Yazı Hakkında

Başlık:Malatya’daki Karanlık ve Aydınlık
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:24 Şubat 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Malatya’daki Karanlık ve Aydınlık

Şarkıdaki gibi “her yer karanlık” değil.

Ama karanlığı yenmenin ön koşulu, karanlıkları göstermektir. Göstermeli ki, insanlar birer mum da oralara yaksınlar…

Birkaç gün önce Malatya’daydım. Bir zamanlar İnönü‘nün, şimdilerde ise Özal’ın “memleketi” olarak anılan kentte…

İsmet Paşa‘nın yaktığı ışıkların bir kısmını özal söndürmüş. Ama Malatya -her şeye karşın- hâlâ karanlıkta değil!

★★★

Malatya İnönü Üniversitesinde, Atatürk-İnönü çizgisine düşman bir kafa yapısı egemen.

Tıp Fakültesi’nin hastanesi yıllardır bitirilemiyor. Ama üniversite “kampus“unda “ikinci” bir cami yükselmekte.
Hem de Ankara’daki Kocatepe Camii’nin heybetinde bir cami.

Üstelik de, her fakültenin hemen her katında bir de “mescid” bulunduğu halde…

Tıp Fakültesinde altı doçent kadro bekliyor. Verilen doçentlik kadrosu tek.

Yeni açılmış dan İlahiyat Fakültesi’ne ise, tam 16 doçent ve 8 profesör kadrosu “tahsis edildiği” daha iki hafta önce gazetelerde ilan edildi. Hem de sadece iki sınıfı olduğu halde…

Yönetim ve denetimin, beyinlerinin üzerinde sarık taşıyanların elinde olduğu anlaşılıyor. Kendileri gibi düşünenlere bütün olanaklar açık. Kemalizmin aydınlığına inananlara tüm kapılar kapalı.

Tıpkı, son birkaç ayda tam 12 profesörün ayrıldığı Sivas “Cumhuriyet Üniversitesi” gibi… Rahmetli Özal, “İnönü”yü de “Cumhuriyet”i de şeriatçılara “emanet” etmiş.

Onlar da “gereğini” yapıyorlar!

★★★

İnsanların “düşüncelerinden ve inançlarından dolayı” çıra gibi yakıldıkları Sivas’taki durumu bilemiyorum… Ama Malatya “henüz” karanlığa teslim olmamış.

Daha birkaç ay önce kurulan Malatya Atatürkçü Düşünce Derneği’nin ulaştığı nokta, Malatyalının karanlıktan hoşlanmadığını gösteriyor.

Bir tatil sabahı, Sabancı Kültür Sitesi’ nin salonundan taşan coşkulu bir kalabalık… Kitap imzalatmak için bir saat kuyrukta bekleyen insanlar… Ve birkaç ayda birkaç yüzlere ulaşan, her geçen gün çığ gibi çoğalan “üye” sayısı…

Göstermelik değil, ödentisini veren, her türlü katkıyı yapmaya hazır üye…

Karanlığı isteyenlerin “para”sı bol… Ama “bilinç”paradan her zaman üstündür.

Bilincin yaktığı yüzlerce, binlerce küçük mum. paranın sağladığı ışıldaktan çok daha etkileyicidir.

★★★

Malatya’daki diğer konuşmacı, Prof. Şerafettin Turan‘dı.

Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun başkanı, tarihçi, Kültür Bakanlığı eski Müsteşarı.

Cenap Şehabeddin’in “Tarihe yalan söyletmek mükündür,çünkü ölüler konuşamaz!” sözünü anımsatırken salondan alkışlar ve gülüşler yükseliyordu. Benim gibi herkes de, bazı numaracı cumhuriyetçilerin ekranlardaki “gaflet” ya da “ihanet”ini anımsamış olmalıydı…

Sayın Turan, “Peygamber zamanında minare yoktu”diye, Hz. Ömer ‘in yaptırdığı ilk minarenin nasıl yıkılmak istendiğini dile getirdi….Atatürk’ün; istediği yetkilerin Meclis’te reddedilmesinde başrolü oynayan M. Esat Bozkurt ile Şükrü Saraçoğlu’nu daha sonra bakan yapışını anlattı.

Atatürk’e yönelik olarak son günlerde gündeme sokulan “İş Bankası hisseleri” suçlamasının iç yüzünü sergiledi. Ölünceye kadar o paylardan tek kuruş çekilmemiş olduğunun altını çizdi.

Sayın Turan soruları yanıtladıkça, tarih de yalanlardan arındı. Ve Malatyalılar o salonu, başları biraz daha dik olarak terk ettiler.

★★★

Son 40 yılın “gaflet“i ya da “ihanet“leri yüzünden bu Cumhuriyet’in “Atatürk’ün Cumhuruyeti” olduğunu söylemek artık çok zor.

Ama “Atatürk düşüncesi“nin, “Atatürk insanı“nın, her şeye ve özellikle de devlete karşın, dimdik ayakta olduğu da bir gerçek.

Ne denli gür olursa olsun, tekbir ışıldağı söndürmek kolaydır, Çevirirsiniz düğmeyi, kesersiniz teli, atarsınız taşı…
Ve göz kamaştıncı ışık gider, zifiri karanlık gelir.

Bir anda…

Oysa binlerce, onbinlence, yüzbinlerce mumu teker teker söndürebilir misiniz?!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın