Yazı Hakkında

Başlık:Ne Olacak?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:03 Nisan 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ne Olacak?

Türk siyasal yaşamı, gözle görülür bir hızla, üçlü bir kutuplaşmaya doğru gidiyor.

Bir yanda “liberal” sağ.. yanda dinci” sağ., bir yanda da solun “demokratik kesimleri…

“Yurdu kurtardığı” için Atatürk’e saygı duyan, ama Kemalizme karşı olanlar.. özelleştirmeci ve Batıcılar. Birinci grupta…

Atatürk ve laik devlet düşmanları…Bosna da ve Azerbaycan’da Müslümanların kıyılmasına göz yuman bir Hıristiyan dünyasına karşı tepkiyi “açıktan” dile getirenler… İkinci grupta.

Ve… Kemalistlerle Kemalizm karşıtlarının, cumhuriyetçilerle cumhuriyeti numaralandırma meraklılarının, tekil devlet yanlıları ile federasyonların, laiklik yanlıları ile imam hatip okullarının sayısını arttırma yarışçılarının, İsmet Paşa “ekolü”nün uzantıları ile gizli Özal hayranlarının çorbasını yapmak isteyenler… Üçüncü grupta…

Solun, bu hali ile ne iktidar ne de ana muhalefet olabileceği belli .Ama “dinci sağ”ın önce İstanbul’da yerel, sonra da Ankara’da “merkezi” iktidarı ele geçirme olasılığı, ANAYOL birleşmesini er geç sağlayacaktır.

Batı da bunun için “elinden geleni” yapacaktır, içteki “etkili”sermaye çevreleri de…

Üç kutuplu bir siyasal yaşam kaçınılmaz görünüyor!

Çok kişi bunun farkında ve “uzun vadeli hesabını” ona göre yapıyor. Solu yönettiği iddiasında olanların önemli bir kesimi ise “gaflet” içinde… Burunlarının dibindeki ağaçları seyretmekten ormanı göremiyorlar…

Üç kutuplu bir siyasal yaşam içinde “üç kutuplu bir sol” olanaklı mı?

Üç kutuplu bir sol, “solsuz bir demokrasi” anlamına gelecektir. Tabii eğer demokrasi diye bir şey kalırsa!..

Yukarıda okuduğunuz satırlar, bir yıl kadar önce bu köşede yayımlanmıştı. Falcılık ürünü değil sadece soğukkanlı bir değerlendirmenin ürünü idi.

Belki o tarihte, birçok kişiye “zihinsel bir fantezi” ürünü gibi gelmişti. Ne yazık ki, bugün çok daha somut ve güncel!..

★ ★ ★

Şimdi bir de şu satırlara göz atalım:

“RP”deki yükselişin, bir sol ile bir de sağ ile ilgili yanı var.

Sol ile ilgilidir; çünkü solun taşıması gereken “düzen karşıtlığı”bayrağını eline almıştır. Tepki oylarını topla maktadır. “Düzen değişikliği” programı ile geleneksel oylarının üzerine bir yüzde 10 ‘luk da tepki oylarını ekleyen 1970’lerin CHP’sinin yerindeki firma şimdi RP’dir…

‘Sağ’ ile ilgilidir, çünkü, laik-sağın ‘muhafazakar’ kesimlerin gereksinmelerini sağlıklı bir biçimde değerlendirip yönlendirmemesinden yararlanmaktadır. Laik sağın, bu kesimin oylarını alabilmek umuduyla ‘cami, İmam-hatip okulu, Kuran kursu’ bahşişine sığınma ucuzluğunun meyvelerini dermektedir…

Bir önceki seçimler sırasında, zamanın İsrail Başbakanı Şamir, bir Batılı gazeteciye şunları söylemişti:

“Aşırt dinciler bize oy verecekler, çünkü onların istediği birçok şeyi yaptık!..”

Oysa bu hesap yanlış çıktı. Köktendinci Yahudiler, kendilerinin isteklerinin bir kısmını veren Şamir’i destekleyeceklerine, tümünü vermeyi öneren aşırı “partileri desteklediler…”

(Bu satırlar da, gene bu köşede, yaklaşık bir buçuk yıl
önce çıkmıştı!..)

***

Demek ki, 27 Mart’ta neler olacağı çok öncelerden belliymiş!

Demek ki, yarın neler olacağı da bugünden belli!

Belli olan bir başka şey ise görünen yarına göre bile adımlarını atma yürekliliğini ya da özverisini gösteremeyenlerin, “önderlik” iddialarını korumaya hakları olmayacağıdır!..

Bırakın DSP’yi bir kenara. Koyun SHP İle CHP’nin oylarını üst üste.. Ankara ve İzmir başta olmak üzere, birçok kentte bugün “Altı Ok”lu belediyeler olacaktı.

Sayın Baykal’ın, bazı en yakın çalışma arkadaşlarını bile ikna edemeyen gerekçelerle, CHP-SHP bütünleşmesini nasıl torpillediğini bugün yeniden anımsamamak olanaklı mı? Yüzde 4.5 oyu başarı gibi gösterip, yoluna devam edeceği nutukları atması, milyonlarca sol seçmene bir saygısızlık değil mi?

Sayın Ecevit, katı ayrılıkçı tutumunu artık nasıl koruya bilir, nasıl savunabilir? 1991 de barajı güç aşmış bir parti, yeniden 1987 düzeyine düşmüşken, kime nasıl umut vermeyi sürdürecektir?

“En büyük tehlike ” olarak, gösterdiği Rp’nin tırmanışını, solun bölünmüşlüğünü koruyarak mı önleyecektir?

Ve Sayın Karayalçın, “hükümete devam” kararını hangi “mantıklı” gerekçeye dayayabilecektir?

SHP’nin hükümetteki varlığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nı,
İçişleri Bakanlığı’nı, Sağlık veTarım bakanlıklarını, “şeriatçı “kadrolardan mı kurtarıyor? Yeni imam hatip okullarının kurulmasını mı engelliyor?

Oraya kadar gitmeye ne gerek var… Hükümetteki SHP, kendisinin göreve getirdiği insanlara -hem de görevleri başında- RP ’ li militanların saldırmasını önleyebiliyor mu? Kızılay’ın ortasında genç kızların rahatça dolaşabıimelerini -yerel seçimlerden bu yana- sağlayabiliyor mu?

Amaç, “Altı Ok “un altına beşinci kol gibi sığınmış bazı kişileri, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmak isteyenleri “başdanışman” yapmaları için, kırmızı plakalı arabaya mı bindirmek?.

Geçmişte ne olacağı belliydi! Yarın ne olacağı da belli!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın