Yazı Hakkında

Başlık:Müzikli Günler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:29 Mart 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Müzikli Günler…

Paris’teki öğrencilik yıllarımdaydı. Konuk bir arkadaşımı “Casino de Paris”ye götürmüştüm. Trio Athene adlı bir Yunanlı müzik grubunu zevkle dinliyorduk. “Şimdi size bir Yunan parçası çalacağız” dediler. Ve ağızlarından ünlü nakarat dökülmeye başladı:

– Şinanay yavrum şinanay nay…

Herkes mutlu, biz ise şaşkındık. Geçenlerde. 13. Uluslararası Ankara Müzik Festi-
vali’nin açılış konserinde, birden belleğimde yıllar öncesinin bu anısı canlandı. Bir klasik müzik konserinde bir kez daha “şinanay”ı dinliyorduk. Ama bu kez,
salonun tümü hem mutlu hem şaşkındı. Genç Gürcü besteci ve piyanist Vakhtang Kakhidze, caz-klasik karışımı konçertosunu çalmıştı. Salonun coşkusu dinmiyordu. Piyanonun başına yeniden geçtiğinde, kimse böylesine bir sürprize hazırlıklı değildi. “Şinanay yavrum”un nefis bir yorumuydu bu. Salon bir kez daha alkıştan inlerken, genç sanatçı eliyle alkışlayanları işaret ediyordu. “Bu müzik benim değil, sizin” dercesine… Baba Jansug Kakhidze yönetti, oğul Kakhidze çaldı… Tiflis Senfoni Orkestrası, Ferit Tüzün’ün ‘Çeşmebaşı”sından Ravel’e uzanan bir müzik şöleni sundu Ankaralılara… Türk, Gürcü, Rus, Fransız ezgileri. Ne fark eder ki!.. Müziğin dili aynıdır. Ve güzel, hangi kalıp içinde olursa olsun güzeldir. Önemli olan, o güzellikten tat almasını bilmektir… O güzelliğe katkıda bulunabilen bir ulus olmanın onurunu yaşayabilmektir… Önemli olan, güzeli paylaşabilmek ve paylaşıltıkça büyüyen o mutluluğu tadabilmektir… Uluslararası Ankara Müzik Festivali 13 yaşına basmış. Dile kolay!.. Festivalin başladığı yıl doğanlar neredeyse genç kız olmuşlar, delikanlı olmuşlar. Festivalin ilk yıllarında, Zubin Mehta’nın yönettiği bir İtalyan orkestrasının açılış konserini de anımsıyorum. Cumhurbaşkanı’nın salona girişi nedeniyle çalınan İstiklal Marşı’nı sanıyorum kimse unutamamıştır. Genç yaşta yitirdiğimiz Adnan Kahveci o zaman bakandı. Müthiş etkilenmişti. Konser kaydını alıp çoğaltmak ve birçok yerde kullanmak istiyordu. Ama festival hep aynı düzeyde kalamadı. Zor dönemleri oldu. Olayın önemini kavrayamayan bazı kültür bakanlarının acısını yaşadı. İstanbul gibi sanata para akıtacak bir burjuvazinin yeterince gelişmemiş oluşunun eksikliğini duydu. Bilet almak yerine davetiye almaya alışmış bir üst düzey bürokrat alışkanlığını kırmakta zorlandı. Ne var ki aşılan her zorlukla, o zorluğu aşanlar biraz daha büyür… Bir olay yinelendikçe kurumsallaşır,
kurumsallaştıkça güçlenir. Uluslararası Ankara Müzik Festivali, 13. yılında çok
daha güzel, çok daha görkemli… Gelecek yıllarını, Atatürk’ün başkentine layık bir salonda yaşayabilmenin umudu içinde, çok daha hevesli.. Ankara artık festivaline sahip çıkıyor. İşadamlarıyla, bankacısıyla, devlet kurumlarıyla,üniversiteleriyle, yabancı diplomatlarıyla ve en önemlisi sanatseverleriyle, müzikseverleriyle. Sonuç? Ünlü “The Academy of St. Martin-in-the Fields“den, 170 kişilik korosu ve 100 kişilik orkestrası ile “Slovak Filarmoni Orkestrası”na kadar uzanan bir
müzik şöleni. İspanya’nın en iyi ikinci flamenko grubu olan Antonio Canales’den Belçika Kraliyet Balesi’ne kadar uzanan bir dans geçidi. Caz ve folk müziği ustaları… Resitaller. Gençler, gruplar, herkes için çeşitli indirimler var…
Ankaralılar bu fırsatı kaçırmamalı! Evet, “Sanata, müziğe sahip çıkmanın, yerinde izlemenin, aynı zamanda çağdışılığa karşı bir siyasal davranış biçimi olduğunu unutmayalım!..” Ve bu şenliği Ankara’ya, Ankaralılara, Türk sanat
yaşamına kazandıran Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’na destek olalım. Mehmet Başman ve arkadaşlarının önünde şapkalarımızı çıkaralım…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: