Yazı Hakkında

Başlık:Perdeyi İndirmek!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:05 Haziran 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Perdeyi İndirmek!..

Yıl 1978.

Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin kültür bakanları Atina’da toplanıyordu. Ve bu vesile ile uzun yıllardan beri ilk kez bir Türk bakan Yunanistan’ı ziyaret ediyordu.

İlk olarak, ev sahibi ülkenin kültür bakanı ile bir görüşmem olmuştu. O da benim gibi üniversite profesörüydü. Uzattığım dostluk eline yanıtı şuydu:

“Terör sorununuz var. Ekonomik sorunlarınız büyük, Kıbrıs’taki işgalden vazgeçmezseniz, bunlarla başedemezsiniz!..”

Ben orada iken Yunan basınında çıkan bir yorumda ise şu tema işlenmekteydi: “Türkler öldürmeden duramazlar.. Şimdi öldürecek Rum, Ermeni bulamayınca, artık birbirlerini kesiyorlar..”

Kastedilen, eli silahlı ideolojik gruplar arasındaki çatışmalardı.

Büyükelçimiz Necdet Tezel’in önerisi ile son bir girişimde bulundum. Hükümetteki en güçlü isimlerden olan Averof ile görüştüm.

Savunma Bakanı idi. Ama Başbakan Karamanlis’e yakın olma, ‘iç kabine’de yer alma ve Türkleri oldukça iyi tanıma gibi özellikleri vardı. Atina’ya hareket etmeden önce Başbakan Ecevit’in ‘telkin’lerini almıştım. İki saat süren görüşmede, şu mesajı vermeye çalıştım:

“Ortak çıkarlarımız, aramızdaki sorunlardan daha önemlidir. Sorunların akılcı çözümü için ortamı hazırlamalıyız. Bunun için en iyi yol da kültürel ilişkilerden geçer. Çünkü kültürde rekabet yoktur.”

Yunanlı romancı Dido Sotiriyu’nun “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” kitabından, bir Türk-Yunan ortak filmi yapmayı önerdim. Okul kitaplarını karşılıklı olarak inceleyip, çocuklara düşmanlık aşılayan bölümlerin ayıklanması için bir karma komisyon önerdim. Her türlü öneriye açık olduğumuzu vurguladım.

Duygulanmıştı.

Karamanlis’le görüşeceğini, hatta Ecevit’in şiirlerinin Yunancaya çevrilebileceğini bile söyledi.

Ve aradan aylar geçti, yıllar geçti.. Yunan tarafından, en ufak bir ‘iyi niyet’ işareti bile gelmedi..

Yunanistan’ın tutum değiştireceğini beklemek saflık.

Çünkü ‘Türk düşmanlığı” Yunan iç siyasetinin ayrılmaz bir parçası olmuş. Çünkü Kıbrıs’ta ‘Türk tarafının haklarını da gözeten” kalıcı bir barış Rum tarafının işine gelmiyor.

İstedikleri, ekonomik güçlerini kullanarak ‘Ada’ya yeniden egemen olmalarına açık kapı bırakan bir ‘çözüm’dür. Yoksa barış yaparak Türkiye’yi ve KKTC’yi niçin rahatlatsınlar?

Kıbrıslı Türkler içinse, artık Rumlarla ‘bir arada’ yaşamak olanaksız. Eskiden varolan ‘ortak dil’de büyük ölçüde kaybolmuş. Artık 20 yaşındaki Kıbrıslı Türk ne Rumları tanıyor ne de Rumca biliyor.

Aynı ırktan olan, aynı dili konuşan, yüzyıllardır bir arada yaşayan Sırplar ile Boşnakların durumu gözler önünde.

Bosna’daki insanlık faciasına duyarsız kalan, 1974 öncesi Kıbrıs Türkünün dramına gözlerini kapayan, Samson darbesinden sonra kılını bile kıpırdatmayan Batı değil mi? ABD’nin, AB’nin ve onların kuklası olan BM Genel Sekreteri’nin -nedeni ne olursa olsun- ‘Yunan yanlısı’ bir tutum içinde olduklarının saklanacak bir yanı
kaldı mı?

Geçen günkü yazımda, artık perdeyi indirip, bıkkınlık vermeye başlayan bu ‘kokuşmuş’ oyuna son vermek zamanının geldiğini savunmuştum.

Türkiye neden çekiniyor?

Avrupa Birliği’ne alınmamaktan mı?

Daha geçen gün, en yetkili ağızlarından Jacgues Delors, gelecekte AB’ye girecek ülkeleri teker teker saydı. Bunların içinde Arnavutluk bile vardı. Kıbrıs Rum kesimi zaten vardı. Ama Türkiye yoktu!..

Yok efendim, perdeyi indirirsek, Batı bizi sıkıştırırmış..

Daha ne kadar sıkıştıracak? Batı, Rusya’nın yeni yönelimlerinden rahatsız değil mi sanıyorsunuz? Ortadoğu’dan koktendinci akımlar Batı’yı endişelendirmiyor mu? Kuzey Irak’ta Türkiye’nin desteğine gereksinmeleri yok mu?

Batı’nın Türkiye’nin üzerine giderken bir sınırı vardır. O sınır da Türkiye’nin ‘korkma’ düzeyidir!..

Şimdi Batı’nın yapacağı son bir ‘yüzsüzlük’ daha kaldı: Kıbrıs Rum kesimini AB’ye kabul etmek.

O zaman -Sayın Denktaş’ında dediği gibi- KKTC için, Türkiye ile bütünleşmekten başka çare kalmayacaktır..
Ecevit KKTC’yi özerklik çerçevesinde Türkiye ile bütünleştirecek -dünyada örnekleri de bulunan- bir formülü yıllardır savunurken haksız mıydı?

Psikologlar hep söylerler: Korkuyu yenmenin en kestirme yolu, üzerine gitmektir!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın