Yazı Hakkında

Başlık:Öğrenciler ve Siyaset
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:06 Mart 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Öğrenciler ve Siyaset

Öğrenci hareketlerinin tarihinde 1968’ün ayrı bir yeri vardır. Önce Fransa’da patlak verdi. Sonra tüm dünyaya yayıldı. Sadece sanayileşmiş ülkeler değil, gelişmekte olanlar da bundan payını aldılar. Demokrasiler de etkilendi, komünist rejimler de. (Sadece faşist rejimler bunun dışında kaldılar!) Boykot ve işgal eylemleri o dönemde keşfedildi. Paris’te bir avuç öğrencinin yaktığı kıvılcım, peşinden 9.5 milyon işçiyi greve sürükledi. İktidar iktidarsız, De Gaulle çaresiz kaldı, insanlar bir “devrimin eşiğinde olduklarını düşünmeye başladılar. Devrim hükümetinde kimlerin yer alacağı tartışılır oldu.. Ve bir gün, Sorbor’un bulunduğu Ouartier Latin’ de “barikatlar” kuruldu. Arabalar yakıldı. Bir genç -polisle çatışma sırasında- Sen nehrine düşerek boğuldu. Hava birden değişti. Halk desteğin gençlerden çekti. Yenilenen seçimlerden, De Gaulle eskisinden çok daha güçlü çıktı. İşçi kadınlar bile sosyalistleri değil,”istikrar”ı seçtiler. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde olanları izlerken hep bunlar çağrıştı kafamda… Haklılıkla haksızlık arasındaki ince sınırı düşündüm. Gelir düzeyi yeterli olmayanların “paralı eğitim”e tepki göstermelerinden daha doğal ne olabilir? “Sosyal devletin çağını tamamladığını düşünenlerin, yanılgılarının er ya da geç suratlarına çarpılması yargı” değil mi? Ama kırılan kapılar “Parasız kayıt” yaptırmak için kaba güç kullanmak… Kırıp dökmek… Halkın paralarıyla oluşan ve üstelik de kendi eğitimlerini gördükleri bir kuruma milyarlarca lira zarar vermek. Duvarlar toplumsal desteği çok sınırlı bir siyasal akımın sloganları ile kirletmek. Bunda haklılık nerede? Bu mu “demokratik haklar” savunmanın yolu? Kamuoyunun desteği böyle mi sağlanacak? Tarih, hiçbir toplumsal hareketi “amacı” ile değerlendirmez. “sonucu” ile değerlendirir. Ve amacına ters sonuca ulaşmış olanlara da damgasını vurur. Ya ‘‘bilinçsiz’’ der ya da “kasıttı” Bazen de “hain”! Ozan ne güzel söylemiş:

“Eğer ders alınsaydı, tarih yinelenebilir miydi?”

1968’de Paris’te arabaları ilk ateşe veren kimdi?

1977 yılının 1 Mayıs günü Taksim’de kıvılcımı kim çaktı? Yüz binlerce emekçinin barışçı şenliğini bir “dehşet” ortamına kim döndürdü? 1968 olaylarında Hacettepe Üniversitesi’nde -durup dururken- polisle düello eden “kahraman” birkaç öğrenci sonra ne oldu? Hangi “gizli el’’ 12 Mart döneminde onlar, başka kentlere,başka üniversitelere kaydırıp, izlerini yok ettirdi? Cezayı niçin onlar değil de “ortamın kurbanı” olanlar çekti? ‘’Kışkırtıcı ajanların” işlevi tarih kadar eskidir. Şu sözler, Fransa’nın ünlü başbakanı’nından Pierre Mendes-France’a ait, “Rejimin yönüyle gençlerin eğilimleri arasında bir
kopma olduğu andan itibaren, felaket yakındır demektir. Totalitarizm, az ya da çok uzun sürede tehlike oluşturmaya başlar. Bu,değişik zamanlarda değişik ülkelerde görülmüştür. Eğer cumhuriyet, gençliğin umut ve tutkularım toparlayıp yön veremezse onlara katkıda bulunamazsa, önüne geçilemez bir baskı altında hızla yıkılacaktır. ” Öyleyse ne yapmalı? Gençliğin barışçı yollardan düşüncelerini açıklayabilmesi, örgütlenebilmesi, etkili olabilmesi için bütün demokratik olanaklar sağlanmalı.. Üniversite içinde sağlanmalı,üniversite aşında sağlanmalı. Bizim öğrencilik yıllarımızda olduğu gibi sandıklar konulmalı, öğrenciler özgürce temsilcilerini seçmeli… Partilerin gençlik kolları yeniden kurulmalı… Ve ondan sonra da yasalara aykırı hiçbir davranışa izin verilmemeli! Örgütlü, baskıcı küçük bir azınlığın, çoğunluğu tehditle yönlendirmesine, “kullanma”sına göz yumulmamalı!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: