Yazı Hakkında

Başlık:Muhteşem İkili!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Haziran 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Muhteşem İkili!

Bu ikili var ya, bu ikili!.. Cumhuriyet tarihinde demokrasiye bu kadar katkıda bulunmuş bir ikili ne geldi ne de bundan sonra gelebilir.

Sermaye ile emeği (sermayenin büyüğü ve küçüğü ile emeğin her türlüsünü) bir araya getirmek… Kol kola, el ele vermelerini sağlamak…

Dile kolay!

Askerler ile sivil aydınlar arasındaki -12 Mart’ta
başlayıp, 12 Eylül’le güçlenmiş olan- küskünlüğü
sona erdirmek… Atatürk dönemini ve 27 Mayıs ortamını anımsatacak kadar, ilerici güçler ittifakını yeniden kurdurmak.

Dile kolay!

Cumhuriyet içten içe yıkılırken, devlet içten içe çürütülüp çökertilirken ve de bir avuç kişinin umutsuz feryatları dışında kimse bunun bilincinde değilken… Toplumun bütün dikkatini bu alayın üzerine çekmek…

Dile kolay!

Basını, cumhuriyet değerlerine sahip çıkma hedefine kilitlemek, sıkılmış bir yumruk yapmak…

Dile kolay!

Hele hele bunların tümünü birden başarmak…
Adeta bir mucize!

Ve biz bu mucizeyi, hükümetin dümenindeki
“muhteşem iki”liye borçluyuz.

★★★

İyimserim, umutluyum… İyimserliğim ve umudum
son günlerde özellikle arttı.

Evet…

Siyasetteki çürümüşlük giderek insanları daha da rahatsız ediyor. Siyaseti yalnız kendini düşünerek yaptığı belli olan, her yanı ile çürümüş bir genel başkanın eteğinden yapışıp sürüklenen milletvekillerinin görünümü, her geçen gün biraz daha tiksindirici.

Evet…

Cumhuriyetin temellerinin, çağdaş değerlerin her adımda biraz daha yıpratılmasını seyretmek çok zor. Demokrasiye karşı kuşakların devlet eliyle, devlet olanaklarından yararlanılarak yetiştirilmesini görmek acı verici…

Evet…

Hemen hiçbir yabancı devlet adamının görüşmek istemediği, askerlerin görünce sırtlarını çevirdikleri.. gittiği toplantılarda yuhalanan.,.yurttaşların, TV’de görünür görünmez kanal değiştirdikleri, ağzından çıkan her söze “Acaba bu da mı yalan” diye bakılan bir Dışişleri Bakanı’na, bir Başbakan Yardımcısı’na sahip olmak, çok iç karartıcı.

Evet…

Şeriat düzeninin gelmesi için “çok kan dökülmesi”ni isteyen bir milletvekilinin bile… Bilmem ne Çelik, bilmem ne Yılmaz gibi milletvekillerinin bile dokunulmazlıklarını kaldıramayan bir Meclis, demokrasiyi kendi elleriyle katlediyor…

Ama madalyonun bir de öteki yüzü var.

★★★

10 Kasım’da Anıtkabir yollarını kilitleyen bir milyon insan…

19 Mayısta “Güneşle geliyoruz!” diye haykıran 500 bin genç..

Nihayet yasaların uygulanmak için yapıldığını yüksek sesle söyleyen bir yürekli başsavcı… Cumhuriyet değerlerinin yılmaz savunucusu bir Anayasa Mahkemesi Başkanı… Geçmiş yanlışlarını unutturmak istercesine, doğruların savaşımını veren bir Cumhurbaşkanı…

Atatürk’ün attığı temellere sahip çıkmak için bir araya gelen işçi, işveren, esnaf kuruluşları…

Yurdu bir ağ gibi saran ADD’ler, ÇYDD’ler, kadın dernekleri…

Üzerindeki ölü toprağını sonunda atabilmiş, toplumdaki işlevini yeniden anımsamış, saygınlığını yeniden kazanma yolundaki üniversiteler…

Çağdışılığı içine sokmayan, demokrasiye inanan, cumhuriyet değerlerini korumakta kararlı bir ordu…
Harp okullarında ve Harp Akademisi’nde yakından
görmek olanağını bulduğum, yürekleri yurt sevgisi ile dolu, çağın gereklerine göre yetişen ve düşünen askerler.

Ve MGK kararlarında somutlaşmış bir gündemi, sivil toplum örgütleriyle, basınıyla, bireyleri ile benimseyen ve destekleyen bir kamuoyu… Silahlı ve  silahsız güçlerinin bir noktada buluştuğu bir Türkiye…

Acaba o olumsuzluklar olmasaydı, bu olumluluklar olabilir miydi?

★★★

Türkiye bugün mutlu bir doğumun son sancılarını çekiyor.

Normal doğum mu sezaryen mi?.. Kanlı mı kansız mı?.. Bu sorular da giderek anlamını ve önemini yitiriyor.

Ve Türkiye, bir aymazlık sürecinin son günlerini
yaşıyor.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: