Yazı Hakkında

Başlık:Manzara-i Umumiye…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Ocak 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Manzara-i Umumiye…

SBF fakülte kurulunda, hocamız rahmetli Prof. Seha Meray ile aynı köşede otururduk. Çok uzayan tartışmaların belirli bir aşamasında hep söz alırdı.. Ve hep aynı şeyleri söylerdi:

– Neyi tartıştığımızı anımsıyor muyuz?

Sonra temel öğeleri, yeni baştan teker teker sıralardı. Dağılan tartışmanın hedefine ulaşmasına önemli bir katkıda bulunmuş olurdu.

Çünkü bir tehlike her zaman vardır; Ağaçlara bakmaktan ormanı görememek!

Üstelik de bazıları özel bir çaba gösterirler; insanlar ağaçlara avanak avanak bakıp da ormanı unutsunlar diye…

★★★

Elbette ki Susurluk da çok önemli, Kıbrıs da.. Ama onların önemi, “manzara-i umumiye”nin (genel görünüm) daha da önemli olduğunu unutturmamalı.

Bakın son iki hafta içinde neler oldu:

– RP uzantısı Milli Gençlik Vakfı, İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu’nda bir “Fetih Gecesi” düzenledi. Açılan bir pankartı görüntülemek isteyen gazeteciler, dövüldü. TV kameraları ve fotoğraf makineleri kırıldı… Ve de saldırı üzerine içeriye girmek isteyen “polisler sokulmadı”!

– Başbakan Erbakan, İstanbul Emniyeti için soruşturma açılması emri verdi… Nedeni, hakkında tutuklama kararı bulunan Aczmendi Şeyhi Müslüm Gündüz’ün 24 yaşındaki Fadime Şahin ile basılıp yakalanması. Yani polisin görevini yapması!

– Sabıka dosyası hayli kalabalık olan.. “Atatürkçüyüm diyenlerin yüzlerine tükürün” diyen, koltuğuna oturduğu ilk gün, “Türkiye’de ipler pu..ların elinde” diye demeç veren.. kurşun kalemle “sınav”(!) yaptırıp, yandaşlarını devlete dolduran.. yaşayan en büyük işçi önderi Halil Tunç’un SSK’deki görevinden alınması için yırtınan.. işçilik yapmadan “işçi liderliği” yapmış olan.. bir bakan; RP’li bir belediye sınırları içinde Atatürk heykeli diktiren bir generali “hedef” gösterdi.

– 51 tarikat ve “cemaat” şeyhi, TC Başbakanlık Konutu’nda “iftar” yemeğine çağrıldı. Konuklar -yasaların ve hatta anayasanın yasaklamasına karşın- yemeğe sarıkları ve cüppeleriyle katıldılar. (Aczmendiler de DGM’deki duruşmada sarıklarını ve cüppelerini çıkarmadılar).

– RTÜK uzmanları, şeriatçı TV’leri suçlayan raporlar hazırladılar. Bu TV’lerin “Arap-İslam kültürünü
benimsetmek” ve “kadın- erkek ayrımına halkı alıştırmak” amacına yönelik yayımlara hız verdiklerini vurguladılar. Ama en çok izlenen TV kanallarına cezalar yağdıran RTUK’ün, bu raporları dikkate almadığı ve şeriatçı TV’lere göz yumduğu ortaya çıktı.

-RP’nin. “suç işleyen” milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kalkmasına niçin karşı olduğu anlaşıldı. Cumhuriyet, Meclis’te en fazla suç dosyası bulunan partinin RP olduğunu sergiledi. Erbakan’ın da
içinde bulunduğu milletvekilleri ile ilgili suçlamalar
şunlardı: Halkı din ve mezhep farkı gözeterek kışkırtmak… Atatürk’e saldırmak… Görevli memura
hakaret… PKK propagandası…

★★★

Bütün bunlara karşı, insanlar tepkisiz mi kaldılar?

Elbette ki hayır!

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, askeri savcılık bir bakan hakkında “orduya hakaret” davası açtı. Böylece Çalışma Bakan Necati Çelik, Sivas’ta 37 insanımızı çıra gibi yakanların avukatı olan, şeriatçı “ünlü” Adalet Bakanı’nın da önüne geçti.

Milli Savunma Bakanı, askerlerin tepkisini dile
getirdiğine kuşku olmayan bir demeç verdi. Devrim
yasalarının ve Türk Ceza Kanunu’nun “herkese istisnasız uygulanması”nı istedi. “Aksi halde vakit geçebilir, gidişatı önleyemeyiz” dedi. Bir bakanın ağzından, yasaların uygulanmamasının eleştirilmesi, “sivil muhtıra” olarak değerlendirildi.

Demirel’in DYP’li Necmettin Cevheri‘ye şöyle dediği duyuldu: “12 Mart’ta mazeretin vardı, 12 Eylül’de de… Peki şimdi neyi savunacaksın?” Ve DYP’li Esat Kıratlıoğlu konuştu: “Tehlike burnumuzun ucunda… Bunu seziyorum.”

★★★

İşte “genel görünüm” bu!

RP, devleti içten ele geçirme çabasını hızlandırıyor. Şeriatçılığı ve şeriatçıları yasallaştırıyor. Yasaların onlara uygulanmasını engelliyor. Sivil ya da asker. Atatürk’e sahip çıkan herkese, bakanının ağzından gözdağı veriyor… Ve hatta, polisi suç işlenen yere sokmuyor…

Yani burnunun dikine gidiyor!

Çünkü -Yüce Divan korkusu içindeki- Tansu Çiller’in hükümeti bozamayacağından emin.. “Fırsat”ı iyi değerlendirmeye çalışıyor.

Ama korku dağları sarınca; DYP’nin su alan gemisini terk edenlerin giderek çoğalmasının kaçınılmazlaşacağını unutuyor… Ve de “alıştıra alıştıra” devleti ele geçireceğini sararken; kendisine karşı alınacak en sert önlemleri bile, herkesin hoşgörü ile karşılamaya hazırlandığını göremiyor!

Dimyat’taki pirinç ve evdeki bulgur hesabı…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın