Yazı Hakkında

Başlık:Özal Öldü, Yaşasın Doğramacı!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:26 Haziran 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Özal Öldü, Yaşasın Doğramacı!..

Bir zamanlar Özal’ı “Atatürk’ten sonraki en büyük devrimci” ilan etmişlerdi.

Belli ki, ne devrimin anlamını biliyorlardı ne de toplama çıkarma yapmayı. Sonunda rahmetlinin neleri devirdiği anlaşıldı.

KİT’ler devrilmişti. Ekonomik-toplumsal dengeler devrilmişti.

Devletin yolsuzlukları zorlaştıran denetim olanakları devrilmişti.

Dürüstlüğün erdem olduğu inancı devrilmişti.

Şeriatçıların önündeki engeller devrilmişti.

Anadolu insanını ‘etnik’ kökenine göre bölmeyi zorlaştıran duvarlar devrilmişti.

Son kırk yılın tüm ihanetlerine karşın direnen Atatürk’ün yapıtıydı, devrilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılan!

★★★

Üniversite öğretim üyeliğinden gelmiş birikimli bir gazeteci arkadaşımız, şimdi de İhsan Doğramacı’yı ‘Müzikte Türk Rönesansı’nın kurucusu yaptı çıktı.

Bu kez de herhalde “Özal’dan sonra gelmiş en büyük devrimci” ile karşı karşıyayız. ‘Rönesans’ın anlamı ‘yeniden doğuş’ değil mi? Atatürk başaramamış olacak ki şimdi ‘Aydınlanma Devrimi’nin ihalesi eski YÖK’çüde kaldı.

Bakalım yeni ‘büyük devrimci’ neler yapmış?

Azerbaycan’ın en tanınmış müzisyenlerinden oluşan 40 kişilik bir kadroyu Bilkent’e getirmeyi başarmış. Görkemli Müzik Fakültesi inşaatının ekim ayına kadar bitirilmesi için emir vermiş. Bilkent’in ilk ve orta öğrencilerinden yetenekli olanlara, müzik destekli çift eğitim öngörmüş.

İstanbul Festivali’nin açılış konserini, Azeri Şef Server Ganiyev’in yönetimindeki Bilkent Akademik Oda Orkestrası yapmış. (Orkestra elemanlarının da zaten önemli bölümü Azeri!)

Bu, ‘devrim’ olmasına devrim de acaba bu devrimde Sayın Doğramacı’nın mı rolü daha büyük, yoksa Sayın Lenin’in mi?

İşte kafamı kurcalayan soru bu.

Böylesine görkemli bir devrimin yanında, Atatürk’ün 70 yıl önce her yüz kişiden ancak 6’sının okuma-yazma bildiği, kişi başına düşen ulusal gelirin 70 dolar olduğu bir Türkiye’de yaptıklarının lafı mı olur?

Neymiş de..

1924’te Musiki Muallim Mektebi kurulmuş. Aynı yıl, Mızıka-yı Hümayun, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına dönüştürülmüş.

Milli Musiki ve Temsil Akademisi oluşturulmuş. 1926’da Darülelhan yeniden düzenlenerek ilk konservatuvar açılmış.

Neymiş de.. C.S.O’nun Müdürü Sayın H. Hüseyin Akbulut’un deyimi ile “Bugün Türkiyemizin müzik yaşamını, orkestralarımızı, konservatuvarlarımızı, opera ve balemizi, korolarımızı, bestecilerimizi, müzik dağarcığımızı, sanatçılarımızı cumhuriyetle başlatılan bu çağdaş atılımlara ‘borçlu’ imişiz.

Neymiş de.. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası bir ‘Anıt Kurum’ imiş. 70 yıldır Anadolu’da adım atmadık yer bırakmamış. Olağan hafta sonu konserlerinin yanı sıra sayısız bölge konserleri, çocuk konserleri, eğitim konserleri, radyo-televizyon, festival konserleri vermiş.

Neymiş de.. C.S.O.’nun Hipodrom konserine 50 bin, Aspendos konserine 20 bin izleyici gelmiş. Dünyanın büyük merkezlerinde Türkiye’yi onurla temsil etmiş..

Bol paralı ‘Bilkent Rönesansı’nın yanında bunların lafı mı olur!

★★★

Sayın Haluk Bayülken, Ahmed Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nun Birleşmiş Milletler’deki seslendirilişini anlatmıştı..

Konsere bazı ülkelerin temsilcileri ayıp olmasın diye katılırlar. Dudak bükerek.

Bitiminde ise artık çok şey değişmiştir.

BM koridorlarında artık Türk temsilcisine bir başka saygı gösterilmektedir. Bir başka gözle bakılmaktadır.

Bayülken’in de başı bir başka diktir.

Azenlerin ünlü Orkestra Şefi Niyazi Tekizade’nin bir sözü hâlâ kulaklarımda: “İnanınız, şu anda birçok Batı Avrupa ülkesinde, bir Saygun çapında besteci yoktur!”

Saygun ve daha niceleri, ‘Kemalist Kültür Devrimi’nin ürünüydüler. ‘Türk Aydınlanması’nın yarattığı ışıklardı.

★★★

Cüneyt Gökçer çok değerli bir sanatçı. Türk tiyatrosuna hizmetleri yadsınamaz.. Devlet Tiyatroları’nın önüne heykeli dikilmiş.

Heykelin sağlığında dikilmesi küçük bir yanlış. Ama Türk tiyatrosunun babası olan Muhsin Ertuğrul’unkinden çok daha büyük olması ‘büyük’ bir yanlış!

Devlet Tiyatroları’nın başında değerli bir sanatçı-yönetici var. O göreve atama ile değil ‘seçim’le gelmesi güzel bir şey. Ama sanata yön verecek olanı sanatçı olmayanlara seçtirmek ‘büyük’ bir hata!

Özal’dan Doğramacı ya. Gökçer’e… Herkesin olumlu yanı var, olumsuz yanı var. YÖK var, akrabalık ilişkileri var..

Toplum elbette ki kendine hizmet edenleri unutmamalı. Ama yergi gibi övgüde de ipin ucu kaçırılmamalı ki tepki doğmasın.

Abartılmamalı ki, olumsuz yanları anımsamak ve anımsatmak zorunda kalmayalım!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: