Yazı Hakkında

Başlık:Onlar ve Bizler
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:24 Temmuz 1998, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Onlar ve Bizler

Necmettin Hoca ve müritleri “Batı’daki gibi laiklik” istediklerini her fırsatta vurguluyorlardı ya.. Geçen haftaki bir haber, konuya ilginç boyutlar kattı.

İsviçre’de “başörtüsü” ile ders verme yasağını, Yüksek Mahkeme de onayladı. Almanya’da ise, bazı eyaletlerde benzer yasaklar kondu.

İsviçre Yüksek Mahkemesi, kararını özetle şu gerekçelere dayatıyordu.

“Bol elbise, başörtüsü ve ferace gibi İslam giysileri ile sınıfa girmenin yasaklanmasında kamu yararı vardır.. Böyle giysilerle çocukların inanç özgürlükleri etkilenmekte ya da baskı altına alınmaktadır.. Bu, laik devlet ilkesine aykırıdır.”

Yüksek Mahkeme aynı karan ile sınıflarda haç ya da çarmıha gerilmiş İsa görüntülerinin bulunmasını da yasaklıyordu.

★★★

ABD’de, sınıflarda toplu dua yapılmasının serbest bırakılması önerisi reddedildi Fransa’daki okullarda başörtüsü yasağı ise oldukça yaygın.

Türkiye’de Lamia Bulut adlı öğrenci Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvurmuştu. Sebep, başörtülü fotoğrafla kendisine diploma verilmemesiydi.

Komisyonun başvuruyu geri çevirme kararında şu satırlar vardı:

“İdare haklıdır.. Dini vecibeyi yerme getirme, toplum içinde her türlü hareketi yapma özgürlüğü anlamına gelmez. Laik cumhuriyet çerçevesinde kıyafet zorunluluğu uygulanabilir.”

Türkiye’de 1969 yılına gelinceye değin, imam-hatip okulunu bitince üniversiteye gelen kızlar bile başörtüsü takmazlardı. Oysa okullardaki ve devlet dairelerindeki “türban”, bugün siyasal islamın “bayrağ”ı konumunda.

★★★

FP’nin “yükselen değeri” Tayyip Erdoğan buyuruyor:

“Referansımız İslamdır. Referansımıza ters hiçbir şey yapmak ve yaşamak istemiyoruz…”

Ve ekliyor:

“İnsan hem laik hem Müslüman olamaz. ’

Partinin Genel Başkanı Recai Kutan düzeltiyor:

“İslam, özel yaşamda referanstır. Ama devlet hayatında referans, bilim ve akıldır. Devlet dine müdâhale etmeyecek. Bireylerde, ‘Benim dinim bunu emrediyor’ diye, devlet hayatına dini karıştırmayacak.”

Ve ekliyor:

“Bu anlamda ben laik bir toplumdan yanayım. Ancak ben ‘laikim’ dersem, bu ‘dinsizim’ anlamına gelir”

İnsan ister istemez soruyor: Acaba kafaları mı karışık? Yoksa köprüyü geçene kadar “ayıya dayı” demenin sıkıntısı içindeler mi?

★★★

“İrtica”ya destek olan 405 kaymakam var. 73’ü, hakkında da suç duyurusu yapılmış. Bunların bir kısmı, geçmişte 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası ile, “aşırı dinci” oldukları için görevden alınmışlar.

Ama huylu huyundan vazgeçmemiş.

Güngör Mengi, geçenlerde köşesinde örnekler veriyordu.

Kaymakamlardan biri, 8 yılı protesto mitingine giderken kaza yapana, arabasını tamir için Fakir Fukara Fonu’ndan para ödemiş. Bazıları devletin parasını Milli Gericilik Vakfı’na aktarmış. Bazıları kamu görevlisi olan eşine türban taktırdığı gibi, başkalarını da özendirmiş…

Okullardaki ve devletteki türbanlılar cüretlerini onlardan ve benzerlerinden alıyorlar. Peki onlar ve benzerleri, cüretlerini kimden ya da kimlerden alıyorlar?

İşte Batı ve işte biz!

Onlar, olay kendileri için çok küçük bir “tehdit” oluşturduğu halde, izin vermiyorlar. Biz ise bir büyük “tehlike” karşısında bile, hâlâ aymazlık mahmurluğu içindeyiz.

Sayın Kutan,  Atatürk’ün “irtica tanımı”na katıldığını söylüyor:

“İyiyi, güzeli, doğruyu engelleme ve dini devlet yönetiminde kullanma.”

Eğer yukardaki örnekler de “dini devlet yönetiminde kullanma ” değilse.. Acaba nedir dini devlet yönetiminde kullanma?

Recai Kutan ve arkadaşları, o kaymakamlara ve devlet içindeki sayısız benzerlerine arka çıktıkları.. ve TBMM’deki “irtica ile mücadele” yasalarını engellemeyi sürdürdükleri sürece.. tüm bu “ılımlı” söylemleri, demokrasiye ve laikliğe saygılı olduklarının kanıtı olmaz.. sadece ikiyüzlülüklerinin kanıtı olur.

Her şey ayan beyan ortada!

Bir yanda görenler, bir yanda da görmek istemeyenler var.. Kimisi cehaletten, kimisi gafletten, kimisi ise hıyanetten!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: