Yazı Hakkında

Başlık:PKK Başarabilir mi?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:13 Eylül 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

PKK Başarabilir mi?

PKK bugün Türkiye’de ne ise, “Huks” bir zamanlar Filipinler’de oydu.

12 bin silahlı militan… 17 milyonluk bir ülkede, en az bir milyonluk bir kesimin etkin desteği. Yiyecek dahil, çeşitli ihtiyaç maddelerini örgüte sağlayan, “istihbarat” temin eden, gerektiğinde militan yetiştiren bir milyon kişi.

Devlete etkin destek verenlerin sayısı da ancak bir milyon.

Tüm Filipin ordusunun asker sayısı ise sadece 30 bin.

Tüm bunlara karşın Huks hareketi amacına ulaşamadı!

Malaya’da komünistlerin en az 500 bin etkin “ajan”ları vardı. Gündüzleri köylerinde “masum” siviller olarak yaşamlarını sürdüren, gece olunca ayaklanmacılarla bütünleşip, her türlü desteği veren, tüm ülkeye yayılmış bir ağ.

Üstelik de karşı taraf, sömürgeci İngiliz ordusu. Sonunda ayaklanmanın üstesinden gelen İngilizler oldu!

Nasıl?

DYÇ (Düşük Yoğunluklu Çatışma) yöntemleri uygulayarak!

★★★

Daha 1962 yılında, ABD Cumhurbaşkanı John F. Kennedy şöyle demişti:

“Bu şiddeti bakımından yeni, kökeni bakımından eski, değişik bir savaş. Gerillalarca, yıkıcı güçlerce, katillerce yapılan bir savaş. Zaferi, düşmanı savaşı zorlayarak değil, onun takatini keserek ve yavaş yavaş çökerterek arayan bir savaş… Onu bu koşullar içerisinde karşı koymak için, tamamıyla yepyeni ve değişik bir
stratejiyi, tamamıyla yepyeni ve değişik bir kuvveti ve bundan dolayı da tamamıyla yepyeni bir askeri eğitim gerektiriyor.”

Türkiye bu gerçeği çok geç anladı. Bu nedenle de, ödenmekte olan bedel yükseldi!

1984’te ilk şiddet gösterileri patlak verdiğinde, Türk devleti “gaflet” içindeydi. Özal olayı “üç beş eşkıyanın işi” sayıyordu. Bir DYÇ ile karşı karşıya olunduğunun ayrımında olan ve buna uygun savaşım biçiminin gereklerini bilen kimse yoktu.

Güneydoğu’da egemen olan “gündüz” devlet, “gece” PKK idi.

PKK saldırıyor, devlet savunuyordu.

PKK’ce kullanılan yöntemlere uygun, etkili bir savaşımın mekanizması ancak 1992’de kurulabildi… Ve yitirilen zamanı da PKK çok iyi değerlendirdi.

★★★

Şimdi durum nedir?

Artık “kepenk kapatma” ya da kadın ve çocuklar önde, halk katılımlı sokak gösterileri yok. Köşede bucakta, savunmasız konumlarda olanlara yönelik, “vur kaç” eylemleri var.

Yabancı askeri uzmanlar, bu durumu “kabul edilebilir şiddet düzeyi” olarak nitelendiriyorlar. Ama çok önemli bir yabancı uzman şöyle diyor:

“DYÇ sadece askeri güçle ne durdurulabilir ne kazanılabilir. Tüm ulusal gücün, çatışmayı yaratan kaynaklar üzerine uyumlu bir biçimde yöneltilmesi gerekir.”

Ve Türkiye henüz bu noktada değil!

Gelecekte ne olabilir?

Bu savaşımda “kazanma” ve “zafer” gibi kavramlar yok. Eğer konuya çok yönlü yaklaşılmazsa, en başarılı askeri çözümler bile “geçici” olmaya mahkûm!

★★★

Yukarıdaki bilgi ve değerlendirmeleri, “Güneydoğu Düşük Yoğunluklu Çatışma” kitabından aldım. Son günlerde basının yoğun ilgisini çeken kitabında, M. Ali Kışlalı şöyle diyor:

“1987 şubatında Uludere’nin Taşdelen köyüne PKK baskınından sonra gittiğimde, köylüler kendilerini bildikleri bileli köylerine eşkıyanın ya da kaçakçıların gelip yiyecek içecek alıp gittiklerini, ama devletin oraya ancak PKK katliamından sonra geldiğini söylemişlerdi. O güne kadar ancak bir keçiyoluna sahip köye,
PKK baskınından sonra, jip geçebilecek bir dağ yolu
yapılması gündeme gelmişti.”

Kitap önce DYÇ’yi anlatıyor. Dünyadan örnekler veriyor. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Kürt isyanları ile PKK olayının farkına eğiliyor. 1984’ten bu yana olan gelişmeyi çözümlüyor (analiz ediyor).

Ayrıca sivil ve asker yetkililerle, yabancı uzmanlarla yapılan söyleşilere yer veriyor.

Yazar, bu çok yönlü incelemesinin önsözünü şöyle noktalamış:

“PKK terörünün görünür bir gelecek için Türkiye’nin gündeminden kalkmayacağı muhakkak. Çünkü DYÇ kurallarının sadece bir bolümü uygulanmakta. Teröristler, diğer suç grupları gibi, kendilerine şu ya da bu sebepten katılacak bir avuç insan bulduklarında eylemlerine devam edebiliyorlar. Dünyanın halen yirmiden fazla yerinde bu tür faaliyetler sürüyor. İngiltere
gibi bu konuda büyük deneyim kazanmış bir ülke bile, IRA ile 1969’dan beri mücadelesini devam ettiriyor. O halde Türkiye’nin de bu uzun sureli mücadeleye kendini alıştırması ve olaylara çok yönlü yaklaşmayı öğrenmesi gerekiyor”

DYÇ’yi sadece yetkililerin değil, gelişmelerden endişe duyan herkesin öğrenmesinin zamanı geçiyor bile!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: