Yazı Hakkında

Başlık:Menderes, Gezmiş, Ağca ve Öcalan
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:11 Haziran 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Menderes, Gezmiş, Ağca ve Öcalan

Menderes asıldığında Mülkiye öğrencisiydik.

Demokrat Partililerin bir türlü kabullenemedikleri bir gerçek vardı. O da İsmet Paşa’nın idamları önlemek için ciddi bir çaba göstermiş olduğuydu. Ama İnönü’nün askerler üzerindeki bilinen büyük saygınlığı bile sonucu engelleyememişti.

Niçin?

Önce “ibret-i âlem” olması için. Yani örnek olsun,
iktidarlar gelecekte de benzer davranışlar içine girmesinler diye.

Sonra?.. Dış dünyadan “Asmayın” baskılarının,
içten de “Asamazlar” tehditlerinin boyutları giderek
büyüdüğü için. Ve de toplumdaki kızgın bir kesim,
asılmalara alkış tuttuğu için…

Demirel ve izleyicileri Menderes’in, Zorlu’nun, Polatkan’ın başına gelenleri gerçekten de hiç unutmadılar. Başka hatalar yaptılar, ama aynı hataları
yapmadılar.

Ne var ki, asma yerine uzun süreli bir hapis cezası da aynı “caydırıcı” etkiyi gösterebilirdi. Oysa asılmaların siyasal yaşamımızı çok uzun yıllar olumsuz
yönde etkiledi Seçmen tercihlerinde duygu, zaman
zaman aklın önüne geçti.

★★★

Deniz Gezmiş ve arkadaştan da “ibret-i âlem “olsun diye asıldılar. Tıpkı Menderes ve arkadaşları gibi.

Ama bu kez cezanın ölçüsüzlüğü ters tepti.

Üç genç, hiç kimseyi öldürmedikleri ve buna özel bir özen gösterdikleri halde ölüm cezasına çarptırılmışlardı. Öldürmekle öldürmemek arasında ceza ayrımı olmaması, daha sonraki yıllarda yüzlerce “siyasal katil”in sahneye çıkmasına katkı yaptı.

Gezmiş’ler “ibret-i âlem”bile olamadılar.

Bir kuşağın gözünde, “intikamları alınacak efsaneler” oldular.

  1. Ali Ağca, Abdi İpekçi’nin katiliydi. Bir “siyasal cinayet şebekesi”nin, koşullandırmış tetikçisiydi..

Tetikçilerinden birisiydi.

Belki de “derin devle” in basit bir kuklasıydı.

Eğer koca bir askeri birliğin ortasından güçlü ellerle kaçırılmasaydı.. ellerini kollarını sallayarak yurtdışına gitmesi sağlanmasaydı. büyük bir olasılıkla idam edilmiş olacaktı.

Ağca şimdi İtalya’da. On sekiz yıldır bir hücrede.
Çökmüş!

Hem ruhen hem de bedenen çökmüş.

Her batan güneşte bir kez daha ölüyor.

Türkiye’den kaçmak Ağca’nın kurtuluşu olmadı,
mahvoluşu oldu.. İdam anlık bir acı, yaşam boyu
hücre ise sonsuz bir işkence!

★ ★★

Öcalan davası toplumu ikiye böldü.

Kimse suçluluğunu ve ölüm cezasını hak edip etmediğini tartışmıyor. Tartışılan tek bir şey var: Uygulansın mı, uygulanmasın mı?

Ve asıl önemli olan, dış dünyanın ne istediği de değil.

Asıl önemli olan, hangi seçeneğin toplumumuzun
iç dünyası açısından daha doğru olduğu…

Duygularla mı hareket etmeli, yoksa akılla mı? Bugünü düşünerek mi karar vermeli, yoksa yarını düşünerek mi?

Cezanın toplumsal açıdan iki amacı vardır. Birincisi caydırmak, İkincisi vicdanları rahatlatmak.

Birincisi “akıl” ile ilgilidir… İkincisi ise “duygular” ile.

Duygu aklın önüne geçerse, vicdanları rahatlatmak da bir “kan davası”na dönüşür. Ve idam edilenin bir kez, küçücük hücredeki “yaşam boyu” mahkûmun ise her gün öldüğü unutulur…

Önemli olan, çok duyarlı bir çizgidir.

“Linç” ile “cezalandırmak” arasındaki çizgi!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: