Yazı Hakkında

Başlık:Oyuncular ve Figüranlar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:23 Mart 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Oyuncular ve Figüranlar…

Oyuncular ile figüranları ayıran temel
özellik nedir?

Birinin oyunda daha çok, ötekisinin
ise daha az görünmesi mi? Birinin konuşması ötekinin susması mı?

Hayır!.. Hiçbiri değil.

Figüranları çekip alsanız da oyun sürer. Oysa oyunculardan birisini çıkarırsanız oyun bozulur… Süremez… Durur.

Figüranlar oyunu ne değiştirebilirler
ne de durdurabilirler.

Özal gerçek bir oyuncuydu. Çok şeyi değiştirdi.

Cumhuriyet tarihinde hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir şeyi başardı,
ünlü 163. maddeyi kaldırdı. Şeriat propagandasını serbest bıraktı. Devletteki şeriatçı kadrolaşmayı hızlandırdı.

“Federasyonu da tartışalım:” diyerek ayrılıkçılara büyük güç verdi. PKK
olayını küçümser göründü. Devletin etnik teröre karşı tüm gücünü kullanmasını engelledi.

Cumhuriyetin bazı temel kurumlarını
bilinçli olarak yıprattı. Devletin denetleme olanaklarını çürütüp, yolsuzlukların önünü açtı… ‘Atatürk’ün de hataları
vardı’ yaklaşımı ile numaracı cumhuriyetçilerin saldırılarına zemin hazırladı.
ABD’nin çok istediği “ikinci Cumhuriyet”in kurulabilmesi için Atatürk’ünkünün çökmesi gerektiğini biliyordu.

“Sosyal devlet” anlayışının temellerine dinamit koydu. “Parası olan yapar,
olmayan yapmaz!’ yaklaşımını genel kurala dönüştürdü. Sınıflar ve bölgeler
arasındaki dengeler daha da bozuldu. Altta kalanın canı çıkmaya başlayınca,
bu dünyadan kesilen umutlar ‘öte dünyaya döndü… Şeriatçı güçlere ve
RP’ye gün doğdu.

Ve bir şey daha yaptı.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, partisinin bütün adaylarını ve dolayısıyla bütün milletvekillerini teker teker kendisi saptadı… Demokratik “önseçim” giderek yok eden ve bir “genel başkanlar diktatörtüğü’ne yol açan br uygulamayı başlattı…

özal olmasaydı, Türkiye bugün bu noktada olmazdı!

★★★

Erbakan da gerçek tur oyuncu.

Menderes-Demirel çizgisinin kendisine yeşil halılar döşediği yolda sabırla yürüdü… Yılmadan Bıkmadan ve de amacından sapmadan.

Her fırsatı değerlendirdi.

Gün geldi, dini açıktan siyasete alet
etti… Arap gazetelerine, Atatürk’ün din
düşmanı olduğunu savundu.. Anıtkabir’den şeytandan kaçar gibi kaçtı.

Gün geldi, “Atatürk yaşasaydı. Refahlı olurdu” dedi.

“Ahlaktan, faziletten, dinden, imandan” yola çıktı… Cumhuriyet tarihinin
en büyük yolsuzluklarının, ahlaksızlıklarının, sahteciliklerinin önünde kalkan
oldu.

“Amaca ulaşmak için her yol meşru dur’ anlayışını, hiçbir önder onun kadar açık ve başarılı bir biçimde uygulamadı…

Erbakan olmasaydı, Türkiye bugün
bu noktada olmazdı!

Gerçek oyuncuların sonuncusu ise Ecevit.

Önce… Atatürk’ün köklerinden kopmuş, halktan uzaklaşmış olan partisini,
yeniden adına yakışır hale getirdi; “halkın partisi” yaptı… Kemalizm!, “sürekli
devrimci ” özüne uygun olarak 1970’ terin koşullarına taşıdı. Aydınlan ve kitleleri arkasından sürükleyerek büyüdü.

Türkiye’nın çağa açılan penceresi oldu…

Ya sonra?.. Bugün?

Eşinden başka kimseye güvenmez,
her dedikoduya inanır, her kapının ardında bir komplo kokusu alır oldu… Yıllardır üyelerini teker teker seçtiği örgütüne de güvenmedi. Adaylarını da -örgütü dışlayarak- belirledi.

Kavun seçer gibi seçtiklerinin kimisi soluğu sağcı partilerde aldı. Kimilerini
ise şimdi kendisi partisinden atmaya çalışıyor.

Niçin?.. Partinin ideolojisine, doğrultusuna ters davrandıkları için mi?

Hayır!.. Sol bir partinin doğal olarak iç içe olması gereken kitle örgütleriyle
düşünce birliği yaptıkları için. Türkiye’nin çıkmazına bir “sivil çözüm” arayışında oldukları için…

Türkiye’yi bugünkü çıkmazından, ANAP ve DYP kurtaramaz; çünkü bu
çıkmaz onların eseridir. İmam okullar,Kuran kurslar, tarikat yurtları, şeriatçı
kadrolaşma, hep onların eseridir.

Tek sivil çözüm; Kemalist solun güçlenmesinden geçiyor… Ve ANAP’a,
DYP’ye oy vermiş çok sayıdaki seçmen bile, böyle bir seçeneğe destek
olmaya hazır.

Ama Bülent Bey, ne partisini bu potansiyele açıyor., ne partisine kabul ettiklerinin, partinin programı doğrultusunda çaba göstermelerine izin veriyor.. ne de -koşullar koyarak da olsa Kemalist sol bir çizgide birleşmeye razı oluyor.

Ecevit olmasaydı. Türkiye bugün farklı bir noktada olurdu!

★★★

Üç oyuncu, bir sonuç!

Ya Mesut Yılmazlar, Tansu Çiller’ler. Deniz Baykal’lar?

Onlar sadece figüran… Oyunu değiştirecek ya da durduracak güçleri
yek… Varlıklar ya da yokluklar hiçbir şeyi fazla etkilemiyor.

Sadece esen rüzgâra göre yerlerini belirlemeye çalışıyorlar…

Toplum, “baş oyunculara kızgın..
Figüranları oyuncu sanmanın düş kırklığı içinde bezgin… Seyircilerin katkısı ile oynanacak, seyircilerinden kopmayacak yeni bir oyunun arayışı içinde…

Ve arayan bulur… Çünkü toplum da doğa gibidir, boşluklar er ya da geç
mutlaka dolar!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: