Yazı Hakkında

Başlık:Kürtlük mü, Kürtçülük mü?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:16 Aralık 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Kürtlük mü, Kürtçülük mü?

Terör gerilerken, demokratik çözüm arayışları hızlanıyor.

PKK korkusu azalırken Kürt kökenli aydınların sesi yükselmeye başlıyor. Gerçekçilik ve sağduyu giderek öne çıkıyor.

Eski DEP Milletvekili Srrı Sakık, Fransa Cumhurbaşkanının özel temsilcisine ne demiş: “Ülkemi size şikâyet etmem!” PKK’ye karşı barışçı ve demokratik bir seçenek parti oluşturma çabasındaki Şerafettin Elçi, buna ne tepki vermiş:

“Sayın Sakık, makul ve olması gereken bir davranış göstermiştir. Bu sorunu Batı ile değil, Türk ve Kürt diyaloğu ile çözmeliyiz.”

Bu köşede başından beri hep şunu savunduk: “Demokrasiye gerçekten de inanıyorsanız, çözümü dışarıda değil, içeride aramalısınız! İkna etmeniz gereken insanlar, dışarıdakiler değil, bu topraklarda yaşayanlardır!”

Dış yardımı kestirmek için ülke ülke dolaşıp Türkiye düşmanlığı yapmanın yarar yerine zarar getireceği, keşke daha önce anlaşılmış olsaydı…

Dosyamda çoktandır bekleyen mektuplardan iki tanesi
yeniden güncelleşti.

İstanbul’dan Sayın Yıldız Doğan şöyle diyor:

“Diyorsunuz ki, TBMM’de Kürt kökenli vatandaşlar var.
Bu da ülkemizin demokrasi anlayışını göstermektedir Hayır, yanılıyorsunuz. 0 insanlar, öz kimliklerini sosyal ve kültürel haklarını ifade etme hakkından yoksun bırakılıyorlar. Sizin TBMM’deki Kürt kökenli vatandaşlarınız, Kürtlüklerini evinde, yerinde, yurdunda, yüreğinde hapsederek Meclis’e geliyorlar. Lütfen, bu gerçeği göz ardı edip saptırmayınız. ”

Ve ekliyor: “Türk yönetimi, Doğu Anadolu’yu kaderine
terk etmiştir. Batı kalkındırılırken Doğu’ya el sürülmemiştir.”

Sayın Mehmet Türkyılmaz’ın mektubunda da şu satırlar var:

“Hakikaten de Kürt kökenli insanlar, seçme ve seçilme hakkını özgürce kullanıyorlar. Kendi belediye başkanlarını özgürce seçebiliyorlar. Ancak Kürt kökenli insanların., Meclis’e sadece ve sadece devletin resmi kimliğiyle ve o kimliği kabullenerek girebildiklerini unutamayız. Eğer bu temsilciler, HEP veya DEP kimliğiyle, yani ulusal kimlikleriyle Meclis ‘e girerlerse dokunulmazlıktan kaldırılıyor, tutuklanıyor, hatta idamla bile yargılanıyor.”

★★★

Doğrularla yanlışları birbirinden ayırmalı.

1- Türkiye’de yaşayan hiç kimse. “Ben Lazım, Çerkezim, Kürtüm, Boşnakım” dediği için farklı bir muameleyle karşılaştığını söyleyemez… Kültürel kimlikle ilgili olarak varlığını sürdüren son yasaklar ise Kürtçe öğretimi ve Kürtçe TV’dir. Ama bunları savunmayı engelleyen bir yasa olmadığı gibi, bunları savunmuş olmaktan dolayı hapishaneye tıkılmış kimse de yoktur.”

2- Son genel seçimlerde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çok yaygın bir biçimde Kürtçe propaganda yapıldığı yalan mıdır? Hatta çoğaltılmış Kürtçe kasetler kullanıldığı, doğru değil midir? Ama ‘ulusal kimlik’ten kasıt, TBMM’ye PKK renkleriyle girip kürsüde Kürtçe konuşmaksa böyle bir özgürlük, ne Fransa’da ne Almanya’da ne de ABD’de vardır!

PKK’ye açık ya da örtülü biçimde arka çıkmak mıdır
‘ulusal kimlik’?

3- “Doğu geri bıraktırıldı!” savına gelince… Peki; Ege Bölgesi bu kadar gelişmiş iken, acaba İç Anadolu’da ya da Doğu Karadeniz’de birçok yöre niçin ‘Doğu kadar’ geri kalmıştır? Niçin -tüm özendirme önlemlerine karşın- birçok Kürt kökenli işadamı Doğu ya değil de İstanbul’a yatırım yapmaktadır?

★★★

Kendisiyle aynı hükümette bulunduğum Sayın Şerafettin Elçi, ‘Türkiye’nin toprak bütünlüğü içinde, sorunların çözümünde barışçıl, demokratik yöntemleri benimseyen, çoğulcu, katılımcı, demokratik ve liberal’ bir parti kurmak istediğini söylüyor.

Buraya kadar ‘itiraz’ etmek olanaksız… Ama hemen ekliyor:

“Amacımız. Kürtlerin özgür ve eşit koşullarda devletin
yönetimine ortak olmasıdır.”

Kürt kökenli olmak, orgenerallikten cumhurbaşkanlığına kadar hiçbir göreve gelmeye engel olmadığına göre…
‘Eşit koşullarda yönetimine ortak olmak’ istenilen devlet,
acaba nasıl bir devlettir?

İki ‘bölge’si ve ‘iki resmi dil’i olan bir devlet mi?

İstenilen ‘eşitlik’ midir, yoksa ‘ayrıcalık’ mı?

Gerçekten de ‘demokratik’ ve ‘liberal’ olan bir parti; acaba, sadece bir etnik kesim için mi ‘eşit ve özgür katılım’ ister, yoksa -ayrım gözetmeden- toplumu oluşturan bütün kesimler için mi?..

Bana, ‘sınıfsal’ ayrımı ‘etnik’ ayrımın önüne geçiren Sayın Mahmut Alınak, eski dostum Elçi’den bir adım daha öndeymiş gibi geliyor! Benzer koşulları paylaşan insanları ‘etnik köken ‘e göre ayırmak ‘ilericilik’ değildir!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: