Yazı Hakkında

Başlık:Niçin Yozlaşıyoruz?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:22 Haziran 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Niçin Yozlaşıyoruz?

Özdemir Asaf’ın “Jüri” şiirini, ta lise yıllarımdan beri çok severim:

”Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
Birinciliği Beyaza verdiler.”

Üzerinde sayfalar dolusu yazabileceğiniz bir konu, bundan güzel anlatılamaz… “Bileşik kaplar” örneği; hiçbir kurum, toplumun genel özelliklerinden, genel düzeyinden çok farklı olamaz. Fırtınalı denizde, bir metrekare dalgasız yer olanaklı mı?

Ama beyaz, “kir”i daha çok belli eder.. Ülkeyi yönetenlerdeki yozlaşma, daha çok dikkati çeker…

Beyaz kirlendikçe çirkinleşir. Ülke yönetimindeki yozlaşma ise sadece çirkinliği arttırmaz; aynı zamanda umutsuzluğu da arttırır.

Tıpkı bekçinin koruduğu yeri soyması gibi birşey.

Bekçiyi kim bekleyecek?

★★★

Türk siyasal yaşamında, yıllarca Demirel ailesi konuşuldu. Kardeşlerin, yeğenlerin nasıl birden zenginleştikleri tartışıldı.

Sonra “devr-i Özal” başladı… İnsanlar, Demirel ailesine yönelik geçmiş eleştirilerinden neredeyse utanır oldular. Yahya’ların Hacı Ali’lerin servetleri, Ahmet’lerin, Efe’lerinkilerin yanında çok “ufak” kaldı.

Ama bir yandan “köşe dönücülük”ün altın yılları yaşanırken; öte yandan, toplumsal sınıflar arasındaki uçurumlar arttıkça artıyordu… Türkiye, dünyada gelir dağılımı en bozuk on ülke arasına girmek gibi bir “onur” elde ediyordu.

Bir avuç insana, inanılmaz derecede çok parayı, inanılmaz derecede kolay elde etmenin yolları açılmıştı… Amerika’da villalar, lüks otellerdeki düğünlerde bir gecede sarfedilen on milyarlar, dansözlerin sutyenlerine sıkıştırılan yüzlük dolarlar…

Evine ekmek parasını güç kazanan gecekondunun kızgın insanının bu “manzara”ya tahammül edebilmesi için de başka kapılar aralanmıştı. “Şeriat”ın kapıları.

Bu dünyadan umudunu kesenler için “öte dünya”nın umudu…

Ve derken Çiller’ler geldiler.

Ağır bir ekonomik bunalım yaşanıyordu. Gülümseyen bayan, halka Türk bankalarına güvenmeyi, işadamlarına da yatırım yapmayı öneriyordu.

Kendisi ise “ailevi” servetinin bir bölümü ile Amerika’da oteller, ticaret merkezleri, apartmanlar, villalar almayı tercih etmişti. “Çocuklarının geleceği” için!

★★★

Atatürk dönemi bir “istisna” idiydi de son otuz yılda
yaşadıklarımız mı “doğal”dır? Yozlaşma bir “alınyazısı” mıdır?

Günümüzde yolsuzlukların, siyasal yozlaşmanın en çarpıcı biçimde yaşandığı ülkeler, Japonya ve İtalya… Ama ekonomik büyümede en hızlı ülkeler de onlar.

Türker Alkan’ın da altını çizdiği gibi: “Amerika ve İngiltere’de de ekonomik gelişmenin en parlak olduğu dönemler, siyasal yozlaşmanın en fazla olduğu zamanlara denk geliyordu.”

Amerika ve İngiltere, yolsuzluklara ve yozlaşmaya karşı etkili savaşım yollarını yaşayarak buldular. Japonya ve İtalya da herhalde bulacaklar… Çünkü bulmak zorundalar. Yoksa toplumsal kayıplar, kazandıklarını çok geride bırakabilir…

Niçin yozlaşılıyor?

Ekonomik, toplumsal ve siyasal dengeler bozulduğu için. “Güç”, belirli ellerde toplandığı için. Yolsuzluklar, yapanın yanına kâr kalabildiği için.

Fazla varlıklı olan, her şeyi satın alabilir. Fazla yoksul
olan da her şeyini satabilir…

“Devleti küçültme” savından ise giderek devletin denetim olanaklarını yok ettiler. Devletin birçok sağlam kurumunu çökerttiler…

★★★

Siyasal yozlaşma, Türkiye’ye özgü değil.

Ama gelişmiş ülkeler, yozlaşma ile savaşımı kurumlaştırarak esenliğe çıkarlarken; biz yozlaşmanın kendisini kurumlaştırma yolundayız… Halkı yozlaşmaya karşı duyarsızlaştırma yolundayız.

Asıl tehlikeli olan budur!..

Ne yapmalı?

İşçiyi, genci, kadını, memuru, yani kitleleri.. daha çok siyasete katmalı. Ve toplumsal sınıflar arasındaki uçurumları yok etmeli.

Kitleler katılmalı ki, siyaset bir avuç insanın “paylaşım” çirkinliği olmaktan çıksın! Hakça bir gelir dağılımı olmalı ki; varlıklı kişi
-iktidar ve adalet dahil- “her şeyi” satın alabilecek gücü yitirsin! Yoksul da ne “namus”unu ne de ‘oy’unu satmak zorunda kalsın!..

Bir açıklama

Pazar günkü yazımda, SHP’nin “İkinci adam”ının en önemsediği kişinin, açık bir Atatürk ve cumhuriyet düşmanı olduğunu yazmıştım. Bazı okurlarımdan gelen telefonlar, kastettiğim kişinin Sayın Aydın Güven Gürken olduğu gibi bir yanlış anlamanın varlığını ortaya koydu. Oysa bir partinin ikinci adamının “genel sekreter” olduğu açıktır.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: