Yazı Hakkında

Başlık:Kürtçe TV’ye Evet, Ama…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:24 Mayıs 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kürtçe TV’ye Evet, Ama…

Hak ile özgürlüğü çok kez birbirine karıştırıyoruz. Özgürlük, devletin ya da başka birilerinin engellememesi gereken bir şeydir. Basın özgürlüğü gibi. Düşünce özgürlüğü gibi. Gezi, yani seyahat özgürlüğü gibi…

Hak ise, devletin bizzat sağlaması gereken bir durumdur. Yaşama hakkı gibi. Eğitim ve sağlık hakkı gibi. Seçme ve seçilme hakkı gibi.

Basın hakkı olmaz. Gezi hakkı olmaz.

Her isteyene gazete çıkaracak olanakları sağlamak, ya da isteyeni istediği yere parasız götürmek, devletin görevi değildir. Onların yapılabilmesinin önündeki engelleri kaldırmak, devletin görevidir.

★★★

Nasıl ki demokratik bir toplumda her isteyen gazete çıkarabilirse, her isteyen radyo ve TV yayını da yapabilmelidir. Bu, düşünce özgürlüğünün doğal uzantısı olan anlatım özgürlüğünün bir gereğidir.

Nasıl ki yazılı basın yasaların çizdiği çerçevede yayın yapmak zorundaysa, elbette ki sözlü ve görüntülü basın da yasaların çizdiği çerçevede kalacaktır.

Tıpkı Kürtçe gazete gibi, Kürtçe TV yayını da yapılabilmelidir.

Ama Kürtçe TV devletin görevi olamaz!

Hukuk devleti, “yasalar önünde eşitlik” temeli üzerine kuruludur: Kürtçe TV yayınını devlet yapacaksa, Türkiye’de konuşulan 4 Kürt lehçesi ile de yapmak zorundadır. Türkiye’de varlığını sürdüren 11 dili anadili sayan topluluklara da aynı hizmeti vermek zorundadır.

Eğer hukuk devleti iseniz; “Kürtçe TV yayını yapıyorum, çünkü onlar kalabalık ve terör sorunu var; sizin ise sayınız az, üstelik bana sorun da yaratmıyorsunuz” diyemezsiniz.

Yarın devlet eliyle Kürtçe TV yayını başlasa ve milyonlarca Alevi yurttaş şu iddia ile ortaya çıksa:

– Siz devlet TV’sinden Sünnilere seslenen yayınlar yapıyorsunuz; bize de aynı hizmeti sunmalısınız!

Verebileceğiniz tutarlı bir yanıt var mı?

★★★

Kapalı rejimin de bir mantığı var, açık rejimin de.

Nasıl ki bir baskı rejiminde demokratik bazı öğelere kapı açmak giderek sistemi çökertirse (Sovyet imparatorluğunun yıkılma sürecinde bu çok iyi görüldü); demokratik bir topluma kapalı rejim mantığını sokmak da sıkıntı yaratır.
Baskı baskıyı getirir.

Demokrasilerde özgürlükten değil, özgürlüklerin engellenmesinden korkulmalıdır. Çünkü özgürlükler küçük boşalmalara olanak verir.

Küçük boşalmalara izin vermeyenler ise, büyük patlamalara hazır olmalıdırlar!

Günde birkaç saat Kürtçe TV yayını olsa ne olur?

Ne olabileceğini gösteren örnekler içerde de var, dışarda da…

Türkiye’de çevrilen ilk Kürt filmi olan “Mem-u Zin” maliyetini bile çıkaramadı.

Yasak kalkmadan piyasaya sürülen ilk Kürtçe kaset 500 bin satarken, serbestçe piyasaya sürülen yeni Kürtçe kasetlerin satış sayıları bunun onda birinde kalıyor.

Haftalık “Welat” dergisi, 2 milyon dolayında Kürt kökenli yurttaşın yaşadığı İstanbul’da, sadece 2-3 bin satabiliyor.

Ve Kürtçe TV yayını yapmak isteyen Halit Tunç şöyle diyor:

“- Çocuklarım Kürtçe bilmiyor, gerekli de değil. Kürtçe eğitim veren okul olsa çocuklarımı yollamam. Türkçe eğitim verene yollarım, ama İngilizce eğitim veren olursa onu tercih ederim..”

★★★

İspanya’nın Bask bölgesinde, Fransa’nın Korsika adasında, İngiltere’nin İskoçya ve Galler’inde, yerel dil ile yayın yapan TV’ler var. Ama izlenme oranları çok düşük.

Herkes daha ilginç olanı izliyor.

Tıpkı İstanbul’da İngilizce TV izlemeyi tercih eden Türkler gibi..

Galler bölgesinde yerel dil ile yayın için açlık grevleri yapanları anımsayanlar, şimdi şu şakayı yapıyorlar:

– Kendi anadillerinden yayın için açlık grevi yapmaya hazırlar; ama o yayınları izlemeye hazır değiller!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: