Yazı Hakkında

Başlık:‘Liberal Çiftlik’
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:24 Kasım 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

‘Liberal Çiftlik’

1979’un yaz aylarında bir gece.. Gece yarısı üç
saat kadar gerilerde kalmış..

Başbakan, Bakanlar Kurulu’nu terk ediyor!

Vurup çıkıyor kapıyı..

Konu, KIT’lere özerklik getirecek, siyasal iktidarların müdahalelerini önleyecek bir tasarı. Amaç, işçiyi “kare ve sorumluluğa” ortak etmek.

İşçi, işletmenin verimli işleyip işlememesinden
doğrudan etkilenecek. Bu nedenle de fazla işçi alımına, savurganlığa devlet kesesinden “özel kesim “e kaynak aktarılmasına, devlet kesesinden
kişilerin zengin edilmesine karşı çıkacak.

KİTler “arpalık” olmaktan kurtulacak.

Üstelik, uygulamanın önce bir KIT’te “örnek”
olarak başlatılması söz konusu. Alınacak sonuçlara göre -ve her defasında Bakanlar Kurulu kararı ile- “model” aşamalı olarak yaygınlaştırabilecek..

Saptanacak tek bir KİT’te “deneme” yapılmasına bile. CHP hükümetindeki on bir “bağımsız” bakandan ikisi karşı çıkıyor.

Başbakan, bu konunun kendisi ve partisi için ne kadar önemli olduğunu uzun uzun anlatıyor. Üzerinde çok düşündüğünü ve çalıştığını söylüyor.

Bunun üzerine, “hayır”cı bakanlardan birisi tavrını değiştiriyor.

“Başbakan’ın bu ölçüde önem verdiği bir konuda, bir bakan için iki seçenek vardır. Ya istifa etmek ya da kabul etmek.. Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda istifayı doğru bulmadığım için itirazımı geri alıyorum. ”

Özel kesimin “güvenilir adamı” olarak bilinen
ikinci bakan ise çok rahat:

“Bu komünistliktir, kabul edemem!.. Üstelik ben
böyle yaparak Sayın Başbakanı da, hükümeti de
korumuş oluyorum!..”

İçlerinde bu satırların yazarının da bulunduğu
birçok bakan, o tek kişiyi “ikna”ya çalışıyorlar. Bunun “komünistlik” falan olmadığını, tersine komünistlerin bu tür çözümlere karşı olduklarını -Batıdan örneklerle- anlatmayı deniyorlar.

Saatlerce dil dokuyorlar.

Ama adam -herhalde atmış olduğu talimata uygun olarak- direniyor. Bütün gece boyu, papağan gibi hep aynı tümceleri yineleyip duruyor.

Ve Başbakan Ecevit’e, kapıyı vurup çıkmaktan
başka yapacak bir şey kalmıyor..

“Özelleştirme” ideolojisi, aslında yıllardır oynanan bir oyunun, sadece “son” perdesi.

Kirler sağcı iktidarlar eliyle kötü işletmeler haline getirildiler.. Arpalık oldular. Özel kesime kaynak aktarmanın, yeni zenginler yaratmanın aracı
oldular.. Ucuz siyasal çıkarlar uğruna “işçi deposu” yapıldılar..

Düzeltmek isteyen solcu hükümetler ise “Belki
başarılı olur” korkusuyla engellendi!..

Ama Özal döneminin ortalarına kadar, gene de
kârda oldukları bir gerçekti!

Önce bozdular.. Sonra da “Bakın ekonomiye
yük oluyor, özelleştirelim” diye ortaya çıktılar..

Ve bu oyun, Karabük Demir-Çelik İşletmeleri’nin
kapatılma kararı ile büsbütün çirkinleşti.

30 Kasım 1993 günü, işletmeye Ankara’dan
gönderilen bir yazı ile “beş trilyon liralık zarar”
gösterilmesi emrediliyor. 5 Nisan tarihli ekonomik
paketle de ekonomiye bu kadar yük olan bir işletmenin kapatılacağı açıklanıyor.

Oysa 1994’ün ilk üç ayında işletme zararda değil, kârda!

“Geri teknoloji” iddiaları geçerli değil. İşçi sendikaları ise çatışan sayısının ve ücretlerin azaltılmasına razı!

Peki ne gerekçe kalıyor “kapatmak” için?

Demir-çelik üretici ve tüccarlarının oluşturduğu
“birliğin” çıkarları!..

★★★

Devletin “toplumun genel çıkarları için” devreye girmesine “hayır”!.. özelleştirmeye “evet!”..

Bu ideoloji Batı’yı son on beş yılda nereden nereye getirdi?

Daha çok işsiz.. Daha çok suç.. Daha huzursuz,
daha mutsuz, daha korkulu bir toplum.. Ve daha
çok polis, daha çok özel güvenlik gücü, canı ve
malı “korumak” için çok daha büyük bütçe!..

Batı, vahşi kapitalizmin kurallarını, birçok yerde
toplumsal barışın gereklerinin önüne geçirmiş..
Bedelini ödüyor..

Ve ne yazık ki dolaylı yollardan, bize de ödetiyor!..

(Cumhuriyet, 18 Mayıs 1994)

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın