Yazı Hakkında

Başlık:Özal, İnönü ve de İleri…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.14)
Tarih:23 Şubat 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

Ahmet Taner Kışlalı

Özal, İnönü ve de İleri…

Sayın Özal ile Sayın Erdal İnönü arasında ilginç bir benzerlik olduğunu bilmem farkediyor musunuz?
Hem de görünüşteki büyük farka karşın ortaya çıkan bir benzerlik. Aslında biri, en ciddi konuları bile gülümseyerek, araya bazen ince espriler sıkıştırarak anlatabiliyor. Ötekisi ise, en ciddi konularda çatık kaşla konuşurken bile, hafif sözler edebiliyor.
Ama… Özal’ın plaj kıyafetiyle askeri birlik denetlemesi. Kahvehanede pişti oynarken sohbet edercesine, her aklına geleni, her yerde rahatlıkla söyleyişi…
Erdal İnönü’nün, bazı konuları öğrenmek için yeterli çaba sarfetmeyişindeki rahatlığı. Partisinin yönetimini oluştururkenki rahatlığı. Hükümete bakan seçerkenki rahatlığı…
İkisi de bulundukları konumun kaldıramayacağı kadar rahat…
Ve bu benzerlik, bulundukları yere gelişlerindeki benzerlikten kaynaklanıyor. Birçoklarını yadırgatan davranış rahatlıkları, o göreve fazla rahat gelmiş olmalarıyla doğru orantılı.
İnsanlar çok önemli bazı konumlara, yeterince çaba sarfetmeden, aşamaları adım adım geçerek ulaşmamışlarsa; o konumların önemini ve yüklediği sorumlulukların ağırlığını yeterince duyamıyorlar…
Tıpkı, ağlamadan sızlamadan elde ettiği çok pahalı bir oyuncağı, rahatlıkla kırabilen bir çocuk gibi…

Bir bakan düşünün ki, yılbaşı tatilinden babasının ölüm ilanlarına, delegelere verdiği ziyafetlerden kocasının kiraladığı Mercedes’in masraflarına kadar, yüz milyonlarca lirayı Çocuk Esirgeme Kurumu’na ödetmiş.
Olay ortaya çıkınca da, “Deneyimsizdim, bir cahillik ettim, özür diliyorum” deyip görevine devam etmiş.

Suçlu kim?
Kendisi mi? Hiçbir şekilde hazır olmadığı, ağırlığı altında ezileceği bir göreve onu getiren mi? Ne kurallarla, ne sağduyu ile ne de ahlak anlayışıyla bağdaşabilecek böylesine bir gaftan sonra bile onu o görevde tutmak isteyen mi?

Ecevit, -en güçlü olduğu dönemde bile- kendi partisinden hükümete bakan seçerken bu ölçüde “rahat” davranmamıştı.

Uzun süre rektörlük yapmış. Türkiye’nin ilk kadın bakanı unvanına sahip bir Prof. Türkan Akyol partinizin lider kadrosunda. Bilgisi ve çalışkanlığıyla kendisini her düzeyde kabul ettirmiş, eski planlamacı, deneyimli bir Birgen Keleş partinizin hep ön saflarında.
Ve siz, partinizin belki de en büyük şansını oluşturacak olan bir avuç bakanınızı seçerken, “benden yana-bana karşı” hesabını yapıyorsunuz; ama, “o görevin gereklerini ne ölçüde yerine getirebilir” hesabına fazla önem vermiyorsunuz.

Hasan Fehmi Güneş, son CHP hükümetinin en başarılı isimlerinden biri, belki de birincisiydi. Ama bu, bir “yatak kaçamağı”nın basına yansıması üzerine, Başbakan Ecevit’in onun istifasını istemesine engel olamamıştı.
Bugün ise Sayın Güler İleri’nin bakanlık görevinden ayrılmaması için en büyük destek Sayın İnönü’den gelebiliyor.

Şairin dediği gibi; “Biz mi değiştik, yoksa devirler mi değişti”?
Her istediğini kitlelere kabul ettirebilecek bir önder tarihte gelmedi.
En güçlü önder bile ancak kitlelerdeki eğilimleri iyi değerlendirebildiği ölçüde etkili ve başarılı olabilir.
En güçlü önder bile, etrafına güçlü isimleri toplayabildiği ölçüde büyür.
Zubin Mehta’yı Dinar Bandosu’nun başına getirseniz ne olur? Beckenbauer yönetse, Çemişgezekspor Türkiye Şampiyonluğu’nu kazanabilir mi?
Küçük adamlarla, büyük işler başarılamaz.. Ve küçük adamlarla çalışmayı seçenler de büyüyemezler!…
—————————————————-
Bu yazı, Devlet Bakanı Güler İleri’nin istifasından önce kaleme alınmıştır.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: