Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Kürtçülüğe Hayır, Şeriatçılığa Evet!

Yazı Hakkında

Başlık:Kürtçülüğe Hayır, Şeriatçılığa Evet!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:20 Ocak 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kürtçülüğe Hayır,
Şeriatçılığa Evet!

Hasan Pulur’a hep saygı duymuşumdur.

Sadece düşüncelerimiz arasındaki koşutluktan değildir
bu. Kişiliğine, birikimine, anlatım biçimine saygı duyarım.
Bir de, gözümden kaçan bazı ayrıntıları yakalamasına.,.

Kabataşlılığımız ve Fenerbahçeliliğimiz de, saygıya bel-
ki bazı duygusal boyutlar ekler.

Sayın Pulur’un cımbızına, geçenlerde ANAP Genel Baş-
kanı yakalanmıştı. Sayın Mesut Yılmaz -dikkatlerden ka-
çan bir konuşmasında- şöyle demiş:

“Biz diyoruz ki; Türkiye bölünmelidir şeklinde bir düşün-
ce, ne görüntü altında olursa olsun, ister inceleme, ister
eleştiri, ister tartışma, hiçbir cebir unsuru içermese bile,
suç olmaya devam etmelidir. Türkiye’nin bugünkü özel du-
rumundan kaynaklanan böyle bir istisna öngörüyoruz… Bu
sürekli bir istisna değildir.”

Sayın Yılmaz’ın düşüncesi çok açık.

Türkiye’nin önünde bir “bölünme” tehlikesi olduğunu
düşünüyor. Türkiye’nin “özel koşullarının gereği” olarak bir
yasağı açıkça savunuyor:

“Demokrasi hiç gölgesiz olsun diye, böyle bir riski ala-
bilecek durumda değiliz. Bölücü propaganda -şiddet un-
suru içermese bile- suç olmalıdır!”

Günün birinde tehlike ortadan kalkarsa, yasağın da kal-
kabileceğini söylüyor.

Yasakların ve baskıların “tehlike” ile savaşımı zorlaştıra-
cağını savunabilirsiniz. Ama açıklık, dürüstlüktür. Aynı za-
manda da, demoktasinin gereğidir. (Ancak açık olduğu-
nuz ölçüde seçmen sizi doğru değerlendirebilir.)

İyi de, demokrasinin bir başka gereği de, tutarlı olmak-
tır. Tutarlı olmalısınız ki, seçmenin kafası karışmasın. Ve tu-
tarlı olmalısınız ki, “içtenlikli” olduğunuz anlaşılsın!..

Sayın Yılmaz, “şiddet içermese bile”, bölücü propagan-
daya karşı.

Ama “dinci terör”e karşı değil!.. Yani dinci propaganda-
ya, “şiddet içerse bile” karşı değil!

Terörle savaşmak için getirilmek istenilen yasal düzen-
lemelerin kapsamına “dinci terör”ün alınmasını önleyen-
lerin başını ANAP çekiyor. Yılmaz ve arkadaşlarının “etkin”
desteği olmasa, RP ne TBMM de rahat at oynatabilir ne
de yerel yönetimlerde.

Ve son olarak ANAP, RP ile kol kola, anayasanın şu hük-
münü değiştirmek için savaşım veriyor:

“Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki
temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandır-
ma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama
amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duy-
gularını, yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar ede-
mez ve kötüye kullanamaz.”

Bu hükme karşı olmak ne anlama gelir?

Bir din devleti kurulmasını yasak olmaktan çıkarmak an-
lamına gelir!.. Dini siyasete alet etmenin serbest olmasını
istemek anlamına gelir.

Peki Türkiye’de bir “bölünme tehlikesi” var da, bir “çağ-
dışına sürüklenme tehlikesi” yok mu? Dini siyasete “en kö-
tü biçimde” alet ederek, demokrasiyi yok etme tehlikesi
yok mu?

Toprakların bir kısmının bölünmesi mı daha kötüdür?
Yoksa toplumun tümünün, bir ortaçağ karanlığına yeniden
dönmesi mi?

“Bölünmemiş yurt”un tümünde, Edirne’den Hakkari’ye
kadar bir kardeş düşmanlığının dinsel kışkırtmalarla yaşan-
ması mı?

Birine düşünce bile yasak.

Ötekisine, şiddet bile -neredeyse- serbest! (Şiddeti ön-
lemek ve devleti korumakla görevli konumlara “kendi
adamları”nı getirmek zaten serbest…)

Bu mu Sayın Yılmaz’ın dürüstlüğü ve tutarlılığı?

Ya da demokrasi aşkı?

Tarih; olayları, ona yön verenlerin “niyet”leriyle ölçmez,
sonuçlarıyla ölçer.

Karanlığın “cehalet”ten mi, “gaflet”ten mi, yoksa “iha-
net”ten mi olduğu, tarihi hiç mi hiç ilgilendirmez! Ama o
karanlığı yaşayanları ilgilendirir!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın