Yazı Hakkında

Başlık:Nesin ve “Sivas Ağıtı”…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:09 Temmuz 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Nesin ve “Sivas Ağıtı”…

Herkes susunca konuşmak için “Sivas Ağıtı “nı bir hafta sonraya ertelemiştim. Sivas’ın Alevleri ile bütünleşmiş olan, Aziz Nesin’i de bu arada yitireceğimizi nereden bilebilirdim.

Bu dünyadan göçen, sadece Türk yazınının yaşayan iki devinden biri değil. Bir büyük düşünür. Bir büyük yürek. Bir büyük inanç ve savaş adamı.

Yaşamını düşünceleri ite bütünleştirmiş, bir büyük insan!

★★★

Nesin’le ilk tanıştığımda lise öğrencisiydim. Tanışıklığım “Deliler Boşandı” ile başlamıştı. Derken kitap okurken birden kıkır kıkır gülen insanlar görür oldum… Tanışıklığım sürdü.

Kültür Bakanlığı görevimin en unutulmaz yanlarından birisi, kitaplarıdan tanıdığım çok kişi ile karşı karşıya, yan yana gelmek oldu.. Haldun Taner’le, Aziz Nesin’le ayda iki tam gün birlikte çalışmanın değeri benim için ölçülemezdi.

Nesin, Kültür Yüksek Kurulu’nun her toplantısına en hazırlıklı gelenlerden olurdu. Karşılığında hiçbir şey almadığı bir işi, bu ölçüde ciddiye alan,
onun kadar ünlü birisi daha acaba var mıdır?

Birikimi ve eşsiz zekasına karşın, kendi düşüncesini dayatmaya kalkışmazdı. Hükümetin ve kurulun içinde bulunduğu ortamın gereklerini göz önüne almaya özen gösterirdi. Gerçekçiydi.

Kendini tatmine yönelik bir “entel” değil, toplumuna bir şeyler verebilme savaşımının sürekliliğinde, “gerçek bir aydın”dı.

Bir keresinde -saygısı nedeni ile- yapmaktan kaçındığı bazı “sınıfsal tahlil”leri, benim yaptığımı görünce şaşırmıştı…

Aylarca süren bir çalışmanın ürünü olan, ‘Kalıcı Bir Kültür Siyaseti’ne katkısı büyüktü.

★★★

Hükümetten ayrılmıştık.

Saygılarını sunmak için sıraya giren bazı tipler ortadan yok olmuştu. Kendilerine bütün gücümle yardımcı olmak için “özel” çaba gösterdiğim bazı sanatçılar, artık burun kıvırıyorlardı.

Fransa’dan davet edip, tüm olanaklarımızı önüne serdiğimiz bir tiyatro adamımız, “Devlet bize hiçbir zaman destek olmadı; köstek olmasın da razıyım” diye demeçler patlatıyordu, ünlü bir sesin oğlu olan bir müzik adamımız da kendisine gösterilen ilgi ve yardımların karşılığını şöyle vermekteydi:

– CHP’nin kültür politikalarının ve uygulamalarının, Demirel’inkinden bir farkı yoktur. Bu devletten ne beklenir ki!

Ve kendisine bir şey verilmeyen, tersine kendisi adıyla ve katkılarıyla- çok şey veren Aziz Nesin, gür sesini bir kez daha yükseltti. Birlikte yaptıklarımızı, yapmak istediğimiz halde yapamadıklarımızı savundu. Hiç zorunlu olmadığı halde, benim “ilerici bir kişi” olduğumu söyledi.

Aziz Nesin farklıydı!

Çünkü kendisini kanıtlamıştı. Birtakım “entel” grupçuklara yaranmak zorunda değildi. “Ben şöyle söylersem, acaba onlar ne der” kuşkularının çok çok üstüne çıkmıştı.

Numaracı cumhuriyetçilerin içten ve dıştan sırtlarının sıvazlandığı bir dönemde, her zamanki netliği ile bana şöyle diyordu:

– Geçmişte Atatürk’ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum! Her geçen gün gözümde daha da büyüyor!

Bu yazıyı yazarken tanıdığım bir bayan telefon etti.

Eşinin mezarını ziyaretten geliyormuş. Uğur Mumcu’nun mezarının başında dua okuyan, üstü başı yırtık, 10-12 yaşlarında bir çocuk görmüş.
Duygulanmış…

O çocuk Mumcu’yu okumamıştı, tanımamıştı. Ama sevgi ve saygı duyuyordu.

Nesin’e, Mumcu’ya küfredenler… Onları hapislere tıkanlar… Birtakım savcılar, yargıçlar… Birtakım Marmaris emeklileri…

Hepsi, hepsi unutulacaklar!

Ama Sivas’ta meşale olan, ölürken ölümsüzleşen 37 insanımız, Mumcu’larımız, Nesin’lerimiz hep yaşayacaklar!

HAFTAYA BAKIŞ i

AHMET TANER KIŞLALI

‘Büyük’ Düşünüp, Küçük Davrananlar!

Karabağ’ı yitirmiş.. Oz topraklarının bir kesimini Ermeni işgal ine terk etmiş. Ordusunu, sivil yönetimini kuramamış. Atatürkçü’ Cumhurbaşkanı başkentten kaçmak zorunda kalmış. Yeniden Rus güdümüne girme yolunda bir Azerbaycan..

Edilen ‘büyük’ lallara bakarak Türkiye’yi gözlerinde büyütmüş.. Almanya’dan İsrail’e kadar birçok ülkenin Türkiye’den daha yoğun ekonomik ilişkiler içine girdiği Türkiye’ye yolladığı binlerce öğrencisinin düş kırıklığı’ içinde olduğu (bir bölümünün geri dönmeyi düşündüğü) Orta Asya ülkeleri.

Vance-Owen Ptam’nı beğenmeyerek yola çıkmış. Güvenli bölgeler bile oluşturulamamış Müslümanların neredeyse tamamen dışlandığı, Sırplarla Hırvatlar arasında paylaşılma aşamasına gelen bir Bosna-Her-sek.

Güvenlik Konseyi’nin beş sürekli üyesinin, Türk tarafına karşı açıktan’ tutum takındığı Ankara hükümetinin bir yılgınlık içinde havlu atmaya hazır’olduğu izlenimini verdiği KKTC’nin hemen hiçbir karşılık’ almadan vermeye’ zorlanır duruma getirildiği bir Kıbrıs..

İşte, ‘ööyyük terimizin ‘Türk Asrı olacağını davul- zurna ile ilan ettikleri 21. yüzyıla yaklaşırken ’manzara-ı Umumiye bu!

Türkiye -KKTC’yi saymazsak- her bakımdan kendisine en yakın soydaş toplum olan Azerbaycan’ı, ayakta tutmak, demokratik bir çizgide ilerlemesini kolaylaştırmak için ne yaptı?

Niçin -Elçibey’in tüm feryatlarına karşın- düzenli bir ordu oluşturulması için ciddi’ bir destek vermedi?

Niçin, iaik-demokratik Türkiye’yi model olarak benimseyenlerin yıprablması pahasına, Ermenistan’a yardımın bir devlet siyaseti’ olarak önem taşıdığı izlenimini doğuran inişli çıkışlı bir yol izlendi?

Niçin, Ermeni saldırılan karşısında Türkiye’nin bir şey yapamayacağı inancı yaratılarak Azerbaycan adeta’ Rusya’nın kucağına itildi?

Niçin. Elçibey yönetimi için çok önemli olduğu bilindiği halde. 250 milyon dolarlık Eximbank kredisi bile bir türlü transfer edilemedi?

Niçin Elçibey’e. yetenekli, deneyimli ve yeterli danışmanlar’ yollanmadı?

Azerbaycan’ın, Türkiye’nin yeni uluslararası dengelerdeki yeri ve ağırlığının belirlenmesi açısından bir ‘mihenk taşı’ olduğu bilinmiyor muydu?!..

* * *

İsyana ‘albay’ Suret Hüseyinov. aslında subay falan değil. (Zaten Sovyetler Birliği döneminde. Azeriler bilinçli olarak silahlı güçler dışı’ tutuldukları için buna olanak da yoktu ) Fabrika müdürüyken bağımsızlıktan sonra teğmen yapılmış. Şimdi de Stalinci komünistlerin ve K&B’nin desteğinde, belirli bir ‘plan’ın uygulayıcısı durumunda..

• Türkiye’nin ‘aczl’nin, Azerbaycan’ı bu noktaya getireceğini tahmin etmek için fala olmaya gerek yoktu

Üstelik. Elçibey’e karşı ‘Rus yanlısı’ bir darbenin gelmekte olduğu konusunda Türkiye. -Batılı bazı devletler tarafından da- ısrarla’uyanlmışb.

Ama ‘ürkek’, ’befc/e gör ü seçen, kişilikli olduğu kolaylıkla savunulmayacak bir çizginin, böyle bir-iki uyan ile değişmesi olanaklı mı?

“Adriyatik’ten Çin Denizine kadar” büyüklük taslayan; Turancılık ile ünlenmiş siyaset adamlannı alıp Orta Asya’larda caka satan; Azerbaycan adım adım işgal edilirken ‘sabrımız taşıyor’ diye gözdağı veren de biz-dik. Sonra çaresizlik içinde boyun büküp. “Güç kullanmamız söz konusu değil ” diyen de.

Ermenistan sınınna -daha olaylann patlak vereceği anlaşıldığında- yeni birlikler göndermek. Azerbaycan ile ‘savunma işbirliği anlaşması’ yapmak gibi adımları bile atmaktan çekinen de bızdık.

Nahcivan’ın konumunu ve toprak bütünlüğünü güvence altına alan ülkelerden birisi olduğumuz halde, büyük bir telaşla bunun bize askeri müdahale’ hakkı vermediğini açıklayan da..

Daha birkaç ay önce şöyle yazmıştım;

“Türkiye’nin bugün Azerbaycan’da olanlar karşısındaki ‘acıklı’ çaresizliği iki hatanın bedelidir Kendisine ‘büyük hedef koyup ‘küçük’ davranmanın, bir. Caydırıcılıktan caymanın, iki..”

Belki biraz duygusal davranarak eski parti ve hükümet arkadaşım Hikmet Çetin’i dışarıda tutuyor ve Türkiye’nin, bugün, ‘pısırık’ bir Oemirel-lnönû çizgisinin bedelini dış dünyada ağır ödediğini düşünüyorum!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: