Yazı Hakkında

Başlık:Kürtler ve Türkler
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:18 Haziran 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kürtler ve Türkler

Mektup geleli aylar oluyor.

Kürtleşmiş Türklerden, Türkleşmiş Kürtlerden söz eden bir yazımdan sonraydı. Kürtleşen Türkler kırsal kesimdeydi, Türkleşen Kürtler ise kentsel.

Yavuz Selim’in güvenlik nedeniyle Güneydoğu’ya yerleştirdiği sekiz Türkmen
boyunun adlarını teker teker yazmıştım. Oysa bunlar şimdi Kürtçe konuşuyorlardı. Kerkük’teki Talabani aşiretinin bir bölümü ise
Türkçe.

Kültür ya da köken benzerliğini öne süren ilginç
araştırmalar da vardı…

İşte Turgut Çarıklı’nın önemli mektubu o günlerde gelmişti. Ama asıl bugünlerde güncelleşti.

Sayın Çarıklı’nın babası Hacim Çarıklı, Elcezire ve
Şark İstiklal Mahkemeleri Başkanı olarak çok dolaşmış. Tuttuğu günlüklerde
şu satırlara rastlanıyor:

“Birecik-Suruç, 1 Mart 1339 perşembe

Galiba bu gün hareket edemeyeceğiz. Çünkü saat üç buçuk olduğu halde
hayvan bulunamadı (…) Suruç iki yüz veya üç yüz
hanelik bir yer imiş. Ahalisi Kürt ve yahut Kürtleşmiş Türk. Çarşısı da varmış.
Gece olduğu için göremedik.

Urfa-Yedi Kuyu Karyesi, 4 Mart 1339 pazar

Sabahleyin saat ikide Urfa dan hareketle dokuz buçukta Yedi Kuyu karyesine
geldik. Burası Kürt Badıllı aşiretine mensup ve burada aşiret reisi Sait Beyin
yeğeni Ahmet Ağadır. Badıllı aşireti üç, dört yüz hanelik. Esasen Türk, fakat
Kürtleşmiş bir aşiret imiş. Ve yüz atlı çıkarabilirmiş.

Siverek-Kara Bahçe, 7 Mart 1339

Sabahleyin saat ikide Siverek ‘ten hareketle şiddetli bir poyraza karşı yol alarak, akşam on birde Karacadağ ‘ın şimali şarki ucundaki Karabahçe karyesine
geldik. Karye yirmi hanelik ve evleri pek basit. Adeta bir in gibi (…) Bunlar Türkmen aşiretlerinden imiş. Şimdi muharref olarak Türkan namı almışlar. Ve milli Kürt aşireti meyanındandır. Elli sene evveline gelinceye kadar Türkçe konuşurlar ve kıyafei millilerini muhafaza ederlermiş. Şimdi Türkçe konuşanları pek az. Agel ve kefiye giyiyorlar ve
kısmen Arapça konuşuyorlar.”

★ ★★

Mektupta daha birçok ilginç bilgi ve anı var.

Fazlı Güleç, Şark Müfettişi Umumiliği Müşavirliği
yapmış. Bir konuşma sırasında mektubun yazarına
şunları söylüyor:

“- Bir Kürt aşireti reisi bana şöyle demişti: “Biz bir
süre öncesine kadar kendimizi Türk olarak bilirdik.
Sonra ne olmuşsa olmuş, Kürdüz demişiz.”

Peki durup dururken niçin Kürtleşmiş bu Türkmen
aşiretleri?

Hacım Çarıklı’nın da Fazlı Güleç’in de buna verdikleri yanıtın aynı olduğu anlaşılıyor:

“- Abdülhamid’in hatalı aşiret politikası!..”

★ ★★

Sayın Turgut Çarıklı’nın mektubu şu satırlarla noktalanıyor:

“Birinci Cihan Savaşı sırasında Şam’a bağlı Havran sancağında mutasarıflık yapmış olan babam Araplaşan Türklerden de bahseder ve örnek olarak isyanlarıyla bizi çok meşgul eden Dürzileri gösterirdi. Dürzi’lerin aslında Tınaz lı aşireti olduğunu söylerdi (…)

Mektubuma son vermeden, kentlerde Türkleşen
Kürtlere de iki kelime ile değinmek isterim. Atatürk’ün çok güvendiği eski Roma ve Moskova büyükelçimiz Vasıf Çınar. İzmir’de ikamete memur
edilmiş Bedirhan Paşa ‘nın (Kürt asıllı) oğludur.
Onun kardeşi Esat Çınar da İzmir Erkek Lisesi’nde
edebiyat öğretmenimizdi ve hararetli bir Türk milliyetçisiydi.

Diğer taraftan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda
senelerce Kürt davasını savunmuş olan Bedirhani de
aynı aileye mensuptu. Buna da talihin garip bir cilvesi diyebiliriz.”

★ ★★

Olaylara tarihin geniş penceresinden baktığımızda her şey nasıl da farklı
görünüyor. Irkçılığın anlamsızlığı nasıl da sırıtıyor.

Ve Atatürk’ün bir “kültür sentezi”ne dayalı ulus anlayışı, nasıl bir kat daha anlam kazanıyor…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın