Yazı Hakkında

Başlık:Niçin? Nasıl?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:29 Nisan 1994, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Niçin? Nasıl?

Solun niçin birleşmesi gerektiği açık.

Sağ bölünmüş haliyle de, hem bugünün iktidarı hem de geleceğin.. Üstelik bu durum, demokrasiyi de çıkmaza sokmuş, toplumun kendisini de..

Yaşadığımız önemli bunalım bile solu umut yapamıyor.

Çünkü solun bir kesimi “bozuk düzen”in bozuk bir parçası olup çıkmış. Diğer kesimini ise, güçsüzlükleri ve tutarsızlıkları nedeniyle toplum ciddiye almıyor.

Sol kendini kurtarabilirse, demokrasi de kurtulacak, toplum da!..

Solun niçin birleşmesi gerektiğini herkes bitiyor da sıra “nasıl” sorusuna gelince, kafalar oldukça karışık Oysa nasıl birleşebileceğinin ipuçları birleşmeyi “zorunlu” kılan nedenlerde gizli..

Sol, inandırıcı olabilmek için güçlenmek, güçlenmek için de birleşmek zorunda. Ama çelişkilerin ve tutarsızlıkların bir araya gelmesi, ne inandırıcılık getirir ne de güç.

Tavanda kimlerin bir araya geleceğine karar vermek için, önce tabanda hangi toplum kesimlerini bir araya getirmeniz gerektiğine karar vermelisiniz.

Demokrasiyi ve toplumu çıkmazdan kurtarmak için, kimleri aynı bayrak altında toplayacaksınız?

Orta sınıflar ile ait sınıfları Yani 1977’deki ‘tarihsel ittifak’ı.

Laiklik ve demokrasi, orta sınıflar için sadece bir “araç” değil, aynı zamanda bir “amaç”tır. Oysa laiklik ve demokrasi, alt sınıflar için, sadece bir “araç” olarak, işe yaradıkları ölçüde anlam taşırlar.

Alt sınıflar için halkçılık ve milliyetçilik önemlidir.

Kemalist halkçılık, halk-seçkin ikilemini aşmak ve emekçiyi, üreticiyi güçlendirmek istediği ölçüde altsınıfların gereksinmelerine yanıt verir. Milliyetçilik ise,ezilmişliğe karşı bilinçaltının yarattığı bir savunma mekanizması olarak Türkiye’de yeniden gündeme geliyor.

Devletçilik, bu iki kesim için de sadece bir “araç”tır.

Zaten Kemalizm içinde de hiçbir zaman “soyut” bir önem kazanmamıştır.

Ya devrimcilik?

Düzenin birçok kurumunun koşulların gerisinde kaldığı böylesine bir bunalım döneminde, toplumun orta ve alt kesimlerinin, çağın gereklerine uygun köklü değişim önerilerine karşı çıkmaları olası mı?

Sayın Ecevit, emekçinin, gecekonducunun beklentilerine yanıt veriyor. Azerbaycan’dan Bosna’ya, Kıbrıs tan Güneydoğu ya, ulusal sorunlarda duyarlı Düzenin çarpıklıkları. haksızlıkları karşısında etkileyici.

Bu dünyadan umudunu kesmiş, yoksullaşma sürecini yaşayan kitleler için, “din”in bir “gelecek umudu” olduğunu biliyor.

“Dürüst adam”niteliği, onu bu kitleler gözünde daha da büyütüyor.

Ama orta sınıflarla barışık değil.. Seçkinciliğe karşı haklı tutumu, giderek bir “aydın düşmanlığı” gibi yansıyor. Oysa aydınları kazanmadan, orta sınıfları ve hatta -bir çizginin ötesinde- gençliği kazanmak çok zor.

“Tarihsel ittifak”ın iki tabanının gereksinmeleri çatışmıyor, çelişmiyor. Öyleyse ikisinin sözcülerinin uzlaşmaması için de bir neden yok!..

Bu çerçevede kimlere ve nelere yer olmadığı belli.

Ayrımcılığa hoşgörüye yer yok. Ulusal bütünlüğe duyarlı olunmamasına yer yok. Laikliğin dine inanmayanlarca savunulmasına yer yok. “Numaracı cumhuriyetçili”ğe yer yok..

Kurutu düzenin “sol” etiketi alımda savunulmasına
yer yok.

Yolsuzlukların yıprattıklarına yer yok…

Toplumsal tabanda kimlerin bir araya gelmesi gerektiği bellidir. O tabanın gereksinmelerini yansıtan ideolojik çerçeve bellidir.

CHP’deki “hizip” görünümünün büyük ölçüde yok olduğu, önderinin “iddia”sının azaldığı bellidir.

DSP örgütünün de CHP örgütünün de oldukça sağlıklı öğelerden oluştuğu bellidir iki tabanın birleşmeyi istediği de bellidir.

Önderin kim olması gerektiği konusunda tartışma bile yoktur…

Taban, ideoloji ve önder tutarlığı var. Geriye kalıyor
tutarlı bir “yapı “.. Onu da bir başka yazıda ele alacağım.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: