Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Kürtçe Öğretmek Başka, Kürtçe Eğitim Başka!

Yazı Hakkında

Başlık:Kürtçe Öğretmek Başka, Kürtçe Eğitim Başka!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:11 Kasım 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kürtçe Öğretmek Başka, Kürtçe Eğitim Başka!

Kürtçe öğretmek Başka, Kürtçe Eğitim Başka! Kafalar
giderek netleşiyor. Ama hâlâ bazı bulanık noktalar var.

Yıllardır çeşitli toplantılarda ve bu köşede savunduğumuz
doğrular üzerinde birleşilmeye başlanması umut verici…
Sayın Mümtaz Soysal’dan İktisadi Kalkınma Vakfı’na kadar, birçok resmi ya da özel kişi ve kuruluş, artık şu noktada buluşuyor:

Kürtçe öğretimi ve Kürtçe TV yayın serbest olmalı; ama
bunu devlet yapmamalı! Çünkü devlet yurttaştan arasında
ayrım gözetemez!

Hukuk devleti, yurttaşlarının tümüne veremediği bir hizmeti, sadece bir kesimine özgü olarak veremez!

Bu konuda açıklık var da, “Kürtçe eğitim” denilince iş değişiyor…

İsteyen Kürtçe öğretmek için “kurs” açabilmelidir. Hatta
Dışişleri Bakanı’nın önerisine uygun olarak; “yerel dil” ile
verilebilecek -seçimlik- “yerel kültür” dersinin devlet okullarında da okutulması düşünülmelidir.

Ama işin içine “devlet” girince, “ayrım” konusu da -kaçınılmaz olarak- giriyor.

Devlet hangi Kürtçeyi seçecek? Zazacayı mı, Kırmançiyi mi?

Yansız yabancı uzmanların yaptıkları araştırmalara göre;
Zazaca Kırmançiden çok Türkçeye yakın! Üstelik ikisinin,
Türkiye’de toplam 14-15 kadar alt dalı var.

Japon dilbilimci Goichi Kojima araştırma yaptığı komşu köyler arasında bile, birbirini anlamayanlara rastladığını söylüyor. Örneğin Paris Kürt Enstitüsünün yayımladığı derginin Zazaca yazılmış sayfalarını, Türkiye de Zazaca konuşan bazı köylerde kimse anlamamış!

Kürtçeyi devlet okullarında “seçimlik” olarak bile öğretmeye kalktığınızda çıkacak sorun; devlet eliyle Kürtçe yayın yapmak istediğinizde de geçerlidir.

Hangi Kürtçeyi -ne hakla- diğerlerine tercih edeceksiniz?
Tek bir Kürtçe olsa bile, aynı hizmeti ana dili Lazca, Çerkezce, Boşnakça, Arnavutça olanlara da verebilecek misiniz?

Türkiye’de konuşulan “başlıca” 17 dil ve 24 etnik grup
var.

Kafkasya’dan Orta Asya’ya Türk kökenli “soydaş”toplumları ele alın… Siz Kırgızcayı, Kazakçayı, Özbekçeyi ne ölçüde anlamıyorsanız, Ortadoğu’nun çeşitli Kürt toplulukları da birbirlerini o ölçüde anlamıyorlar!

Türkiye içinde bile, ancak çevirmen aracılığı ile konuşabilen Kürt kökenli yurttaşlarımızın gerçeğine göz kapayabilir miyiz? Kaparsak “doğru” çözümler üretebilir miyiz?
★★★

İş dil öğretmeye değil de, o dille eğitim yapmaya gelince… sorun daha da karmaşık. Ve ne yazık ki. kafalar daha da bulanık.

Sayın Soysal şöyle diyor:

“Kürtçe eğitim yapan bir özel okul açılabilir, ama resmi
dili öğretmek koşuluyla!”

Sorun acaba bu kadar basit mi?

Niçin Fransa yıllardır milyonlarca Srötona Brötonca eğitim serbestliği tanımıyor? Niçin, bir dil ile eğitim yapılabilmesi için, o dilde en az on bin sözcük bulunması koşulunu getiriyor?

48 bin sözcüğe ulaşmış bir Türkçeyi bile bazı durumlarda yeterasiz bulanlar.. yurttaşlarının bir kesiminin 1-2 bin sözcükle “eğitim” yapmasına nasıl razı olacaklar?

Kojima, ne Kırmançi ne de Zazaca ile eğitim yapılabileceğini söylüyor. Hatta Türkiye’deki 14-15 Kürtçe grubundan binsin, seçerek öğretmeye kalkarsanız, ne yapılması gerektiğini şöyle açıklıyor.

öğrenciler önce Türkçeyi öğrenecekler… Sonra, Türkçe
aracılığı ile -yeni bir yabancı dil öğrenir gibi- seçilmiş olan
lehçeyi öğrenecekler!..

★ ★★

Defalarca yazdım ve söyledim.

Sorunun kökeninde bir “kültürel kimlik” çatışması olsaydı; asıl patlamanın Güneydoğu da değil büyük kentlerde
görülmesi gerekirdi.

Çünkü Güneydoğu’nun insanı, kendi yöresinde iken, aynı kimliği paylaşan insanlarla bir arada… Asıl kimlik çatışması, oradan kalkıp da İstanbul’a İzmir’e geldiğinde ortaya çıkar!

Çünkü ancak orada farklı
bir kimlikle karşı karşıya gelir!..

Sorunun temelde bir “etnik kimlik” sorunu olmadığına.. bölgenin olumsuz koşullarından kaynaklandığına
inanmak için çok neden var.
Ama insanların ana dillerini
unutmamaya, öğrenmeye
çalışmalarından korkmak
için de hiçbir neden yok!

Fransa’da, Belçika’da, İsviçre’de aynı dili konuşan insanlar yaşıyor. Üstelik de birbirlerini çok iyi anlayabiliyorlar… Peki Belçikalı Valonlar
ya da Fransızca konuşan İsviçreliler, kendi ülkelerinden
ayrılıp da Fransa ile birleşmeyi düşünüyorlar mı?

Fransız Baskılarının durumu daha da anlamlı… Niçin
Fransa’da yaşayan Bask halkı, sınırın öte yanındaki İspanya’nın Bask bölgesi ile bütünleşmek gibi bir istek taşımıyor?

Siz hiç Özbekistan ile birleşmek için can atan Kırgız
gördünüz mü?

Yapın toprak reformunu…
Tamamlayın GAP’ı… Ve 12 Eylül Anayasası’nın kıskacından kurtarın bu toplumu…

Görün bakalım, “bölünme” tehlikesi falan kalacak
mı?!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: