Yazı Hakkında

Başlık:Perinçek’in Mektubu…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:06 Aralık 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Perinçek’in Mektubu…

Son yazılarından birinde – laikliğe ve demokrasiye
bağlı seçmenin önünde- sadece iki seçenek olduğunu yazmıştım; CHP ve DSP.

Çünkü, aydın kişinin “tavır koymak”la yetinemeyeceği inancındaydım. “Aydın”ın “kişisel doyum” peşinde koşmaması.. ve kendisini “toplumundan sorumlu” sayması gerektiğine inanıyordum.

Şimdi de aynı şeye inanıyorum.

Seçimi boykot etmenin ya da -tek milletvekilliği bile getirmeyeceğini bile bile- “tepki oyu” kullanmanın “aydın sorumluluğu” ile bağdaşmayacağını düşünüyorum.

★ ★★

İşçi Partisi’nin önderi Doğu Perinçek’ten bir mektup aldım.

Benim iki seçenek sunmama -kendisi açısından-
haklı olarak katılmayan Sayın Perinçek, uzun mektubunda şöyle diyor:

“Kemalist devrimin en önemli tarihsel mirası, sanırım bağımsızlık ve demokrasi arasındaki bağı, eylemiyle yaratmış olmasındadır. Demokratik bir toplum kurmak için, Türkiye öncelikle emperyalizmle savaşmak, bağımsızlığı kazanmak zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı’nı, Cumhuriyet Devrimi ve Atatürk’ün önderlik ettiği büyük demokratik atılımlar izledi. Bu deneyim, çağımızın temel gerçeğini doğrulamış ve mazlum halklara bir emek sunmuştur. Demokratik devrim, çağımızda ancak ve ancak emperyalizme karşı mücadele ekseninde gerçekleştirilebilir.

Bu büyük gerçek, yakın geçmişimizde bir kez daha doğrulandı. IMF reçetelerine bağlanarak, bağımsızlığın ekonomideki kaleleri olan KIT’leri dünya sermayesine teslim ederek, demokrasiye yönelemezsiniz, tersine emekçi halka şiddet uygulayan bir rejim yaratırsınız. Şimdi özelleştirme programının bir polis rejimiyle uygulanması noktasına gelinmiştir.

CHP ve DSP emperyalizme karşı tavır almadıkları için, demokratik ve laik bir eğilim içine giremediler.
Her ikisi de özelleştirmeci. (…) Mustafa Kemal’in,
Gençliğe Hitabesi’nde belirttiği gibi, ülkenin tersanelerine girilmektedir ve CHP ile DSP ekonomik programları ve pratikleriyle IMF’nin yanındalar.

İşte emperyalizmin merkezleriyle bütünleşen bu
ekonomik program, demokrasi ve laiklikten vazgeçen
tutumun da ilanıdır. Ecevit ANAP üzerinden Nakşibendi ve Menzil şeyhleriyle ittifaka girmektedir (…) Sivas katliamı sırasında polisin saldırganlara müdahale etmemesi emrini veren hükümetin başında, o sırada SHP Genel Başkanı vardı. CHP’li kültür bakanları, gazetelere verdikleri koca koca ilanlarla, devlet
kütüphanelerinde Saidi Nursi’nin kitaplarının bulunduğunu’ iftiharla bir demokrasi nişanesi gibi sundular (…)

CHP ve DSP, Türkiye’nin sağa kayışına engel oluşturmuyor, fakat tam tersine köprü oluyorlar. SHP; Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerimizde belediyeleri almıştı. O belediyeleri, RP’li dinci başkanlara teslim etti (…)

Bu durumda M. Kemal’in devrimci mirasına sarılanlar, nasıl olur da CHP ve DSP’den yana tavır alırlar? Bu tutum, CHP ve DSP’nin sağdan kopmasına değil, sağla daha sıkı bütünleşmesine hizmet eder. Nitekim CHP ve DSP tabanı da bu gerçeği görmeye başladı. CHP tabanı ve Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nin üye kitlesi, haklı olarak İşçi Partisi’yle güçbirliği yaparak seçimlere giriyor.

IMF reçetesine ve dış politikada ABD taşeronluğuna cepheden tavır almak, bugün biricik yurtsever tavırdır. Bugün sistemden kopmanın, başka deyişle
Anadolu’ya geçmenin somut ifadesi budur. Nitekim Kemalist veya sosyalist, Türkiye’nin aydın birikimi Melih Cevdet’ten Bahri Savcı’ya kadar, bu nedenle oylarımız İşçi Partisi’ne diyor. Türkiye’nin Cumhuriyet değerlerini yaratanlar, emekçi halkla birlikte büyük bir çıkış arayışına yöneldiler. Bu birikimden ve
bu hareketten kopmayacağımızı biliyorum. Bu mektubu size sunmamın nedeni de budur.”

Sayın Perinçek, benim de yer yer buluştuğum ‘ciddi bir düşünce’yi temsil ediyor. Saygı duyduğum bir savaşım veriyor. Mektubunda değindiği noktaların çoğunluğuna da “yanlış” demek olanaksız.

Ama bu benim tavrımı değiştirmiyor!

Niçin değiştirmediğini de, cuma günkü yazımda
açıklayacağım.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: