Yazı Hakkında

Başlık:Para, Sayı ve Siyaset…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:25 Haziran 1995 Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Para, Sayı ve Siyaset…

Bir yanda anayasa değişikliği, öte yanda Mercümek davası.

İkisinin eşzamanlı olarak gündeme gelmesi ne güzel! Bir çarpıklığı ve Türkiye’deki çıkmazın nedenlerini gözler önüne sermek için bundan daha iyi bir düzenleme olamazdı.

Eskilerin deyimi ile sanki ‘takdir-i ilahı’..

Çoğulcu demokrasilerin temelinde işçi-işveren dengesi vardır.

Para, gücü ile sayı gücü birbirini dengelemiştir. Hakların ve özgürlüklerin de sistemin iyi işlemesinin de önkoşulu bu dengedir.

Gücün, gücü dengelemediği yerde demokrasi olmaz!

Tek bir gücün egemenliği olur. Aldatmaca olur.. Ve toplum, o tek gücün olanakları ile sınırlanır. Tıkanır kalır…

★★★

Para tarih boyunca siyaseti hep etkilemiştir.

Ama derebeyleri, parayı öne çıkarmaktan hoşlanmazlardı. Silahı, iyi dövüşmeyi, silahlı güçlere sahip olmayı, siyasal güç kazanma açısından daha önemli sayarlardı.

Oysa yeterli parası bulunmayanların, kaleleri, şövalyeleri, dolayısıyla siyasal etkileri de olamazdı…

Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki derebeylerin, paraya ek olarak bir güçleri daha var. Kuşaklar boyu süren servetin kendilerine sağladığı saygınlık.

Gücün sürekliliği, o güce saygıyı alışkanlık haline getirir. Ve o servetin topraktan ya da fabrikadan geliyor olması fark etmez..

Para geleneksel toplumda köylüyü satın alır. Çağdaş toplumda ise kafaları ve ‘oy’ları.

Servet sahipleri, görüntülü ve yazılı basma, yalnızca ‘ürün’lerini satmak için reklam vermezler. Gün olur, kendi düşüncelerini satmak için de reklam verirler.
Daha da olmazsa, reklam vermek yerine, o yayın organını satın da alabilirler.

Marksistler, para kimde ise siyasal iktidarın da onda olacağını düşünürler. Karşıt kuramcılar ise paranın siyasal etkisini doğal ve hatta sağlıklı sayarlar.

Onlara göre: çalışkan ve yetenekli olan herkes para kazanabilir ve siyasal yaşamda da etkili olabilir. En akıllı, en çalışkan, en yeteneklilerin bu yoldan etkisinin artması ise toplumun yararınadır.

Yani paranız yoksa ya aklınız ya yeteneğiniz ya da çalışma güç ve isteğiniz yok demektir!.. Bu durumda da ülkeyi sizin yönetmeniz için hiçbir neden yoktur!

★★★

12 Eylül, kafa ve kol emekçilerini -anayasa ile- siyasetin dışına iteledi. Meydanı para ve din simsarlarına bıraktı.

Sistem kaçınılmaz olarak çıkmaza girince de, ‘paracı’lar ile ‘dinci’ler birbirlerine düştüler.

Dinciler giderek ağır basıyor, çünkü onların üstelik ‘para’ları da var. Hem de hiç kimsede olmadığı kadar!.. Marmaris’teki adamın, “Artık anayasaya kefil değilim!” diye feryat etmesi de bundan.

RP’nin ‘has’ adamı Mercümek, tam 16 trilyon 548 milyar 502 milyon liralık para ve hisse senedine sahip. Almanya’nın çeşitli kentlerindeki camilerden Bosna’ya yardım olarak toplanan paralar ona akmış. RP’nin ’emanet’ ettiği paralar onda.

Ama ‘dolandırıcılık ’tan yargılandığı davaya, besmele çekip dua okuyarak başlamak istiyor. RP’nin ve Meclis’teki yandaşlarının anayasadan çıkarmak için
yırtındıkları ünlü 24. maddede ise şu hüküm var:

Kimse.. siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

★★★

DYP ve ANAP gibi iki sermaye partisinin tüm parasal gücünü üst üste koysanız da 16 trilyonun kıyısına bile yaklaşamazsınız. Para ile din ticareti kol kola girince, İkiyüzlü sermayenin yenilmesinden daha doğal ne olabilir?

Kapı kapı dolaşıp armağan dağıtan, başörtülü ‘inanç ordusu’nun masrafları nereden karşılanıyor? Yüzbinlerce yoksul ailenin oyları nasıl satın alınıyor?
ANAP ve DYP içindeki ‘hidayete eren’ milletvekili sayısı niçin her geçen gün artıyor?

Ve kamu görevlisine’ grev’ hakkı verilmezken, ‘düşünce suçlularının milletvekilliklerinin ‘kendiliğinden’ düşmesi hükme bağlanırken…

Acaba niçin.. devletten ihale alan, iş takipçiliği yapan, devletin trilyonlarını yiyen ya da seçildikten sonra Meclis’e adımını bile atmayanların, milletvekilliklerinin ‘kendiliğinden’ düşmesi kabul edilmiyor?

Yanıt pek Sayın Erbakan Hoca’dan.. leziz ve de nefis:

“Biz din düşmanlığına son vermek için çalışıyoruz!...”

Hoca’nın sözlerinin bir geçerliliği ve anlamı olmasa da yaptıklarının ‘amacı’na uygun olduğuna kuşku yok! Ama çıkarları ve dünya görüşleri ‘demokrasi düşmanlığına sen vermekten’ geçenler için aynı şeyi söylemek çok zor!..

‘Solsuz demokrasi’yi alsınlar, ister tepe tepe kullansınlar isterlerse de bir yerlere tıkaç yapsınlar!…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın