Yazı Hakkında

Başlık:Neden?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:03 Aralık 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Neden?

İnsanı en rahatsız eden şeylerden birisi, gerekçesini açıklayamadığı davranışlardır. Çünkü -bilinçli ya da bilinçsiz olarak- her şeyde
bir neden – sonuç ilişkisi aramak, insanoğlunun doğasında vardır.
Bir din devleti kurmak isteyenlerin, Atatürk‘ü yıkmak istemelerini anlayabilirsiniz.

Güneydoğu’yu koparıp bir ırk devleti kurmak isteyenlerin,
Atatürk’ü yıkmak istemelerini anlayabilirsiniz.

İlhan Selçuk’un -çok özlü bir anlatımla- “yeni mandacılar” olarak nitelendirdiklerinin, Kemalizmi engel görmelerini de anlayabilirsiniz. (Hatta -mandacılar dışındakilere- saygı da duyabilirsiniz.)

Ama “laik-demokratik cumhuriyet” yanlısı diye ortaya çıkanların..
bu üç kesimin değirmenine su taşımak için çaba göstermesini anlayamazsınız. Ve kendi kendinize sorarsınız.

– Cehaletten mi gafletten mi yoksa ihanetten mi?

★ ★ ★

Özel bir TV’de geçen yıl bir izlence hazırlanmıştı.
“Resmi tarih”e saldırıyor görünerek Atatürk’ü ve Kemalizmi karalamaya… Vahdettin’i kahraman yapmaya.. dinci güçlerin sırtını sıvazlamaya yönelik bir izlenceydi bu.

Üstelik de.. belki gözden kaçmıştır diye, ekrana iki kez getirilmişti.

M. Kemal’i Samsun’a götüren geminin “eski ve küçük” değil, transatlantik boyutlarında olduğu… Vahdettin’in,
M. Kemal’i “vatanı kurtarması için” görevlendirdiği ve -kişisel servetinden- paraya boğduğu..
tekke ve zaviye gibi “ilim irfan yuvaları”nın kapatılmasının “büyük hata” olduğu öne sürülüyordu.

Üstelik -tüm yansız yayıncılık ilkeleri çiğnenerek- sadece tek tarafın görüşlerine yer verilmişti.
Verilmek istenen mesaj açıktı:

– Bizi aldatmışlar!.. Atatürk şişirilmiş, Vahdettin‘e ve dinci güçlere de yazık edilmiştir!

Oysa bu izlenceyi hazırlayan ve sunan “gazeteci”, dinci falan değildi… Yaşam biçiminin de bir “din devleti” ile bağdaşmasına olanak yoktu.

★ ★ ★

Geçenlerde aynı TV kanalında, benim izleyemediğim bir başka izlence daha, büyük tepki topladı… Ve aynı yayın grubu içindeki SABAH gazetesinde yazan Hıncal Uluç, sonunda patladı.
Şunları yazdı:
“Yolumu çevirip soruyor gençler, atv’nin perşembe ve cuma gecesi yaptığı yayınlardan rahatsız olup olmadığımı…
Evet, oldum…
Bu tür yayınların beni çok rahatsız ettiğini çok önceleri de yazmıştım.
Ben, ellerine geçen ilk fırsatta düşünce özgürlüğünü yok edeceklerini, demokrasiye son vereceklerini açık açık ilan edenlere hem de tam seçim düzeyine girilmişken ekranlarda saatlerce söz hakkı verilmesini demokratlık kabul etmiyorum.
Ben Atatürk’ün hem kendisine hem de kurduğu cumhuriyetin tüm ilkelerine sövenlere, şov yapma fırsatı verilmesini sorumlu yayıncılık anlayışıma sığdıramıyorum.
Savaş Ay, nasıl bir yanlış yaptığını kabul etti, ertesi gün yazdı ve özür diledi…
Şimdi sıra Ali Kırca’da…”

★ ★ ★

Avrupa, Nazizmi ve faşizmi yaşayarak akıllandı. “Demokrasinin sağladığı olanakların demokrasiyi yok etmek için kullanılamayacağı” ilkesini kabul etti… Ama bu akıllanmanın bedelini de çok ağır ödedi.

Bugün Almanya’da, Hitler’in kitaplarını bir başka dile çevirmek bile yasak. Neo-Nazi propagandası yaptıkları gerekçesiyle, müzik grupları yasaklanıyor.
Nazı dönemi tarih kitaplarından silinmiş…

Ateşi tutanların ellerinin yandığı ortada… Ateşin elle tutulmaması gerektiğini anlamak için yine de bizim elimizin mi yanması gerekiyor?

“Cahil”lere doğruları öğretmeli!

“Gafil”leri -zor da olsa- uyandırmalı!

Ve bunlar yapılmalı ki ortada sadece “hain”ler kalsın!.. Sipsivri!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın