlış ata oynayıp, İngilizlerle işbirliği yapmayı tercih eden Kürt aydınları, Doğu’daki ağa-aşiret düzeninin ömrünün uzamasına istemeden katkı yapmışlardı. (Çünkü, onlardan bulamadığı desteği, M. Kemal’e aşiret reisleri vermişti…)

Şimdi de, duygusal tutumlar takınarak, kitlelere doğru önderlik yapma fırsatını kaçırırlarsa, PKK’nın sloganlarına ve cinayetlerine karşı çıkmak cesaretini gösteremezlerse, bir kez daha kendi yörelerinin çağdaşlaşmasındaki gecikmenin vebalini yüklenmiş olacaklardır.

Halklarına öncülük etmek isteyen Kürt kökenliler, “Tek vatan, tek bayrak, tek resmi dil” diyebildikleri ölçüde, etkilerini arttıracaklarını ve sorunun demokratik yollardan çözümüne de en büyük desteği vermiş olacaklarını bilmelidirler.

Tarih önündeki sorumlulukları büyüktür!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: