Yazı Hakkında

Başlık:Ne Parti Ama!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:29 Temmuz 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ne Parti Ama!..

Sağduyu sözcüğünün eski dildeki karşılığı “aklıselim.” Doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini anlatmak isterken sağı solu niçin karıştırdıklarını bilmiyorum. Ama
dilimize yerleşirken, içeriğini iyi yansıtan bir anlam kazanmış.

Sağduyunun “zeka” ile bir ilgisi yok. Soğukkanlı bir akıl yürütme ile ilgisi var.

Zeki insan, soğukkanlılığını yitirince sağduyusunu da yitirebilir. Ve de çok hata yapabilir Daha az zeki ama sağduyulu birisi ise, o yapılan hataları çok daha iyi değerlendirebilir.

Olayların içinde olup sorumluluğunu taşıyanların sağduyularını yitirmeleri daha kolaydır. Bu nedenle de, “önder” olmak zor iştir.

Hele de, sağduyulu danışmanları yoksa. Ya da onları dinleyecek kadar bile serinkanlılığını koruyamıyorsa.

★★★

Su satırlara dikkat:

Devletçilik, milliyetçilik, halkçılık gözden geçirilip, tarihi dayanakların misyonlarını tamamladığı kararını alıp, buna uygun olarak partinin adını Sosyal Demokrat Parti olarak değiştirip, amblemimizi de dizayn etmek gerekmektedir.

Kim söylüyor bunu?

SHP İstanbul İl Danışma Kurultayı!

Bozuk bir Türkçe. Günlük dilde karşılığı bulunan sözcükler yerine, yabancı sözcükler seçilmiş.

İçeriği ile de Kemalizm yadsınıyor, biçimi ile de. (Dil devrimine karşı da sanki bir hınç yansıyor!)

Elbette böyle bir tutumun da demokratik yelpazede yeri vardır. Ama Atatürk’ün partisinin devamı olduğunu her Allah’ın günü yineleyen bir partide yeri olabilir mi?

Yukarıdaki karar tasarısını onaylayan SHP İstanbul örgütü, niçin toptan istifa edip de Sayın Cem Boyner‘in hareketine katılmıyor?

SHP örgütünde ve Meclis grubunda niçin kıyamet kopmuyor?

SHP İstanbul örgütü, niçin o akşam görevden alınmıyor?

Mümtaz Soysal, Namı Çağan, Hikmet Çetin, Cevdet Selvi ve benzerleri niçin “Ya gereğini yaparsınız ya da bizim artık bu partide yerimiz yoktur!” demiyorlar?

Ve eğer bunların hiçbiri yapamıyorsa, SHP niçin ismini de bayrağını da ivedi olarak değiştirmiyor? Niçin hala seçmeni enayi yerine koyup kandırabileceğini sanıyor?

Sağduyunun bittiği yerde seçmeni aramak boşuna değil mi?..

★★★

Bir önder, hükümetteki bakanlarını niçin değiştirir?

Başarısız oldukları için. Ya da partinin ideolojisine ters düştükleri için.

SHP’de görevden alınan bakanların hiç değilse bir bölümünün başarısız olmadığını herkes kabul ediyor. Partinin “resmi” ideolojisine ters düşüldüğü halde hükümette kalınabildiği ise belli.

Acaba gerekçe, “ilke” olarak hükümette bir “nöbet” değişimi midir?

Onun da bir mantığı vardır. Ama o zaman da, bazılarını dışarı çıkarıp bazılarını kayırmanın bir mantığı yoktur.

Sayın Karayalçın, kendisini de partisini de ve hatta hükümeti de yıpratan bu süreçte kararları tek başına mı aldı? Yoksa sağduyusunu yitirmesinde yakın çalışma
arkadaşları ve danışmanları da rol oynadılar mı?

Yoksa çevresindeki ‘ ideolojik” karmaşa, ideolojik niteliği az olan kararların alınmasına da mı yansıyor? Önder mi çevresini seçer, yoksa çevre mi önderi?

Sağduyunun sustuğu yerde düşmanların seslerinin yükselmesi doğal değil mi?..

★★★

Bir yanda Kemalistler, bir yanda Kemalizm karşıtları. Bir yanda federasyoncular. Bir yanda tekli-bütüncül devlet yanlıları. Bir yanda laikliğe inanmış olanlar, bir yanda
dinci güçlerle işbirliği yapanlar..

Bir yanda, siyaseti önce idealleri sonra kişilikleri için yapanlar, öte yanda siyaseti kişilik ya da çıkar doyumunun aracı gibi görenler.

“Pragmatik” bir önder.. Görüş tutarlılığı olmayan, vaktiyle Erdal İnönü‘nün büyük hatalar yapmasında baş rolü oynayanlarla “takviye” edilmiş bir çevre..

Ve genellikle çıkar paylaşımına göre oluşturulmuş bir örgüt..

Bu partinin bu yapı ile giderek daha az kimseyi inandırabileceğini, yani erimeye “mahkum” olduğunu söyleyebilmek için falcı olmaya gerek var mı?

Sadece biraz “sağduyu” ve biraz da “solduyu” yeterli!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın