Yazı Hakkında

Başlık:Mektuplar Arasında
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:16 Haziran 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Mektuplar Arasında

Gaziantep’le ilgili yazımdan sonra iki mektup geldi. Birincisi bir meslektaştan.. Gaziantep Sabah gazetesinden Aykut Tuzcu’nun mektubunda, ilginç
ve önemli bilgiler var.

Kemalist gençlere baskı yapılan üniversitenin rektörü Prof. Hüseyin Filiz’in
önceki görevi bir dernek başkanlığıymış. Üniversite içinde kurulacak cami için, Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği başkanlığı..

Üniversitenin basımeiınde dini vakıf ve derneklerin yayınları çok ucuza veya
parasız basılıyormuş. Ama Tıp Fakültesi ile Fen Edebiyat Fakültesi’nin aylık bilimsel dergilerinin yayınları iki yıldır durdurulmuş.

Sayın Tuzcu devam ediyor.

“Üniversitedeki huzursuz ortam nedeniyle. birçok öğretim üyesi başka üniversitelere kaçmıştır… Türbanlı öğrenci sayısı, geçen yıllara göre büyük ölçüde artmıştır. Bu öğrenciler için uyan ve kınama dışında hiçbir ceza uygulanmamaktadır. Türbanlı öğrenciler sınıflara
rahatlıkla girebilmektedir.”

★★★

İkinci mektup Gaziantep Kolej Vakfı özel okulları’ndan geliyor.

Söz konusu yazımdan yanlış bir anlam çıkarmışlar. “Güney Fırat Lisesi Atatürk
ilkelerinin Gaziantep teki tek bekçisi değildir” diyorlar.

Genel Müdür Murat Köylüoğlu’nun mektubunda, kurumlarıyla ilgili ayrıntılı
bilgiler var. Vakıfla ilgili ilk adımı, çocukluğumdan tanıdığım rahmetli Cemil
Alevli’nin attığı anlaşılıyor.

Cemil Alevli 1950 öncesi CHP milletvekiliydi. Ve de sağlam bir Kemalistti.

Vakfın kâr amacı yok. Var oluş nedeni “Atatürk ilke ve devrimleri ışığında,
Türk milli eğitimine hizmet etmek”.

Sayın Köylüoğlu ekliyor.

“Okulumuz son derece modern 12 bin metrekare kapalı alanı bulunan binalarında hizmet vermektedir. Lisemiz süper lise statüsündedir ve şu anda ilköğretimle beraber toplam 1300 öğrencimiz vardır.”

Kumburgaz’dan Salih Osmanoğlu emekli bir öğretmen. “Kürtlerin Dili ve
Zazalar” başlıklı yazımın yeniden yayımlanmasını istiyor. Çünkü kesip sakladığı
bu yazıyı başkaları almış kendisinden.

Sayın Osmanoğlu’nun dileğini ancak dolaylı bir biçimde yerine getirebileceğim. önümüzdeki aylarda basılmasını planladığım yeni kitabımda, bu yazı da
yer alacak.

Ama konunun meraklılarına salık verebileceğim iki önemli kaynak var.

Birincisi Ali Tayyar Önder’in “Türkiye’nin Etnik Yapısı” kitabı (1998). Diğeri ise, Hayri Başbuğ’un “Göktürk-Uygur-Zaza-Kurmanç Lehçeleri Üzerine
Bir Araştırma”sı (1984).

★★★

Prof. Mürüvvet Bilen eski bir dost. Değerli bir eğitim bilimleri uzmanı.

Mektubunda yakınıyor.

“Emeklilik yaklaşırken, bir kenara çekilip oturmak ülkeye ihanet gibi geldi.
Gelişmekte olan üniversitelerde çalışma şansı veren bir yasadan yararlanıp,
Bolu İzzet Baysal Üniversitesi’nde göreve başladım. Söz konusu yasa 1998
sonunda yürürlükten kalkıyordu, ancak o tarihe kadar göreve başlamış olanların 72 yaşın sonuna kadar çalışabilecekler. yolunda yorumlar yaygındı. Benim konumumda olan yüz kadar profesör,
bu hakkın kullanımına olanak bırakılmadan emekli edildi…”

Ve ekliyor:

“Tam o günlerde Eğitim Fakültesi’nin dekan yardımcılığı dahil birçok görev
yürütmekteydim. Yönetimsel ve akademik birçok iş yarım kaldı.”

Anadolu’daki sayısız yükseköğrenim kurumunun acıklı durumunu biliyorum.
Ve Sayın Bilen gibi birikimlerden ülkeyi yoksun bırakan mantığı anlamakta zorlanıyorum.

Yetişmiş insanımız bu kadar çok mu ki, böylesine kolaylıkla harcıyoruz?!

★★★

Nebahat Aca’yı bu köşenin okurları unutmamışlardır.

Bir genci daha karanlıktan kurtarabilmek için, Ankara’da kaldığı huzurevinde tek kişilik odaya geçmeyi kabul etmeyen Sayın Aca’dan bir mektup aldım.
ANAÇEV’in (Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı) değerli dostu mektubuna şöyle
başlıyor:

“Hakkımda çıkan yazınız için önce teşekkür ederim. Ancak edindiğiniz bazı
bilgilen düzeltmek istedim.”

Devamı şöyle:

“Yaşım 73 ve öğretmen olamadığım için de, her aklıma geldiğinde üzüntü
duyarım… Bu yaştan sonra karnım doyuyor ve yatacak yerim de varsa parayı
ne yapacağım? Paranın faizini değil hepsini veriyorum. Benim sigaradan ve
Cumhuriyet gazetesinden başka masrafım yok. Bir de kaldığım huzurevinin kirası.”

Mektubun altına küçük bir de not eklenmiş.

“Atamın bıraktığı Cumhuriyetten, yakın arkadaşı Yunus Nadi’nin Cumhuriyeti’nden ve kitaplarımdan vazgeçemem.”

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın