Yazı Hakkında

Başlık:Özal Devrimci, Atatürk Değil (!)
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:17 Şubat 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Özal Devrimci,
Atatürk Değil (!)

Özal rahmetli olduğunda, “yeni sağ” da perişan olmuş-
tu.

Türkiye’nin Atatürk’ten sonra gelmiş- en büyük dev-
rimcisini yitirdiğini ilan ettiler. Ama anlaşılıyor ki bu da on-
lara yetmiyor. TV’deki son “ortaoyunu”nda yeni bir “cihat”
açtılar:

– Atatürk devrimci falan değildir; “fikir adamı” da değil-
dir. 1923 olayı ise bir devrim değil, sadece üst yönetim
değişikliğidir!

İyi mi?

Siz Özal’ın devrimci mi yoksa “devirimci” mi olduğu ile
dalga mı geçersiniz; hadi bakalım, verin şimdi yanıtını.

Bunu ekranda -milyonlarca kişinin gözleri önünde- söy-
leyen, koskoca bir iktisat profesörü. Üstelik de, Atatürk’ün
kurduğu partinin devamı olduğunu öne süren bir partinin
bakanının “başdanışman”lığını yapmış.

Ondan daha mı iyi bileceksiniz!

★★★

Bizim ilk gençliğimizde “On Derste Cinsiyet” diye bir ki-
tap vardı. Her şeyi oldukça açık seçik, maddeler halinde
yazıyordu. Gizli gizli okurduk

Anlaşılan şimdi gereksinme “On Derste Devrim” kitabı-
na… Bazı profesörlerin ve “başdanışman”ların eline ver-
mek için. Kimseye göstermeden, tuvalette falan okusun-
lar diye…

Bir kere devrimin “gelişmiş ülkeler” için taşıdığı anlam
ile “geri kalmışlar” açısından taşıdığı anlam farklıdır.

Fransız Devrimi’ni düşünün.

Ekonomik yapı değişmiş. Onun uzantısı olarak yeni sı-
nıflar ortaya çıkmış; toplumsal güç dengeleri değişmiş.
Ama iktidar hâlâ, gücünü yitirmiş olan sınıflann elinde.

Düzen de hâlâ onların damgasını taşıyor.

Burada devrim nedir? Siyasal-hukuksal düzeni, zaten
değişmiş bulunan “altyapı”ya uydurmaktır! Yani var olan
bir çelişkiyi gidermektir!

Yükselen “yeni sınıf” kendine engel olan düzeni değiş-
tirir. Devrimin “motor gücü”nü oluşturur.

Gelişmiş ülkelerde devrim. “evrim”in peşinden gelir.
Başka bîr deyişle; toplumdaki değişmeyi geriden izler.

★ ★★

1920’lerin Türkiyesi’nde ya da 1917’lerin Rusyası’nda…

Ekonomik yapı değişmiş midir? Toplumsal bir güç ola-
rak, bir burjuva sınıfından ya da bir işçi sınıfından söz edi-
lebilir mi?

O tarihte Anadolu’da -bir işyerine bağlı olarak çalışan-
işçi sayısı yaklaşık 50 bin.

Öyleyse yüzyıllar boyu beklemeli mi; ekonomi gelişsin,
yeni sınıflar oraya çıksın, altyapı değişsin diye?

Geri kalmış ülkeler açısından devrim; gelişmişlerle ara-
daki mesafeyi kısaltma olayıdır. Amaç, siyasal yapıyı eko-
nomik yapıya uydurmak değildir. Çok ileri bir aşamanın üst-
yapısını kurarak toplumun altyapısının hızla değişmesini
sağlamaktır.

Mustafa Kemal de, Lenin de, Marx’ın “model”ini ters-
yüz etmişlerdir.

Marx’ta değişimin son halkası “siyasal değişim”dir. Oy-
sa geri kalmış ülkelerde, “siyasal değişim”, ekonomik ve
toplumsal değişimin “öncü”südür.

Gelişmiş ülkelerde evrim “yeni insanı”, yeni insan da
devrimi yaratır.

Geri kalmış ülkelerde ise tersine, yeni insanı yaratma gö-
revi  “devrim”indir. Yeni insan da evrimi hızlandırır. Geliş-
mişlerle arayı kapayacak bir altyapı oluşumunu üstlenir.

Bu nedenledir ki, geri kalmış ülke devrimleri, her şeyden
önce bir “kültür devrimi” olmak zorundadır. Tarihin tanıdı-
ğı en köklü kültür devrimi ise “Kemalist devrim”dir!

Tarih Lenin’i, Mao’yu değil, Mustafa Kemal’i haklı çıkar-
mıştır!..

★★★

Geri kalmış ülkelerde “devrimci sınıf” yok. Devrim -o
boşluğu dolduracak- bir “öncü güç”e dayanmak zorun-
da.

Mustafa Kemal de bunu yaptı, Lenin de… Ama Lenin’in
öncü gücü (Komünist Parti) içinde çoğulculuğa yer yoktu.
Bu nedenle de devrimi -ileriki aşamalarda- tıkandı kaldı.

Mustafa Kemal’inki ise -tüm ihanetlere karşın- demok-
ratik çoğulculuğu içerdiği için gelişmenin gerisine düşme-
di. Kendisinin harekete geçirdiği evrim süreçlerinin altın-
da ezilmedi.

20. yüzyıldan 21. yüzyıla taşınabilecek “tek evrensel
model”i oluşturdu…

Arjantinli siyaset bilimci Blanco Villalta bakın ne diyor:

“Atatürk, insanlık tarihinin kaydettiği zafer taklarının al-
tından, bütün zamanların en büyük komutanlarından biri
özelliği ile değil, bir ulusu bağımsızlığına kavuşturup ye-
ni, çağdaş ve gönençli bir devlet kurucusu niteliği ile de
değil, asıl siyaset kuramının en büyük filozoflarından biri
olarak geçmiştir… Sakarya’nın kahramanı, Üçüncü Dün-
ya’nın da öncüsü sayılabilir.”

UNESCO ise, Atatürk’ün 100. yıldönümünün bütün dün-
yada kutlanması kararını alırken, onu “olağanüstü bir dev-
rimci” olarak nitelendirmişti.

Hadi canım sen de!

Duverger’si, Villalta’sı, UNESCO’su, yok bilmem nesi..
bizim anlı ve de şanlı “başdanışman”dan, ona ortaoyunu
hazırlayan HaBiBi’lerden ve de basını parselleyen “yeni
sağ”ımızdan daha mı iyi bilecekler?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: