Yazı Hakkında

Başlık:MK ve Ötesi…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:26 Nisan 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

MK ve Ötesi…

Atatürkçü olmak kolay, Kemalist olmak zor.

“Atatürk’e evet, Kemalizme hayır!” diyenler de “kendilerine göre” Atatürkçü(!).. Atatürk’ün kurumlarını bir bir yıkan, “Türk-İslam sentezi”ni resmi ideoloji yapan Marmaris’teki emekli adam bile Atatürkçü (!)..

Kemalist Altıok dergisi, okursuzluktan değil, parasızlıktan kapanmıştı. Mustafa Kemal’in baş harflerinden oluşan MK dergisi, çok iyi baskıyla ve çok uzun ömürlü olmak iddiasıyla çıkıyor.

Okunacak, ilginç yazı ve “haberler” çok.

Ama Kemalist mi yoksa Atatürkçü mü olacağı daha belli değil!

Örneğin Özgürlük ve Demokrasi Partisi ile ilgili söyleşilerin amacı ne?

Partinin kurucularından Uğur Cankoçak, Kemalizme saygılı bir sosyalist. Parti Meclisi üyesi Bülent Uluer ise sadece Kemalizme değil, Atatürk’e de küfrediyor. Ve bu küfürlerin gelecek sayıda Ertuğrul Kürkçü ile de süreceği anlaşılıyor.

Amaç, ÖDP’nin ne kadar tutarsız ve “toplama” olduğunu mu göstermek? Yoksa sayfalarını Kemalizm karşıtlarına da açarak bir “yelpaze” mi oluşturmak?

Eğer birincisi ise birinci sayıdaki söyleşiler yetip de artıyor bile. Yok amaç ikincisi ise; bu işi yapan çok sayıda yayın organı var!

MK, önce ne olmak istediğine karar vermeli Ve bu arada, Kemalistlerin “dinci”lere değil, ama “din”e saygılı olduğunu da unutmamalı!

★ ★ ★

Masamda uzunca bir süredir bekleyen bir mektup var: ADD Bursa Şube Başkanı Nezihe Sanal’a ait.

Sayın Sanal -öğretmenlikten emekli olunca- bir süre siyaseti denemiş. Düş kırıklığına uğramış. “Düzeltmeye çalışmanın boşuna emek olduğunu üzülerek
gördüğü” için, dernekçiliğe başlamış. Şöyle diyor:

“Dernekçilikteki üzüntüme gelince: Her kuruluşun bir varoluş nedeni olduğunu düşünmeyen, etkinliğe üşenen, çekinen yüzlerce şubesi olmaktansa; amacına yönelik birtakım etkinlikleri ortaya koyan, toplumu bilgilendiren; yandaşlarını çatısı altında toplamaya, davasını açıklıkla ortaya koymaya, buna omuz verilmesini gerekçeleriyle istemeye uğraşan; sınırlı sayıda şube, bana göre tercihe değer.”

Elbette ki sayıları 214’ü bulan ADD’lerin hepsinin aynı derecede etkin ve etkili olduğunu söylemek zor. Ama benim yakından görebildiklerimin büyük çoğunluğu, çok yararlı şeyler yapıyor. (Zaten iyi çalışmayan yönetimler de bir süre sonra el değiştiriyor!)

Bunların son örneklerinden birisini -iki hafta önce- Manisa’da gördüm.

Sayın İhsan Taybani‘nin başkanlığındaki yönetim, görevi geçen yıl haziran ayında devralmış. O yandan bu yana, 32 olan uye sayısı 275’e çıkmış. Ve bu üyelerin etkin hale getirilmesinin çok akılcı bir yolu bulunmuş: Komisyonlar!

Kadın Komisyonu, Sağlık Komisyonu, Kültür ve Sanat Komisyonu, Hukuk Komisyonu oluşturulmuş. Ve son olarak da Gençlik Komisyonu oluşturulmaya çalışılıyor.

Hekimlerden oluşan Sağlık Komisyonu, köylerde ve okullarda sağlık taraması yapıyor. Kültür ve Sanat Komisyonu, halk oyunları etkinlikleri, müzik çalışmaları ve kurslar düzenliyor. Hukukçulardan oluşan Hukuk Komisyonu, özellikle köylere danışmanlık hizmeti götürüyor.

Gençler arasında “Atatürk’ün eğitim anlayışı” gibi konularda kompozisyon yarışmaları yapılıyor. Çocuklar için Orduevinde “23 Nisan Balosu” gerçekleştiriliyor…

★ ★ ★

Türkiye’yi geriye götürmeye çalışan bazı güçler, 70 yıllık çabalalarının ürününü deriyorlar. Bizler uyanmaya başlayalı ise sadece 3 yıl oldu!

Önceleri “Nasıl olsa devlet gereğini yapar!” rahatlığı içindeydik. Oysa devleti yönetenler, cumhuriyeti yıkmak isteyenlere devleti adım adım teslim etme aymazlığındaydılar.

Devletten bir şey beklemek döneminin geçtiğini, 12 Eylül gösterdi.

Arkasından “Birileri bir şey yapsın da bu gidişi durdursun!” beklentisi başladı. Uğur Mumcu‘nun ölümü de bu yanlışlığın anlaşılmasını sağladı.

Şimdi artık insanlar “Ben ne yapabilirim” sorusunu soruyorlar. Ve üç yılda nereden nereye geldiğimizi görüyorum. Onun için umutluyum!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: