Yazı Hakkında

Başlık:Olmadan Şey Eleştirilebilir mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:13 Şubat 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Olmayan Şey Eleştirilebilir mi?

Olay yıllar öncesine ait.

Adamın biri “profesör” yapılmak isteniyordu.

Ama basılı kitabı falan yoktu. “Profesörlük takdim tezi” olarak sunduğu şey bir makaleydi. Üstelik de 5.5 sayfası “İngilizce” olan bir makale.

Bir UNESCO yayınından aynen alınmış, Türkçeye çevirmek gereği bile duyulmamıştı.

“Sosyoloji Profesörü” olacaktı. Ama “juri’de Farsça profesöründen etnoloğa kadar herkes vardı da tek bir sosyolog yoktu.

Yasa hükmüne göre, bolüm başkanı jürinin doğal üyesi iken, buna da uyulmamıştı.

Ve jürinin “olumlu” raporunu onaylayan fakülte kurulunun dörtte üçü, tıp ve fen bilimleri öğretim üyelerinden oluşuyordu…

Adamın bilimsel birikiminin, yasanın getirdiği koşullara yetmediği açıktı. O birikimi değerlendirecek jürinin, yasalara aykırı olduğu açıktı. Jüri raporunu onaylayan kurulun, yasalara uymadığı açıktı.

Ama o adam “profesör” yapıldı.

Yetmedi, rektör yapıldı. O da yetmedi. YÖK üyesi yapıldı.

Niçin?

Çünkü o adam, 12 Mart döneminde. Prof. Ihsan Doğramacı’nın her isteğine peki demişti.. Birçok değerli bilim adamının, “solcu” oldukları ya da Doğramacı’nın işleklerine uymadıkları için; üniversiteden “temizlenme”lerinde maşalık görevi yapmıştı.

O adamın profesörlüğünün iptali için Prof. Mümtaz Soysal ile benim “dava açma yetkimizin olmadığını”, kanıtlama savaşı verdiler.

Sayın Soysal, böyle bir kişinin profesör yapılmasının,
kendi profesör unvanını da üniversitenin saygınlığını da
yıprattığını uzun uzun anlattı.

Ben de sözlerimi şu tümcelerle noktaladım:

– Anayasa, “idarenin hiçbir tasarrufunun yargı denetimi dışında kalamayacağı” hükmünü getiriyor. Eğer dava açma yetkimiz kabul edilmezse, yasalara bu ölçüde aykırı bir işlem, yargı denetimi dışında kalmış olacaktır.
Hiçbir gerekçe ya da yasa hükmü, anayasanın önüne
geçemez!

Ama Danıştay’ın ilgili dairesi, 3-2 oy çokluğu ile başvurumuzu “usul”den reddetti.” Esas”a girmedi..

İşte yozlaşma budur. 12 Eylül yönetimi de, o yozlaşmanın baş mimarını, bütün üniversitelerin tepesine “tüy” gibi dikmiştir.

Yozlaşma eğilimindeki insanlar her toplumda vardır.
Ama yozlaşmayı yasa ile güvence altına alma eğilimi,
her toplumda yoktur.

Hiç hukuka aykırılığı koruyan “hukuk devleti” olur mu?

Hiç hukuka aykırılığı güvence altına almaya çalışan
“sosyal demokrat” parti olur mu?

Olmaz olmasına da.. biz ikisinin de olabileceğini sanıyoruz.

Önümüzde, bu eski olayı güncelleştiren, yeni bir olay var.

TBMM Adalet Komisyonu’nun yaptığı bir değişiklikle;
“vatandaşın, sendikaların, vakıfların, meslek kuruluşlarının toplumsal yararları ve kamu düzenini zedeleyen idari işlem ve eylemlere karşı iptal davaları açmaları” önlenmek isteniyor.

O komisyonun başkanı da “SHP”li Cemal Şahin.

Hani şu, laikliği yıkmaya yönelik eylemler Terör Yasası’ndan çıkarılırken komisyonda bulunmayıp, İlahiyat Fakültesi’nin açılış töreninde bulunan Cemal Şahin.

Kendisini eleştiren demokratik kitle örgütlerine ve köşe yazarlarına, bozuk bir Türkçe ile yanıtlar veren.. bazen de hakaret eden Cemal Şahin.

Olayın üzerine dikkatlerin çekilmesini sağlayan Hasan Pulur, haklı olarak şöyle diyor:

“Özal’ın 1988 de beceremediğini hem de SHP’nin
muhalefeti nedeniyle beceremediğini, şimdi bir SHP’li
beceriyor…”

Ve SHP’de kıyamet kopmuyor.

Ne örgütten bir ses ne de Meclis Grubu’ndan.

Kim bilir SHP’de daha ne Cemal Şahinler var?

Cemal Şahin’lerin SHP ye nasıl girdikleri, nasıl yükseldikleri elbette önemli. Ama daha önemlisi, o yükseldikleri yerde, bunca açık verdikten sonra da nasıl kalabildikleri!

Sosyal demokratların başarısız olduklarını söylemek
çok haksız. Çünkü bunu öne sürebilmek için önce ortada
bir sosyal demokrat partinin bulunması gerekir.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: