Yazı Hakkında

Başlık:Müslümanlık Gelişmeye Engel mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.14)
Tarih:09 Şubat 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Müslümanlık Gelişmeye Engel mi?

“Bütün Müslüman ülkeler geri kalmıştır, öyleyse geri kalmışlığın nedeni Müslümanlıktır!..” Son günlerde bazı “ilerici” çevrelerde yeniden gündeme gelen bu mantık, ünlü bir güldürüdeki şu mantığı çağrıştırıyor:
“Gerçek acıdır. Biber de acıdır. Öyleyse gerçek biberdir..”

Bu ilericiliğin (!) 21. yüzyılın sorunlarının çözümünü 1400 yıl öncesinin düzeninde aramak gericiliğinden hiç bir farkı yoktur.

En gelişmiş ülkeler hep Hıristiyan. Televizyonlarımızı dolduran yabancı film ve dizilerde hep geniş bakış açılı, hoşgörülü Hıristiyan din adamları var. Hıristiyanlık, Batı toplumlarında çok çağdaş bir vitrine kavuşmuş.

Yeni yetişen bazı kuşaklar bundan etkileniyorlar. Cezayir’den Suudi Arabistan’a, İran’a kadar yüzeysel bir bakış umutsuzluk yaratıyor. Ve sonuç:

“Müslümanlık gelişmeyi de. demokrasiyi de zorlaştırmaktadır..”

* * *

Müslümanlığın, kapitalizmin oluşumunu engellediği ve bu nedenle de Müslüman toplumların Ortaçağ karanlığından kurtulamadıkları savı, 1960’lı yıllarda Türkiye’de de çok tartışılmıştı.

İslam dininin insanları kaderciliğe özendirdiği ve bundan dolayı, gelişmeyi, sermaye birikimini, ekonomik büyümeyi zorlaştırdığı savı gerçeklerle bağdaşmıyor.

Buda’dan İsa’ya kadar, hemen bütün dinler, bu dünya nimetlerinin önemsizliğini, hatta kötülüğünü savundular.
Buda’ya göre insanın ne kadar parası pulu varsa, o ölçüde Nirvana’dan uzaklaşır. İsa’ya göre “Bir zenginin cennete
gitmesi, bir devenin iğne deliğinden geçmesi kadar zordur.”

Oysa Müslümanlık, “Kazanan Tanrı’nın sevgilisidir” diyor. Hazreti Muhammed, “Samimi ve dürüst tüccar, kıyamet günü peygamberlerin, adillerin ve şehitlerin arasında yer alacaktır” diyor…

Aklı “inanç”ın bir anlamda önkoşulu yapmasıyla da İslam dini diğerlerinden ilerde.

Museviliğe göre; İsrail’in Tanrısı “Rab”bin “nüfuz edilemez” derin kararlarına inanmak ve buyruklarını tartışmamak gerekir. Bu eğilim -azalarak da olsa- Hıristiyanlıkta da sürmektedir. İsa, insanların “mucizeler görmedikçe” asla iman etmemelerinden dolayı üzüldüğünü belirtir.

Oysa Kuran, inançsızları “Muhammed’in vaazını dinlemeyen, düşünmeyen, akıl yormayan, aklı yatmayan insanlar” olarak değerlendiriyor. Muhammed’in söylediği ise çok açık: “İnananların iyi gördükleri, Allah katında da iyidir!..”

* * *

Din ve genel olarak inanç sistemleri, elbette ki toplumların yaşamında önemli bir etken. Ama bir toplumun ileri ya da geride oluşunu, dinine dayanarak açıklamak kolaycılığı yanlış.

Kanunî döneminde birçok Hıristiyan toplumundan ilerde olan Türkler, bugünkünden farklı bir dine mi sahiptiler?

Latin Amerika’nın geri kalmış toplumlarının dini de Hıristiyanlık değil mi?

Bazı Hıristiyan toplumlarda demokrasi gelmişken, bazıları niçin hâlâ baskı rejimleri altında yaşıyorlar?

Amerikan filmlerindeki, kültürlü, hoşgörülü, çağdaş yaklaşımlı papaz; insanlara düşüncelerinden dolayı işkence eden, ateşte yakan, dünyanın tepsi gibi dümdüz olduğunu söyleyen Engizisyon papazından farklı bir dine mi mensup?

İranlı molla ile Dr. Lütfü Doğan arasındaki fark, dinden mi, yoksa kişiliklerinin ve içinde bulundukları toplumların farklılığından mı kaynaklanmaktadır?

… Kolaycı yaklaşımlar ne aydınlara, ne de yarının aydını olması gereken gençlere yakışıyor!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın