Yazı Hakkında

Başlık:Nuriye ve Saniye…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3,19)
Tarih:15 Mart 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Nuriye ile Saniye…

Öykümüz 1980’de başlar.

Erzincan’dan Ankara’ya göç eden iki ailenin birer kızı
vardır. Nuriye ile Saniye… Birbirlerinden ayrılmayan, birlikte büyüyen iki arkadaş.

Nuriye, ilkokul 3. sınıfta Kuran kursuna gider. Daha sonra da imam-hatip okulunu seçer. Saniye ise Kurtuluş Ortaokulu’ndadır.

Giderek Nuriye’nin giyinişi ve konuşması değişir. Saniye ile hatta kendi ailesi ile konuşurken ‘siz’ ve ‘biz’ ayrımı yapar. Ve bir gün, Atatürk Takvimi’ni yırtar.

Annesini örtünmeye zorlar. Babası ile çatışır.

Görünmez ellerin desteği ile bir “vakıf” yurduna geçer.

Son olarak Nuriye ile Saniye, iki eski ayrılmaz dost, Hacettepe Üniversitesi’nde karşılaşırlar. Artık Nuriye’nin yanında, ‘kendisi gibi’ arkadaşları vardır. Saniye’ye tükürürler…

Saniye ağlar.

Nuriye’nin babasına koşup olayı anlatır. Baba, başını öne eğer ve dudaklarından şu sözcükler dökülür:

Biz Nuriye’yi yitirdik!..

★★★

Saniye ile Nuriye’nin ‘acıklı’ öyküsünü, değerli yazar, dilci ve eğitimci Emin Özdemir anlattı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin düzenlediği ‘Tevhid-i Tedrisat’ toplantısında…

Atatürk nasıl bir eğitim istiyordu?

‘Üreten, hakça paylaşan, özgürce düşünen ve kendi kendini yöneten’ insanı hedefleyen bir eğitim… ‘Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür’ kuşaklar yetiştirecek bir eğitim…

Atatürk için eğitim ‘bir özgürleştirme eylemi’ idi. Hasan Âli Yücel’in deyimi ile işe, ‘milletin kendi başına duyup düşünmesine engel ne varsa onları yıkmaktan başlamak ’ gerektiğine inanıyordu.

Çünkü Türk ulusu ilerleyebilmek için ne olursa olsun özgürlüğe kavuşmalıydı, özgürlüğe kavuşmak için de ulus içince her bireyin kendi başına duyup düşünmesi gerekliydi.

Atatürk biliyordu ki; koşulları hazırlanmadan ‘tanınan’ bir özgürlük, insanları özgür yapamazdı!

Anadolu devriminin öncüsü, ‘Öğretimin Birliği Yasası’nı Mart 1924te ülke yaşamına sokarken bir şey daha yaptı: ‘Erkân-ı Harbiye’ (Genelkurmay) Bakanlığı’nı da kaldırdı.

Yani bir yandan eğitimi, öte yandan siyaseti ‘sivil’leştirmek istiyordu!.. Hem de bundan tam 71 yıl önce… (Atatürk düşmanı, ‘sivil toplumcu ’(!) numaracı cumhuriyetçiler kına yaksınlar!.)

★ ★★

Mustafa Kemal’in ‘Öğretimin Birliği Yasası’nın 3. maddesi. ilahiyat fakültesi ve imam okulları açılmasını da öngörüyordu. Gerektiği kadar ‘din adamı yetiştirebilmek’ için…

Bugün Türkiye’de 83 bin cami var. 515 imam lisesinde ise tam 476 bin 175 öğrenci okuyor. 18 liseye daha izin verilmiş. İmam lisesi açma şampiyonu Çiller hükümetinin Milli(!) Eğitim Bakanı ise “Gereksinime göre yeni imam-hatip liseleri açacağız” buyuruyor. (Mesleksel gereksinim olmadığına göre, herhalde ‘siyasal gereksinim’ olsa gerek!..)

Artık imam-hatipli imamlar dönemi geride kaldı… İmamlaşmış valiler, kuklalaşmış bakanlar dönemi başladı.

Çaycuma’nın savcısı, izinsiz açılan yasadışı kuran kursu karşısında sessiz… Çünkü kendisi de ‘imam okulu’ kökenli.

Ve Malatya’da ‘Kuran kursundan geçmiş’ bir öğrenci, sınıftaki Atatürk resmine tebeşiri fırlatıyor kızgınlıkla: “O bir Hıristiyan!..”

■ Arkası 19. Sayfada

■ Baştarafı 3. Sayfada

Ne yapmalı?

Eğit-Der Genel Başkanı Mustafa Gazalcı, bu soru-
nun yanıtını çok açık, kısa ve tutarlı bir biçimde veriyor

“İmamlar, artık ortaöğretim meslek okulları yerine
meslek yüksekokullarında yetiştirilmeli, buralara da ül-
kenin gereksinim duyduğu kadar sınavla öğrenci alın-
malıdır. Zorunlu eğitim hiç zaman yitirilmeden sekiz yıla
çiKanlmalıdır.” Yani ‘herkese’ önce 8 yıllık zorunlu eği-
tim; sonra isteyen Kuran kursuna, isteyen -‘normal’ li-
seyi bitirerek- imam-hatip yüksekokuluna…

★★★

Her devlet, kendi niteliklerine uygun insan yetiştirir.

Komünist rejim ‘komünist eğitim’ verir. Faşist rejim
‘faşist eğitim’ verir. Din devleti ‘dinsel eğitim’ verir.
Demokratik rejim de “demokratik eğitim’…

Ama hiçbir rejim, kendi eliyle ‘kendini yıkmak isteyen’
insan yetiştirmez!

Hiçbir rejim, kendi eliyle iki ayn dünyanın insanını ve
yhe kendi eliyle “düşman kuşaklar’ yetiştirmez!

Devlet ‘intihar’ eder mi?

Devleti yönetenler, kendi yurttaşlanna böylesine bir
‘temliği’ yapabilir mi?

Ama Türkiye’nin son kırk yılına damgalannı vuranlar,
hılklanna bu kötülüğü yapmayı sürdürüyorlar… Hem de
Cılktan aldıktan paralarla!..

Nuriye ile Saniye’nin trajedisinde, Türkiye’nin trajedisi
gzlidir. Köy Enstitüleri kapatıldı, imam okulları onlann
^rini aldı… Ve Atatürk’ün cumhuriyeti tarihe kanşmaya
toışladı!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın