Yazı Hakkında

Başlık:Paşama Mektuplar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:04 Ocak 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Paşama Mektuplar…

Çok uzun yıllar önceydi.

27 Mayıs olmuştu. DP dönemi sorumluları cezalandırmışlardı. Eski iktidarın milletvekilleri artık cezaevindeydiler. Yassıada’dan Kayseri’ye gönderilmişlerdi.

Yavaştan yavaştan “af” istekleri gündeme geliyordu.

Bizler gençtik. Duvarları DP iktidarının açtırdığı ateşin kurşun izleri ile dolu bir eğitim kurumunun öğrencileriydik… Mülkiyeliydik.

Diktatörlük kurmak isteyenlere karşı özgürlük haykırışlarıyla yürümüştük. Bir kez daha sokaklara döküldük.

– Af yok!.. Af yok!.

Bir yanımda Hıncal Uluç vardı. Onun yanında da Ayşe Nil Tahralı. Ciğerlerimizin tüm gücüyle bağırıyorduk.

Ayşe Nil’in babası da DP milletvekiliydi. Diğerleri gibi cezaevindeydi. Ve Ayşe hemen tüm hafta sonlarını, babasını birkaç dakika görebilmek için Kayseri yollarında geçirirdi..

Birkaç satırlık bir mektup. Mektuba eklenmiş bir kitap. “Din Üzerine Paşama Mektuplar” (Sarmal Yayınevi).

Birden.. kitabın, çok uzun yıllardır görmediğim yazarı canlandı gözümde. Yıllar öncesine gittim.
Ama mektubun ilk satırları sarsıcıydı:

“Sana uzun yılların ötesinden merhaba diyorum. Başı dik, kendine güvenil, küstah Ayşe Nil Tahralı’yı hayat öyle bir törpülediki.. şaşarsın acılar, acılar, acılar… Yaşanan trajediler. Akıl hastaneleri, elektroşoklar… Değişmeyen tek şey, hâlâ çok iyi bezik oynuyor olmam!..”

Önce “Kaçıklık Diploması” adlı kitabı yazmış.

“Paşama Mektuplar”ın çıkış noktası ise doğumuna yardım için gittiği gelini ile Amerika’daki bir sohbet.

“Aşk insana yaşam sevinci verir. Biri olmalı kafamda. Ona şiirler, mektuplar yazmalı, düşüncelerimi, duygularımı anlatmalıyım. ”

“- O zaman siz de soyut bir sevgili bulun, ona yazın yazacaklarınızı. Sonra da bunları yayımlarsınız. ”

Harika bir fikir, ama kime yazmalı? Birden beyninde bir şimşek çakmış:

“- Buldum! Ben Mustafa Kemal’e yazayım en iyisi. Söylev’i okuyup onu tanıyınca taparcasına bir sevgi duymuştum…”

★ ★★

“Paşama Mektuplar” beni daha ilk sayfalarından başlayarak sardı, sarmaladı. Aldı, götürdü.

Bilgi, birikim, akıl, duygu, gözlem. Gülmece yeteneği. kendiliğinden oluşmuş gibi görünen, çok ustalıklı bir kurgu. Su gibi akan bir anlatım. Şiirsellik.

O karanlık günlerinde Ayşe Tanrı’ya sığınmış.

Önce Kuran’ı okumuş. Sonra da dil üzerine yazılmış olan en seçme kitapları… Çelişkileri görünce ilk elden değerlendirebilmek için Arapça kurslarına gitmiş.

Okumuş, okumuş. Yaşamış. Ve yazmış.

Güncel yaşam insan ruhu siyaset, din ve Mustafa Kemâl iç içe girmiş. Doyumsuz bir bütün oluşturmuş.

Ayşe Nil, “Paşa”sına yazdığı bir mektubu şöyle noktalıyor.

“İslamiyet’te gösteriş için tüketim de israf da yasak ve günahtır. Hz. Fatma’nın çeyizini sayacağım sana şimdi: Bir sedir, bir yün yatak, bir hurma lifi minder, bir kilim, bir yatak örtüsü, bir su kabı, bir takım elbise ve daha bazı ev eşyası. Ya Erbakan’ın kızlarının çeyizi?”

Anadolu insanı ne demiş;

“Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz”.

Ve eklemiş:

“Deve Kâbe’ye gitmekle hacı olmaz. ”

★★★

Mektuplarda kimler, neler yok ki!

Atatürk’ü “yerin dibine batıran” konuşmalar yapmak için Amerika’ya kadar giden; konuşmasını “Aslında soldaki aydınlarla dinciler uzlaşabilirler” diye bitiren Murat Belge’den… Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ına kadar…

Üstelik o şiirsel anlatımın içinde, zaman zaman Ayşe Nil’in kaleminden çıkmış şiirler de var öyleleri için.

“Hasan Mezarcı ne söylerse söylesin… / Yobaz, korkak, tutucu, bağnaz / Mezarcılar / Derin, daha
derin, daha derin kazın /Büyük olsun/ Hepinizi alacak kadar”

Ayşe Nil yaşamış, araştırmış, düşünmüş. Sadece “başkaları”nı değil, kendi çizgisinde olan
kimilerini de eleştirel değerlendirebiliyor.

“Kabahat bizde, hepimizde. Dine tümüyle yüz çevirmeyip ona sahip çıksaydık, işimiz çok daha
kolay olurdu. En azından bir ağırlığımız olurdu, insanlara ne dediğimizi anlatabilirdik. Aynı dili konuşurduk. ”

Mustafa Kemal’in “dinde reform” amacıyla oluşturduğu komisyonun üyelerinin bile. O’nu anlayamadıklarını anımsatıyor. Kemalist aklın yolunu bir kez daha aralamaya çalışıyor.

★★★

Ozan Ayşe Nil de yazar Ayşe Nil kadar güçlü.

“Anıtkabir’de yürüyorum / İki yanımda açılmış aslan ağızları / Taşlar soğuk / Gecenin ayazı korkutuyor yıldızları / ‘Yürü be kadın’ diyorum / Şunun şurasında sabaha ne kaldı!”

Kitap bitti. Bitmesin istedim… Ve “Kaçıklık Diploması “nı kitapçılarda aramaya karar verdim…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: